Garip bir satış - Selim Somçağ
Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin merkezinin İstanbul olacağını, bu projeye, daha doğrusu hayale göre Doğu Akdeniz ve Ön Asya bölgesindeki ağırlıklı olarak Müslüman ve Ortodoks Hristiyan olan halkların bir federasyon altında toplanarak İstanbul’dan yönetileceğini biliyoruz. Fakat bu yönetim millî değil, Osmanlı devrindeki gibi dinî olacak. İstanbul’da oturan bir İslâm halifesi Müslümanların, Fener patriği de Ortodoks Hristiyanların başı olacak. Millet kavramının bulunmayacağı bu sistemde millî benliklerinden soyutlanmış Müslüman ve Ortodoks tebaayı yöneten halife ve patriğin ipleri de Washington’un elinde olacak. Amerika’nın Fethullah Gülen’i besleyip barındırmasının sebeplerinden biri de bu. Tayyip Erdoğan’ın bir Amerika ziyaretinde Osmanlı hanedanının en yaşlı üyesiyle resmî görüşme yapması da Amerika’nın diğer halife adayının kim olduğunu ortaya koyuyor. Amerika’nın Fener Patriğinin ekümenikliğini Türkiye’ye kabul ettirme ısrarının arkasında da bu yatıyor.renovation vejle link renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponkamagra link kamagra geloxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Türkiye’nin orta boy bankalarından (Türkiye’deki toplam bankacılık aktiflerinin % 4’üne sahip) Finansbank, Yunan Millî Bankası adlı bir Yunan bankası tarafından satın alındı. Uzman gözüyle bakınca çok garip görünen bir alışveriş bu. Yunan bankasının boyu (bilanço büyüklüğü) Finansbank’ın ikibuçuk katı kadar. Bankacılıkta yeni aktif edinmek, yeni risk üstlenmek demektir. 2001 krizinde özsermayesini tüketmiş olan Türk bankacılığının dört yıldır süregelen kur gerilemesi ve faiz düşüşü sayesinde sunî ve geçici bir kârlılık sağlayabildiği, bu kârların asla sürdürülebilir olmadığı da ortada. Yani şu anda Türk bankası almak orta vadede riskli iş. Zaten o yüzden IMF’nin, hükümetin ve medyanın “Ekonomi harika” çığırmalarına karşılık istisnasız bütün banka sahipleri kapı kapı gezerek bankalarını bir an önce satmak için çırpınıyorlar. Finansbank’ın kredi kartı ve tüketici kredileri portföyünde son yıllarda ortaya çıkan çok hızlı büyüme de başka bir dikkat çekici husus. Türk ekonomisinin dev bir cari açığın bıçak sırtında yürüdüğünü de herkes biliyor. Avrupa Birliği perspektifi desek, Yunanistan Türkiye’nin asla Avrupa Birliğine alınmayacağını, adaylık sürecinin tamamen Türkiye’den taviz koparmaya yönelik bir aldatmaca olduğunu en yakından bilen bir ülke. Öte yandan Yunanistan ve Türkiye arasında Kıbrıs ve Ege sorunları olanca haşmetiyle duvar gibi dikiliyor. Havaların düzelmesiyle Türk ve Yunan jetleri arasındaki dogfightlar da yakında başlar.
Bütün bu siyasî, makroekonomik ve mikroekonomik mülahazalar çerçevesinde, bir Yunan bankasının neredeyse kendisinin yarısı büyüklüğünde bir Türk bankasını satın alması “basiretli bankacılık” anlayışı içinde değerlendirilemez. Yeni bir Türk-Yunan gerginliğinde Türk mudilerin Finansbank’tan mevduatlarını çekmeye başlamaları halinde Yunan Millî Bankası bir gecede sermayeyi kediye yükleyiverir. Yunanlı bankacı bunu akıl edemiyor mu? Binaenaleyh, bu işin sıradan bir ticarî işlem olma ihtimali fevkalâde düşüktür. Bana göre bu iş toplam nüfusu İstanbul’un nüfusundan az olan, ekonomisi de fena halde Avrupalı turistlere ve AB fonlarına muhtaç bulunan Yunanistan’ın da boyunu aşar. Bana göre bu iş bir Amerikan projesidir.
Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin merkezinin İstanbul olacağını, bu projeye, daha doğrusu hayale göre Doğu Akdeniz ve Ön Asya bölgesindeki ağırlıklı olarak Müslüman ve Ortodoks Hristiyan olan halkların bir federasyon altında toplanarak İstanbul’dan yönetileceğini biliyoruz. Fakat bu yönetim millî değil, Osmanlı devrindeki gibi dinî olacak. İstanbul’da oturan bir İslâm halifesi Müslümanların, Fener patriği de Ortodoks Hristiyanların başı olacak. Millet kavramının bulunmayacağı bu sistemde millî benliklerinden soyutlanmış Müslüman ve Ortodoks tebaayı yöneten halife ve patriğin ipleri de Washington’un elinde olacak. Amerika’nın Fethullah Gülen’i besleyip barındırmasının sebeplerinden biri de bu. Tayyip Erdoğan’ın bir Amerika ziyaretinde Osmanlı hanedanının en yaşlı üyesiyle resmî görüşme yapması da Amerika’nın diğer halife adayının kim olduğunu ortaya koyuyor. Amerika’nın Fener Patriğinin ekümenikliğini Türkiye’ye kabul ettirme ısrarının arkasında da bu yatıyor.
Bu projenin hayata geçirilmesi Türk kamuoyundaki Yunan emellerine yönelik millî bilincin yok edilmesini, Türkiye ve Yunanistan’ın kaynaştırılmasını gerektiriyor. 1999 depreminde Sabah gazetesinin “Türkiye’ye en büyük yardımı Yunanlılar yaptı” yalanını günlerce pompalaması, bazı müzik kanallarında devamlı Rumca şarkılar yayınlanması, televizyon kanallarındaki uyduruk dizilerin sempatik Yunanlı-Rum karakterlerle doldurulması, Rahmi Koç’un her gördüğünde elini öptüğü Fener papazının avukatlığına soyunması, 1924’te yapılan Türk-Yunan mübadelesinin nostalji edebiyatı yapılarak mütemadiyen kötülenmesi... Bütün bunlar ABD’nin aklına BOP düştüğünden beri yürütülen bu kampanyanın unsurları. Haa, olur da BOP mayası tutmazsa da sorun değil; Kıbrıs ve Ege sorunlarının Yunanistan lehine çözülmesi için Türk kamuoyunun Yunan emelleri konusunda körleştirilmesi de Amerika ve bütün Batı için yeterli bir kazançtır.
Bana göre Finansbank’ın satışının arkasında böyle bir proje vardır. Yunan propagandisti malum medyanın gece gündüz bu işlemin reklamını yapması da bu yönde başka bir karinedir.
Bu satışa izin veren bütün Türkiye Cumhuriyeti yetkililerini şiddetle kınıyorum. Vatanseverleri Finansbank’la hiçbir alışverişte bulunmamaya davet ediyorum.