Siyaset7 Nisan 2006 00:00

İçerdeki “eş” Başkanlar ve Güney’de Yaratılan Yetki Boşluğu - Bülent Esinoğlu

Dünyada ve Türkiye’de olup bitenleri anlayamadığım, daha doğrusu anladığımı sandığım günlerde bazılarının emperyalizm sözcüğünü sıkça kullanmasından rahatsız olurdum. Altmışlı yaşlara geldiğimde ise emperyalizmi kavramamış olan kimseleri ülke sorunları ile ilgisiz kişiler olarak değerlendirir oldum. Bu ilgisizlik ve özel çıkar peşinde olmak tabanda ne kadar masumsa sermaye büyüdükçe durumun salt bir çıkar meselesi olmadığı, yaşananın yalnızca yaşayan kimseyi ilgilendirmeyip toplumun önemli kesimlerini kapsadığını gördüm. Yabancı ile olan ortaklığın sadece ortaklık yapılan iş ile sınırlı olmadığı anlaşıldıkça kilit açılıyor. Ve sihirli emperyalizm sözcüğü anlaşıldıkça toplumsal hayatımızdaki anlaşılmayan karmaşık mantıklar bu anahtar ile kolayca açılıyor. Masum ekonomik ortaklık ile başlayan ilişkiler taraflar istese de istemese de siyasi muhteva kazanıyor. Mesela Yunanistan ile ticaret yapan ve ortaklıkları olan bir Türk şirketi Türkiye’nin meselelerine Yunan ortağının mantığı ile bakmaya başlıyor. “Kıbrıs’ı verelim diyebiliyor.” Amerikan otomobillerini Türkiye’de pazarlayan bir şirket Türkiye’nin sorunlarına ortağının mantığı ile bakmaya başlıyor. Güney Doğu sorunu için federasyon tezini yabancı ortağı ile beraber savunuyor. Böylece Türkiye Satılmış İşadamları Derneği kurulmuş oluyor. Bu derneğin üyeleri Amerikalı ortakları ile Irak’ta birlikte kan emiyorlar. Türkiye’de hükümetleri birlikte kuruyorlar. Büyük Orta Doğu Projesine birlikte “eş” başkan atıyorlar. abilify abilify alkohol abilify

Amerikanın Büyük Orta Doğu Projesinde bir tane eş başkan var sananlar şunu bilmeliler ki Türkiye’nin içinde daha bir sürü “eş” başkan vardır. Amerikan şirketlerinin her birinin Türkiye’de bir “eş” başkanı zaten vardır.

Yabancı ortaklarının mantığı ile hareket eden  işbirlikçi sermaye kesimi Ülkemizin siyasi, ekonomik ve kültür alanına bu gizli mantığı medya vasıtası ile sürekli işliyor. Yurtsever vatandaşımız da onların mantığı ile düşünmeye başlıyor. İşte tam bu sırada elimizdeki emperyalizm sözcüğü bu mantığı kırmaya yarayan tek kültürel silahtır. Elimizdeki temel silah budur bu silahı düşmana karşı kullanabiliriz..

Ülkemiz için artık sorun sadece ulusal pazarlarımızın yabancılara peşkeş çekilmiş olması veya fabrikalarımızın yabancıların eline geçmiş olması değildir. Artık toprağımızın toptan elimizden alınmasına sıra gelmiştir. Ya 360 Milyar Dolar borcunu ödersin yada ben senin topraklarına haciz koyuyorum demektedir.     

Güney Doğuda yaratılan otorite boşluğu aynı Birinci Körfez savaşından sonra Kuzey Irak’ta Saddam’a karşı Amerika tarafından oluşturulan otorite boşluğunun aynısıdır. Kuzey Irak’taki kukla devleti AB-D ve Türkiye birlikte oluşturmuştu. Bu kez aynı proje (BOP) Türkiye’nin içinde işliyor. Emperyalizm ile birlikte Musul-Kerkük’ü almaya gidenler şimdi emperyalizme Diyarbakır’ı vermeye hazırlanıyorlar. Cengiz Çandar’ın kulağına ABD ajanlarınca Bir Mart Teskeresinden önce fısıldanan  “ya büyürsünüz olmazsa küçülürsünüz” aşamasında olduğumuz anlaşılıyor. Son olaylar sonrasında Amerikan Dışişleri sözcüsünün “taraflara itidal tavsiye etmesi” de ABD’nin nerde durduğunu çok açık gösteriyor. Ayaklanan taraf ile Türk Devletini eşit kefeye koyuyor.

Batı sözcülerinin “AB’ye giden yol Diyarbakır’dan geçer”, “ya Lozan ya AB”, “ya Kıbrıs ya AB” sözlerini AB kara sevdalısı, ya da emperyalizmi uluslar arası ilişki sanan AKP, CHP, DYP, MHP, DSP, ÖDP’ye hediye ediyorum.

Sizlerin bu kara sevdası Türkiye’yi buraya getirdi. Ama  M.Kemal’imizin ifadesi ile söylersek, Türk halkının azim ve kararı bizi buradan çıkaracaktır. Başaramayacaklar.