Dış Politika13 Nisan 2006 00:00

ABD TÜRKİYE’Yİ IRAK’A İTİYOR - Prof. Dr. Osman Metin Öztürk

PKK terör örgütü ile ABD arasındaki bağı Türk kamuoyunda bilmeyen yok. Sokaktaki sade vatandaş bile, ABD ile PKK terör örgütü arasında bağ kuruyor. Türk halkında, bu örgütün ABD tarafından kullanıldığına ve yönlendirildiğine dair genel bir kanaat oluşmuş. Son olaylara bakarken öncelikle bunu bir kenara yazmak gerekir.ABD, Irak’ta sıkışmıştır. Irak’ta sıkıştığı için, İran’ı da karşısına alamamaktadır. Türkiye’nin Irak’a girmesi, hem Irak’ta ABD’yi rahatlatacak, hem de ABD’nin İran’ı karşısına almasını kolaylaştıracaktır.Irak’a girerek bataklığa saplanacak bir Türkiye, desteğe ihtiyaç duyacak ve bu da Türkiye’yi sonuna kadar ABD’nin etkisine açacak ve belki de rejim değişikliğine itecektir. renovation vejle link renovaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Ülkenin her tarafından terör faaliyetlerinin arttığı
bir süreci yaşıyoruz. PKK terör örgütü tarafından
gerçekleştirildiği ileri sürülen eylemlerde bir artış
gözlemleniyor. Irak’ta Türkmenleri hedef alan yeni
bazı olaylar yaşanıyor. Telafer’de çok sayıda Türkmen
peşmergeler tarafından tutuklanarak Erbil’de ve
Süleymaniye’de Kürtler tarafından kontrol eden
hapishanelere konuluyor. Bütün bu gelişmeler, doğal
olarak Türk kamuoyunun dikkatini Irak’a (özellikle
Irak’ın kuzeyine) çekiyor. Olaylar, Türk kamuoyunda
Irak’a müdahale edilmesi yönünde bir eğilime yol
açıyor ve bu eğilimi besliyor.

Yani, son gelişmeler, Türkiye’yi Irak’a itiyor.

Ancak, bu itiş, doğal değildir. Birilerinin senaryosu
bağlamında ortaya çıkan bir itiş izlenimi vermektedir.
Bu izlenime yol açan ve bu izlenimi besleyen bir çok
husustan söz etmek mümkündür. Bu yazıda bunlara
değinilmiştir.

PKK terör örgütü ile ABD arasındaki bağı Türk
kamuoyunda bilmeyen yok. Sokaktaki sade vatandaş bile,
ABD ile PKK terör örgütü arasında bağ kuruyor. Türk
halkında, bu örgütün ABD tarafından kullanıldığına ve
yönlendirildiğine dair genel bir kanaat oluşmuş. Son
olaylara bakarken öncelikle bunu bir kenara yazmak
gerekir.

ABD, Irak’ta sıkışmıştır. Irak’ta sıkıştığı için,
İran’ı da karşısına alamamaktadır. Türkiye’nin Irak’a
girmesi, hem Irak’ta ABD’yi rahatlatacak, hem de
ABD’nin İran’ı karşısına almasını kolaylaştıracaktır.

Irak’a girerek bataklığa saplanacak bir Türkiye,
desteğe ihtiyaç duyacak ve bu da Türkiye’yi sonuna
kadar ABD’nin etkisine açacak ve belki de rejim
değişikliğine itecektir.

Türk askerinin Irak’a girip orada bataklığa
saplanması, Türk halkı nezdinde prestij kaybetmesine
neden olacaktır. Silahlı Kuvvetlerin, tarih içinde
oluşmuş, Türk toplumu nezdinde itibarlı bir yeri
vardır. Türk askerinin Irak’a girerek burada bataklığa
saplanması, bu durumu değiştirecektir. İtibar
kaybetmiş ve Türk toplumunun gözünden düşmüş bir
Silahlı Kuvvetler, bugüne kadar içeriden ve dışarıdan
birlikte çalışarak Türkiye’yi bir yerlere taşımaya
çalışanlara aradığı fırsatı verecektir.

