Ekonomi10 Nisan 2006 00:00

Gerçekten Serbestlik mi? Yoksa... - Erol Manisalı

Yeni küresel düzenin ABD önderliğinde somut araçları ile planlanması 1978 tarihine kadar uzanır. ABD'nin IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarla birlikte ''serbest ekonomi'' , ''serbest dış ticaret ve kur politikaları'' Batı kapitalizminin anayasası olarak o tarihte kabul edildi. ''Washington uzlaşması'' bu yeni iktisadi anayasaya uygun görülen isimdi. Ekonomiler açılacak, saçılacak ve devlet (kamu) müdahaleleri ortadan kaldırılacak denildi. Batı'nın kendi dışındakilere önerdiği (ve dayattığı) bu iktisadi anayasa, ilk defa Türkiye'de uygulamaya konuldu. Türkiye'deki adı, 24 Ocak Kararları'dır. Yeni liberal iktisadi anayasayı sağlama bağlamak için 12 Eylül 1980'de askerler iktidara getirildiler. Yeni Amerikan anayasasına uyan düzenlemeler yapıldı. Washington uzlaşmasının arabesk adı Özalcılıktır. ''Turka'' eklenen sözcüklerde olduğu gibi dilimize yerelleştirildi.

Oligarşi ve faşizme giden yol...

Görünürde ''serbestlik'' ve ''rekabet'' sözcükleri bir aldatmacadır. Ringde yüz kiloluk boksörü elli kiloluk tüysıklet ile karşı karşıya getirip ''dövüş serbest'' dediğimizde, kimin galip geleceği baştan bellidir.

Üstelik ağır sıkletin arkasındaki ''silahlı adamlar'' , tüysıklete tabancalarını da doğrultmuşlarsa sonuç planlanmış demektir. Bu maç şikedir.

Serbestlik güzel, rekabet güzel de bunlar ''eşitler arasında olursa anlam taşır'' . Yoksa, vitrini süsleyen sloganlar haline dönüştüğünü görmemek aptallık olur. İlle de görmek istemeyenler varsa bunların niyeti zaten bozuktur.

Hele ABD ve AB ülkelerinin, ''rekabet edemedikleri mallarda ve hizmetlerde'' ,

- bazen dünyanın en yüksek ''sübvansiyonlarını'' vererek;

- bazen ''tarife dışı engeller'' yaratarak;

- bazen de doğrudan doğruya ''yasak'' levhasını asarak rekabet ve serbestlik kurallarını hiçe saydıklarını, uygulamaları ile ortaya koymaktadırlar.

Dünyada doğrudan doğruya yapılan ve rekabeti ortadan kaldıran mali desteğin (sübvansiyonun) yüzde yetmişini, dünya nüfusunun yüzde on ikisini oluşturan ABD ve Avrupa Birliği yapmaktadır. Dolayısıyla rekabet ve serbestlik, en başta ABD ve AB tarafından bozuluyor.

Ekonomilerin ve dış ticaretin liberalleştirilme ve özelleştirilme uygulamaları, Türkiye, Meksika, Brezilya, Arjantin ve Güneydoğu Asya ülkelerine dayatıldı. Yeltsin Rusya'sı da modaya uyduruldu.

1994'te Türkiye ve Meksika, 1997'de Asya ülkeleri, 1998'de Rusya, 2002'de Arjantin ekonomileri dibe vurdu. Türkiye 2001'de ikinci şoku yaşadı. Şu anda dış borç ve dış açığa bağlanmış durumda.

Liberal ekonomiyi uygulayan ülkeler Batı'ya daha bağımlı hale geldiler. Batı kapitalizminin şirketleri bunların piyasalarına yerleşti.

Güney Amerika ülkeleri, Putin 'in Rusya'sı ve kimi Asya ülkeleri Washington uzlaşmasına karşı cephe aldılar. Türkiye'de ise işler aynen sürdürüldü. Yönetim zaafları, ulusal refleks gösterememe ve yetersiz demokrasi hep birlikte bu sonucu doğurdu.

Liberalleşme, rekabet ve özelleştirme politikaları Batı kapitalizminin azgelişmiş ülkeleri işgalinin yolunu açmıştır. Washington uzlaşması, ''işgalde ve sömürgeleşmede uzlaşma'' sonucunu ortaya çıkardı.

- Dünyada gelir bölüşümü daha kötü duruma geldi. Zenginler ve fakirler arasındaki farklar büyüdü. İşsizlik, açlık yaygınlaştı.

- Liberal ekonomi, serbest dış ticaret ve özelleştirme azgelişmiş ülkelere refah yerine, ''oligarşiyi ve faşizmi'' getirdi.

Ulusal refleks gösteren ve yönetimlerini bu yönde değiştiren ülkeler sorunlarını çözmeye başladılar. Güney Amerika'da meydana gelenler bunun en güzel örneğidir.

Türkiye, yönetim zaafları dolayısıyla en sancılı dönemini yaşamaktadır. Ulusal refleks gösterebildiği oranda sorunlarını çözme olanağına kavuşacaktır.

www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali