Siyaset14 Nisan 2006 00:00

Selim Somçağ 14 Nisan 2006 tarihli "Dış Borçlarda Tehlikeli Tırmanış" yazısında şunları belirtti

Selim Somçağ 14 Nisan 2006 tarihli  "Dış Borçlarda Tehlikeli Tırmanış" yazısında şunları belirtti: "Hazine Müsteşarlığının verilerine göre Türkiye’nin dış borcu 2005 yılında 8 milyar dolar artarak 170 milyar dolara ulaştı.    2000 yılında IMF programı başladığı zaman Türkiye’nin dış borcu 103 milyar dolardı.   IMF’nin emir ve kumandasında geçirilen 6 yıl sonunda bu rakam % 65 artışla 170 milyara ulaştı.   6 yıllık kayıtsız şartsız IMF hegemonyası Türkiye tarihinde dış borçların en hızlı arttığı dönem oldu. Dış borçlardaki büyük artışa rağmen IMF’nin,  hükümetin ve malûm medyanın dış borç stokunun azaldığını ileri sürdüklerine rastlayabilirsiniz.   Tabiî bu bir aldatmacadır.   Aldatmacanın iki kanalı vardır.   Birincisi,  yalnızca devletin dış borçlarını ele alıp özel sektörün dış borcunu değerlendirmeye dahil etmemektir.   Böyle bakarsanız 2005 yılında kamu dış borç stokunun 12 milyar dolar azalması önemli bir iyileşme gibi görünebilir,  ama bu yanıltıcıdır.   naproxennatrium site naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg

 2003’ten itibaren ortaya çıkan küresel likidite bolluğu ortamında özel sektör rahatça borçlanabildiği için, son yıllarda devlet yurt içinde de döviz cinsinden borçlanmaya başlamış,  özel sektörden aldığı döviz borcuyla dış borç stokunu azaltmıştır.   Fakat bu sağ cebin sol cebe borçlanması meselesidir.   Türk ekonomisi büyük boyutlu cari açık verdiği için özel sektörün net döviz kazancı yoktur;  onun elindeki dövizin kaynağı da borçtur.   Nitekim bu yüzden 2005’te Türkiye’ye 9 milyar doğrudan yatırım,  6 milyar dolar hisse senedi yatırımı yapıldığı halde (bu kalemler dış borç yaratmaz), yine de cari açık ve kamunun içeriden borçlanması sebebiyle özel sektörün dış borcu 8 milyar dolar artmıştır.

Peki devletin dış borcu artacağına özel sektörün dış borcunun artması daha iyi değil mi?   Devletin borcu hepimizi,  özel sektörün borcu yalnızca ilgili kuruluşu ilgilendirmez mi?   Maalesef kazın ayağı öyle değil.   2000 yılındaki Kasım krizinde program çatırdamaya başlayınca IMF Türkiye’ye ek kredi vermek için devletin özel bankaların dış borcuna garantör olmasını şart koşmuş,  anayasaya uygunluğu tartışmalı olan bu şart Ecevit hükümetince derhal yerine getirilmişti.   Bu yüzden üç ay sonraki devalüasyonda batan özel bankaların dış borçlarını da Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi ödedi,  yani hepimiz ödedik.   Türkiye IMF’nin yarı-sömürgesi olmayı içine sindiren iktidarlarca yönetilmeye devam ettikçe yeni bir krizde de aynı durumun ortaya çıkacağından şüpheniz olmasın.

Gelelim IMF cephesinin ikinci kandırmaca,  kötüyü iyi gösterme yöntemine.  Burada dış borç stokunun millî gelire oranı ön plana çıkarılır ve bu oranın düştüğüne işaret edilir.  Gerçekten de 2001’de % 80’e ulaşmış olan Türkiye’nin dış borç stoku/GSMH oranı 2005 sonu itibarıyla % 48’e gerilemiştir.   Yüzeysel olarak bakarsak etkileyici bir düzelme söz konusu.   İyi ama aynı dönemde dış borç stokunun da % 65 oranında,  ya da 67 milyar dolar tutarında arttığını biliyoruz.   Oranlamanın payında % 65 artış var,  buna karşılık oran % 80’den % 48’e gerilemiş;  demek ki paydada,  yani Türkiye’nin millî gelirinde muazzam bir artış olmuş.   Gerçekten de dolar bazında bakarsak 2001-2005 arasındaki dört yılda Türkiye’nin millî geliri tamı tamına % 147 oranında artmış.   Dört yıllık dönemin ortalama büyüme hızı % 25.4!