Irak’a girecek Türkiye’nin orada bataklığa saplanma
ihtimali oldukça güçlüdür. ABD ile Türkiye’nin güç
mukayesesi yapılır ve ABD’nin Irak’ta içine düştüğü
durum dikkate alınırsa,  bu ihtimalin niçin kuvvetli
görüldüğü anlaşılacaktır. Ayrıca, Türkiye’ye özgü özel
bazı hususların (durumların) da, bu değerlendirmede
etkili olduğu ifade edilebilir. Akıl ve mantık bu
ihtimali öne çıkarıyorsa ve buna rağmen Türkiye Irak’a
itiliyorsa, o zaman durup düşünmek gerekir: niye? Ve
bu itişin arkasındaki asıl niyet ve maksadı sorgulamak
icap eder.

Eğer, Silahlı Kuvvetler ve Türk askeri, bugüne kadar
ülke ve ulus bütünlüğü ile rejimin teminatı olarak
görülmüşse, Irak’ta bataklığa saplanması, bu teminatı
anlamlı olmaktan çıkaracaktır. Öncelikle, bunun ne
anlam ifade edeceğini iyi görmek gerekir.

Türkiye, eğer artan terör olayları nedeniyle Irak’a
girecekse, bu, PKK terör örgütüne ve/veya  Irak’ın
kuzeyindeki Kürt siyasal oluşumuna yönelik olacaktır.
Bunlar, gerçekte iki ayrı kimlik ve kurumdur. Ancak
bunların ortak bir yanları vardır. Bu da, her ikisinin
ABD’nin himayesinde olmalarıdır.

Irak’ın kuzeyindeki Kürt siyasal oluşumunun, “Güney
Kürdistan” söylemi ile Türkiye’yi tehdit ettiği
ve/veya Türkiye için bir tehdit niteliği taşıdığı
herkesçe bilinmektedir. PKK terör örgütünün
Türkiye’nin ülke ve ulus bütünlüğünü hedef aldığı da
yine herkesçe bilinen bir husustur. O zaman,
Türkiye’nin Irak’a girmesi, hem Irak’ın kuzeyindeki
Kürt siyasal oluşumuna, hem de PKK terör örgütüne
yönelik olacaktır. Ancak, ABD’nin “besleyip, büyütüp,
bugünlere getirdiği” bu iki ayrı kimliğin ve kurumun
Türkiye tarafından yok edilmesine izin vermesi
beklenemez. Bu durumda, Türkiye’nin, kendisini hedef
alan bu iki oluşumu bertaraf etmek için olmayacaksa
Irak’a niçin gireceği sorusunu sormak gerekmez mi?
Bunun cevabı, muhtemelen ABD’yi Irak’ta rahatlatmak ve
belki de ABD’nin Türkiye’yi tam kontrolü altına alması
olacaktır. ABD’nin, ret edilen tezkerenin intikamını
alma peşinde olduğu ve bölgesel hedeflerinden birinin
Türkiye olabileceği ihtimali de bu arada
dışlanmamalıdır.

Konunun dikkat çekilmesi gereken bir başka boyutu da,
PKK terör örgütü tarafından işlendiği ifade edilen son
eylemlerin arkasında, aralarındaki kontrol/yönetme
ilişkisi nedeniyle, bizzat ABD’nin olabileceğinin akla
geldiği ile ilgilidir. Öyle ki, PKK terör örgütü
tarafından işlendiği ileri sürülen son olayların bir
kısmının, doğrudan ABD istihbarat ve güvenlik
birimleri ve/veya bu birimler adına parayla iş gören
profesyoneller tarafından işlenmiş olabileceği bile
akla gelmektedir. Bunun düşünülmesine neden olan
husus, ABD tarafında ret edilen tezkereye duyulan
öfke, Türkiye’nin Irak’a girmeye isteklendirilmesi,
Türk kamuoyunda bu yönde bir eğilim oluşturulması ve
Türkiye’de buna direnen kişi ve kurumların
dirençlerinin kırılmasıdır.

ABD Yönetiminin bir süreden beri AKP iktidarına
güvenmediği bilinen bir husustur. Türkiye, ABD’nin
bölgesel çıkarları bakımından önemli bir ülkedir. ABD
açısından, hangi iktidar iş başına gelirse gelsin
Türkiye’nin açık ve net kontrolüne imkan verecek
koşulların yaratılması önemlidir. Eğer Türkiye, son
olayların etkisinde kalıp Irak’a girer ve orada
bataklığa saplanırsa, bu, ABD’nin söz konusu amacına
ulaşması anlamına gelecektir.

