Siyaset8 Mart 2005 00:00

Sağlık da satılık - Nuray Mert

Amerikan düşmanlığı falan derken, SEKA ve SSK meseleleri gölgede kaldı. Aslında gölgede değil, uzun süredir gündemde ama, ne hükümet kulak verdi ne de birkaç kalem dışında kimsenin umurunda oldu. Sendikalar bas bas bağırıyor, ben İstanbul Tabip Odası bülteni olan İstanbul Hekim Postası'nı takip ediyorum, SSK konusunda itirazlar aylardır gerekçelendiriliyor. Kasım 2004 sayısında, 'SSK hastanelerinin son adresi özel sektör olacak' dediler, Aralık 2004'te, 'Amaç SSK'yı satmak' diye uyardılar. Dinleyen olmadı, SSK'ları, ilk aşamada Sağlık Bakanlığı'na devrettiler. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

Özelleştirme başlı başına büyük ve önemli bir tartışma konusu. Sakın kimse, 'Özelleştirmeye karşı çıkmanın devri' demeye kalkmasın. Tam tersine, özelleştirmenin de, sınırsız serbest piyasa kurallarının da mutlak iyi ve doğru olduğu hurafesinin devri, çok şükür, geçti. İngiltere'de, 1998-2002 arası kabinede bulunmuş, daha sonra sanayi ve ticaret müşaviri olan İşçi Partisi milletvekili Stephen Byers, "Hatalıymışım; serbest piyasa politikaları, IMF ve Dünya Bankası'nın dikte ettirdiği politikalar ülkelere zarar veriyor" diye itirafta bulundu (The Guardian, 19 Mayıs 2003). Gelişmiş sanayi toplumlarında bile özelleştirmeler, özellikle de sağlık ve eğitim gibi sektörlerde, toplumsal maliyetleri dolayısıyla topa tutuluyor. İngiltere'de, kamu sağlık sistemi olan NHS'nin reforme edilmesi ve kısmen özelleştirilmesi siyasi kriz yaratıyor. Bizimkiler, tınmıyor, bu kadar yoksulu olan bir ülkede, 'Devlet çok hantal' bahanesiyle, sağlık dahil temel hizmetleri holdingleştirme yönünde tam gaz gidiyorlar.
Devlete pahalıya mal oluyor bahanesine karşı, SEKA'nın mali yükünün ne olduğu konusunda, Yeni Şafak gazetesinde Kürşat Bumin, lüks ev fiyatları üzerinden çok güzel bir karşılaştırma yapmıştı (26 Ocak 2005). Erinç Yeldan'ın aynı tarihte Cumhuriyet gazetesinde 'SEKA Gerçeği' başlıklı yazısı, olayın iktisadi ve politik boyutlarını çok iyi özetliyordu.
Yapı-Yol Sendikası Genel Başkanı Mehmet Cengiz Faydalı, Radikal İki'de (23 Ocak 2005), AKP hükümetinin, kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi ve 'kamu yönetimi yasa tasarısı' ile toplumsal hayatın nasıl hoyrat bir piyasa mekanizmasının insafına terk edileceğine işaret etmişti. Bunlar benim ilk aklıma gelenler, sesi çok duyulmayanlar, ısrarla itirazlarını ve gerekçelerini gündeme getirmeye çalıştılar. Ama olmadı, kalabalıkların talepleri, emekleri, gelecekleri, başta hükümet olmak üzere, kimsenin umuru olmadı.
Bu politikaların hız kesmeden bu istikamette gitmesi tam bir toplumsal yıkım olur. Dinlemeyin işine gelmeyen her şeyi, 'devri geçmiş', 'köhnemiş', 'devletçi' zihniyet diye, yaygarayla bastırmaya çalışanları. İnsanlığın devri geçmez, vicdan köhnemez, kamu yararı ve mülkiyeti illa 'devletçi ekonomi' demek değildir.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Gençay Gürsoy'un İstanbul Hekim Postası'ndaki yazısının (Şubat 2005) son bölümüyle bitirelim, konuyu çok iyi özetliyor:
"Çıplak bir gerçek var karşımızda, gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi ve insan sağlığının barbar piyasa ahlakına teslim edilmemesi için, eşitlikçi, katılımcı, çevreci, dayanışmacı, barışçı bir iradi müdahale kaçınılmazdır. Bu, artık sosyalistlerin siyasi mücadele perspektifi olmasının çok ötesinde, insanlık için bir varoluş sorunu haline gelmiştir".
Not: 3 Mart Perşembe günü yanlışlıkla eski bir yazım yayımlandı, özür dilerim. O günün yazısını bugün yayımlıyoruz. Bu durumda, Suriye tartışmasına daha sonra devam edeceğim.