İrade Kimde? - Orhan Erdil
Terör örgütü PKK ekseninde cereyan eden son olayların arka planında Amerika Brileşik Devletleri’nin bulunduğu yolundaki iddialar giderek yoğunlaşmaya başlıyor. Zaten bir anda pek çok yerde başta çocuk ve kadınların bir yerden düğmeye basılmış gibi sokaklara dökülmesinin perde gerisinde bir gücün bulunmaması da imkansız. AKP yetkililerinden Cüneyt Zapsu ve Şaban Dişli’nin ABD’ye yaptıkları ziyarette gerçekleştirdikleri görüşmelerde ortaya çıkan gerçek de, ABD’nin Türkiye’yi PKK ile masaya oturtma gayretinde olduklarını ortaya koyuyor. Bu çerçevede AKP’nin HAMAS ile yaptığı görüşmenin ABD’ye “yeteri kadar” koz verdiği ortaya çıkıyor. ABD’li yetkililerin “Siz HAMAS ile görüştünüz, biz de PKK ile mi görüşelim” şeklindeki çıkışları, “bir şeylerin olduğu veya olacağı” konusundaki kuşkuları doğrular nitelikte.
Ama en önemlisi Zapsu ve Dişli’nin ABD’li yetkililerin bu çıkışına, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kastederek, “Halkın güvendiği bu adamı devirmeyin, onu kullanın” şeklindeki “önerileri” ile cevap vermeleri “zurnanın zırt dediği” noktadır. Eğer ABD gerçekten Türkiye ile PKK’yı masaya oturmak istiyorsa, Zapsu ve Dişli’nin verdikleri cevap belirleyici olacaktır. Bir ülkenin Başbakan’ı için “ONu kullanın” şeklinde bir öneride bulunmak, o ülkenin canına ot tıkanacağının açık göstergesidir. Hele bu öneriyi de, iktidar partisinin etkin ve belirleyici isimlerinin dile getirdiğini hesap edecek olursanız, Allah yardımcımız olsun demekten öte başka bir çare düşünemezsiniz. Türkiye’de 3 Kasım 2002’den beri cereyan eden gelişmelerin iç dinamikler devre dışı bırakılarak gerçekleştirildiği yolundaki kanaatler artık tartışılmıyor bile. Bugün ABD ile ilişkilerinin gerildiği bir noktada eğer AKP yetkilileri “Türk Başbakanı’nı kullanın” deme noktasına geldilerse, geçmlişte ilişkiler iyi seyrederken verdikleri taahhütleri düşünmek dahi istemiyoruz. ABD başta olmak üzere bazı güçlerin Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmeleri için gerekli hukuki ve fili zeminin alt yapısı ziyadesiyle oluşturulmuştur. Daha ötesi böyle bir müdahale için irade beyanı gerçekleşmitir. Davetiye çıkarılmıştır. Arkasından yapılan bilinçli veya bilinçsiz hatalar ile (HAMAS ile görüşme gibi) “müdahale” ihtimali güçlendirilmiştir. Bu durumda ABD’ye “biz de PKK ile mi görüşelim” şeklinde bir koz verilmiştir.
ABD zaten yıllardan beri PKK ile görüşüyor ve destek veriyor. Hatta PKK’nın bazı eylemlerini yönlendiriyor, planlıyor. Örgütü bölgede İran, Suriye ve Türkiye’ye yapacağı eylemlerde bir araç olarak kullanıyor. İkili ilişkilerde dik duramayan ve kendi iktidarlarını dış dinamiklerin iradelerine teslim eden siyasi iktidarların bulunduğu Türkiye’nin bu ortamda milli çıkarlarını koruyabilmesi ve kendisine yönelik tehditleri bertaraf edebilmesi mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki, son olaylardan sonra bir hainin Türkiye’ye meydan okuması, teröristlerin cenazelerine sahip çıkması üzerine Türkiye adeta eli-kolu bağlı kalmıştır. Asıl faillerin üzerine gidilememiş, göstermelik bir-iki tutuklama ile olay geçiştirilmeye çalışılmıştır. Çünkü, kendi meşruiyetini yabancı dinamiklere dayandırma gayreti olan bir iktidarın başka olduğu bir zeminde, ülkenin çıkarlarını korayibelmek ve bağımsız kararlar alarak bunları uygulayabilmek mümkün değildir. 3 Kasım 2002’den sonra ortaya çıkan “kendi meşruiyetini dış dinamiklerin iradesine teslim etme” alışkanlığı Türkiye için bir milattır, dönüm noktasıdır. 1950’li yıllardan itibaren irademizi ABD’ye teslim etme sürecinde yeni bir dönüm noktasıdır. Bu süreci gerçekleştiren ideoloji ve kadrolar tasfiye edilmeden de Türkiye’nin kendi iradesi ile karar alabilmesi ve uygulayabilmesi mümkün değildir. Halkımızın artık gerçekleri anlayarak, tercihini ona gerö belirlemesi lazım. Yoksa bağımsızlığımızı kaymetmenin yanı sıra, adım adım ülkemizi de kaybediyoruz. Görünen köy klavuz istemez.