AKP’nin siyasal iktidar koltuğunda kalmaya devam etmek
için ABD’nin desteğini kazanmaya çalıştığı
bilinmektedir. Söz konusu olaylar ile eş zamanlı
olarak, AKP adına ABD’ye giden Zapsu ile Dişli’nin bu
ülkede yaptığı konuşmalar, bu bağlamda oldukça
anlamlıdır.

Gelişmelerin bir başka boyutu, AKP’nin, gerçekte
ABD’nin desteğini alma adına Irak’a girmek istemekle
beraber, seçimlere yansıyacak muhtemel etkileri
(sonuçları) nedeniyle, bu yöndeki bir süreci kendisi
inisiyatif kullanarak başlatmak yerine, olayların
Türkiye’yi o noktaya taşımasını tercih etmiş
olabileceği ile ilgilidir. Doğrudan kendisi süreci
başlatsa karşılaşacağı engelleri ve seçimlerde
ödeyeceği bedeli bildiği için, olayların etkisi ile
Türk kamuoyunun siyasal iktidarı Irak konusuna
harekete geçirmeye iteceği bir süreci tercih
edecektir. Bu da, ABD ile AKP’yi aynı çizgiye
taşıyacaktır.

Bu tabloda, Silahlı Kuvvetlerin ve askerlerin işi
oldukça zor.

Irak’a girip girmeme konusu, büyük ölçüde Silahlı
Kuvvetlerin ve askerlerin uzmanlık ve görev alanına
giren teknik bir konu olmasına rağmen, Silahlı
Kuvvetler ve askerler, dışarıdan giderek bir ikilem
içinde bırakılmaya çalışılıyor diye düşünüyorum.
Irak’a girerse, bugüne kadar teminatı olduğu
değerleri, ülke ve ulus bütünlüğü ile rejimi tehlikeye
atmış olacak; Irak’a girmezse, bu durum istismar
edilip, olaylara seyirci kalmakla ve bizzat kayıpların
sorumlusu olmakla itham edilerek, Türk toplumundaki
itibarlı yerini kaybedecektir. Ancak, söz konusu
olaylar bağlamında, iyi bir kriz yönetimi ile, bu iki
seçeneğin boşa çıkarılmasının, yeni seçenekler
geliştirilmesinin ve bunlar üzerinden ülkenin esenliğe
çıkarılmasının mümkün olabileceğini ifade etmek
gerekir.

Eğer ileri sürüldüğü gibi son olayların arkasında
ABD’nin olduğu var sayılır ise, bu, hem Türkiye’ye
verilmiş bir göz dağı olarak görülebilir, hem de
Türkiye’nin mutlaka Irak’a girmesinin istendiği ve
bunu sağlamada ret edilen tezkere deneyiminin
etkisinde yeni bir yöntemin uygulamaya  konulduğu
anlamına gelecektir. Bunu, ABD’nin AKP’yi yok
varsaydığı anlamına almak ta mümkündür. Ayrıca, daha
önce ifade edildiği üzere, AKP’nin, ABD’nin desteğini
alırım beklentisi içinde bir şekilde bu sürece müzahir
olabileceği de akla gelmektedir. AKP’den Zapsu’nun ve
Dişli’nin ABD’de yaptığı açıklamalar, bu ihtimali
çağrıştırmaktadır.

Ancak, Türkiye’yi Irak’a soktuktan ve Türkiye orada
batağa saplandıktan sonra, ABD’nin, AKP de dahil diğer
siyasal partilerin ve kurumların  bu ülke nezdinde bir
öneminin kalmayacağı değerlendirilmektedir.

AKP, acilen bir durum değerlendirmesi yapmak
zorundadır. Yanlıştan dönerek Türkiye’yi uçurumun
kenarından uzaklaştırmalıdır. Geçen her gün, geriye
dönüşü zorlaştırmakta ve bunun maliyetini
artırmaktadır. Yanlıştan dönmesi, yani Türkiye’nin son
olaylarla Irak’a sokulması çabasının boşa çıkarılması,
ABD’yi daha önce devreye sokmadığı, ancak hep
geliştirerek bir kenarda tuttuğu araçları kullanmaya
itebilir. Bu noktada, özellikle Türk ekonomisinin
ciddi sıkıntıları yaşaması kuvvetli bir ihtimal olarak
belirmektedir.