Ne kadar güzel değil mi?   Şimdiye kadar yalnızca Çin’in birkaç yıl üst üste % 10 büyümesi bir ekonomi mucizesi olarak gösteriliyordu ama,  bu büyük başarıyı dünyaya duyurabilirsek bundan sonra dört yıl üst üste % 25 büyüyen ülke olarak Guinness Rekorlar kitabına Türkiye girer!

Tabii ki şaka yapıyorum.   Bu büyüme sadece dolar bazında.   Bu dört yıl içinde Türk Lirası dolara karşı çok büyük oranda değer kazandığı için,  millî gelirde görülen % 147’lik artışın  % 83’lük bölümü yalnızca ve yalnızca kurdan kaynaklanıyor.   Mevcut kur seviyesi de Türkiye’yi dev boyuta ulaşan ve büyümeye devam eden,  sürdürülemez bir cari açığa mahkum ettiği için kalıcı bir seviye değil.   İskambilden kule yıkılınca kur bugünkünden çok yukarılara çıkacak ve şu anda kur zoruyla düşmüş görünen dış borç stoku/GSMH oranı da roket hızıyla yükselecek.

Daha bitmedi.   Son dört yılın % 147’lik “rekor” büyümesinden % 83’lük kur etkisini izale edince geriye kalan % 35’lik büyüme de sağlam değil.   2002-2004 yıllarındaki % 29’luk büyümenin 13 puanı DİE’nin masa başında uydurduğu stoklardan kaynaklanıyor,  yani gerçekte böyle bir büyüme yok!    (Benim keşfedip deşifre ettiğim bu hayalî stok meselesinin ayrıntılarını yeni çıkan “Türkiye’nin Ekonomik Krizi” adlı kitabımda bulabilirsiniz.)   2005 yılında stoklarla büyüme aldatmacası sona erdi,  fakat bu sefer de başta nominal gelirleri reel (enflasyondan arındırılmış) baza dönüştürmek için kullanılan deflatörün gerçekte olduğundan düşük tutulması gibi başka istatistik dalavereleri söz  konusu.   Bunu yalnız ben söylemiyorum,  eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel ve eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak gibi IMF programının uygulanmasında bizzat görev almış bürokratlar bile rakamlardaki garipliklere dikkat çekerek ekonominin 2005’te % 7.6 büyüdüğü iddiasını şüpheyle karşılıyorlar.   DİE/TÜİK’in son dört yıla ait şişirme millî gelir rakamları çarpıtmalardan arındırılırsa bu dönemin toplam millî gelir artışı % 35’ten tahminen % 15 civarına inecektir.

Görüldüğü gibi dış borç stoku/GSMH hesabının neresinden tutsak elimizde kalıyor.   Aslında bütün bu hesaplamalara da gerek yok,  çünkü dış borç stoku/GSMH oranı yalnızca bir göstergedir.   Dış borcu millî gelir değil,  döviz kazancı öder.   Türkiye şu anda büyük cari açık veren,  dolayısıyla net anlamda döviz kazancı olmayan bir ülkedir.   Bu bakımdan millî geliri ne olursa olsun mantıksal ve matematiksel olarak dış borçlarını ödeyerek azaltması mümkün değildir.  Doğrudan yatırımlar da dış borç ödemeleri ve cari açık karşısında çok sınırlı kalacağı için,  Türkiye mecburen eski dış borçlarını yenileriyle kapatmak durumundadır.

Türkiye son beş yılda dış borçlarını büyük bir hızla arttırarak geleceğini ve bağımsızlığını ipotek altına almıştır.   Bu gelişmenin sorumlusu ise IMF’nin programları,  IMF’nin Türkiye’ye dayattığı örtülü kur çapası ve bunları ses çıkarmadan uygulayan IMFci iktidarlardır."