Küresel Şebekeler1 Nisan 2006 00:00

Tercih - Mahir Kaynak

Dünya yeni bir imparatorluk çağını yaşamaktadır ve bu imparatorluğu ayakta tutan güç paradır. Bu güç, geçmişte sanıldığı gibi, reel ekonominin üstündeki bir tül değil, ona yöne veren, belirleyen bir faktör konumuna gelmiştir. Bu gücü kullanarak savaş çıkarmak, darbe yapmak, rejim değiştirmek geçmişte kullanılan metotlardan daha etkili ve işlevsel hale gelmiştir. Türkiye’de Merkez Bankası üzerindeki polemikler bu büyük resmin bir parçasından ibarettir. Tüm merkez bankaları para imparatorluğunun federalleri haline getirilmekte ve büyük yapıyla bütünleştirilmektedir. Eğer merkez bankasının para politikasından söz ediliyorsa bu bir çok seçeneğin içinden birinin tercihi anlamını taşır. Merkez bankası bu tercihi yaparken hangi kriteri kullanacaktır? Kararını kime bakarak verecektir? Bu kriter, daha işin başına gelmeden, başkanın önüne konmaktadır. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi politikası uygulanacağı söylenmektedir. Bu hedef, başkanın yapacağı şeyleri, daha işe başlamadan belirlemektedir. Bu politika dışa açık, yabancı sermayeyi sınırlamayan , enflasyon dışındaki tüm olası hedefleri göz ardı eden bir yaklaşımı temsil etmekte ve para imparatorluğunun ülkemizdeki politikalarıyla bire bir örtüşmektedir. Küresel sermayeyle bütünleşmiş, onun yazgısına ortak bir Türkiye öngörülmektedir. coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkohol

Bir ülkede siyasal iktidarın savaşa, barışa, her türlü anlaşma yapmaya yetkili olması ama para politikasını belirleyememesinin sebebi nedir? En hayati kararlar devlet tarafından verildiği halde para politikasını neden özerk kurumlara bırakıyoruz?

Gerçekte merkez bankalarının özerkliği onların bağımsızlıkları anlamını taşımaz. Onlar devleti de aşan bir gücün emrine verilirler. Bugün dünyada paranın egemen olduğu bir alan vardır ve bunlar devletlerin üstünde bir etki ve role sahiptir.

Para nitelik değiştirmiştir. Artık ne kıymetli bir madene endekslidir ne de, bir ara söylendiği gibi, onu çıkaran ülkenin ekonomik gücünü yansıtır. Hatta onun bir ülkeyle bağlantısı tamamen sanaldır ve, mesela, doların ABD ile bağları giderek anlamsızlaşmaktadır. Dolar tüm dünyada kabul görürken onun karşılığının ABD’nin üretim gücü olduğu söylenemez. ABD dünyada dolaşan dolarların karşılığını mal olarak ödeyemez.

Para otoriteleri kaliteli bir gazete parçasından başka bir şey olmayan paraları, biraz mürekkep ve bir parça kağıt masrafına katlanarak çıkarabilmekte , inanılmaz ölçüde satın alma gücü yaratabilmektedir. Çoğu zaman, buna bile gerek kalmadan, bir takım rakamların yazıldığı sayfalar büyük servetleri ifade edebilmektedir.

Japonya, Çin gibi üretici ülkelerin, petrole sahip beleşçilerin dış ticaret fazlaları finans kurumlarının hesaplarında birikmekte ve bunlar tarihin kaydetmediği bir güç haline dönüşmektedir. Artık ülkelerin işgalinde orduların rolünü bu paralar almakta, medya, siyasi partiler bu kaynaklar kanalıyla oluşturulmakta ve yönlendirilmektedir.

Bunların rolünün abartıldığı, devletlerin organize bir güç olmalarına karşılık bunların merkezi bir yönetime tabi olmadığı, siyasi bir projelerinin bulunmadığı söylenebilir. Ama bir devlet organizasyonu ne kadar tutarlı ve homojense bunların da benzer bir biçimde yapılandığı gözlenmektedir. Bir devlet içinde ne kadar farklılık varsa bunların arasındaki farkların ve çatışmaların da ancak o düzeyde olduğu söylenebilir.

Geçmişte ekonomik faaliyetin odağını oluşturan üretim, bugün ikinci konuma gerilemiş ve tahtını parasal ilişkilere bırakmıştır. Mesela petrolün fiyatının arz ve talep dengesiyle açıklamaya çalışmak hiçbir doğru tahmine imkan vermezken dünyadaki parasal hareketler iyi bir yol gösterici olabilmektedir.

Dünya yeni bir imparatorluk çağını yaşamaktadır ve bu imparatorluğu ayakta tutan güç paradır. Bu güç, geçmişte sanıldığı gibi, reel ekonominin üstündeki bir tül değil, ona yöne veren, belirleyen bir faktör konumuna gelmiştir. Bu gücü kullanarak savaş çıkarmak, darbe yapmak, rejim değiştirmek geçmişte kullanılan metotlardan daha etkili ve işlevsel hale gelmiştir.

Türkiye’de Merkez Bankası üzerindeki polemikler bu büyük resmin bir parçasından ibarettir. Tüm merkez bankaları para imparatorluğunun federalleri haline getirilmekte ve büyük yapıyla bütünleştirilmektedir. Eğer merkez bankasının para politikasından söz ediliyorsa bu bir çok seçeneğin içinden birinin tercihi anlamını taşır. Merkez bankası bu tercihi yaparken hangi kriteri kullanacaktır? Kararını kime bakarak verecektir?

Bu kriter, daha işin başına gelmeden, başkanın önüne konmaktadır. Türkiye’de enflasyon hedeflemesi politikası uygulanacağı söylenmektedir. Bu hedef, başkanın yapacağı şeyleri, daha işe başlamadan belirlemektedir. Bu politika dışa açık, yabancı sermayeyi sınırlamayan , enflasyon dışındaki tüm olası hedefleri göz ardı eden bir yaklaşımı temsil etmekte ve para imparatorluğunun ülkemizdeki politikalarıyla bire bir örtüşmektedir. Küresel sermayeyle bütünleşmiş, onun yazgısına ortak bir Türkiye öngörülmektedir.

Eğer kaderimizi para imparatorluğunun başarısına bağlıyorsak onun geleceğini hesap etmek zorundayız. Giderek daha kırılgan hale gelen dünya para sisteminin üzerinde dolaşan kara bulutları görmezden gelirsek ödeyeceğimiz bedel sadece ekonomik olmayacak ve belki de tüm iddialarımızı unutmak zorunda kalacağız.