Siyaset31 Mart 2006 00:00

DALALETİ GERİDE BIRAKIRKEN - Hasan Ünal

24 Mart Çarşamba günü Yeniçağ''da çıkan yazım ''Şiddet veya Şiddetsiz, Bu kafanın Sonu Beladır'' başlığını taşıyordu. Diyarbakır başta olmak üzere Güneydoğu Anadolu''nun pek çok şehir ve kasabasında son bir kaç gündür meydana gelen olaylar bu başlığı ve o yazıda savunulan görüşleri doğruluyor.Bu son olaylar sivil itaatsizlik şeklinde planlanmış ve uygulanmış bir isyandan başka bir şey olarak düşünülemez. Kepenk kapattırma eylemleri, toplu itaatsizlik ve bölgenin Türkiye''den ayrı, farklı bir yer olduğunu kabul ettirmeye yönelik eylemler. Roj Tv''nin yayınlarında Ankara''daki hava durumunun ülke dışındaki yerler arasında anılması da bu taktiğin bir devamı.Bundan sonraki adımlar neler olabilir? Bu hükümet iktidarda olduğu sürece, sivil itaatsizlik metodunun bir sonraki aşaması Türkiye''nin otoritesinin her manada kabul edilmeyeceğine yönelik girişimler olacaktır. Kepenk kapatma eylemlerine ilave olarak, Türkiye''de ülke çapında organize edilen hemen her şey bu şehirlerde boykot edilebilir. Seçimleri boykot edip, kendi seçimlerini yapmak ilk aşama olur gibi. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsabilify idippedut.dk abilifyoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Sonra, bu bölgenin kendi hükümetini kurma ve yürütme girişimine tevessül edilmesi gelecektir. Yani önce geçici bir yönetim ve seçimlerin boykotu. Ardından, AKP hükümetinin izin vereceği varsayımıyla hareket edersek - ki, bu kuvvetle muhtemeldir - kendi seçimlerini yapmak suretiyle bölgede geçici hükümet kurma, bakanlar tayin etme ve hatta parlamento oluşturma gibi faaliyetlere şahit olabiliriz. Sivil itaatsizlik eylemleri genellikle bu şekilde örgütlenir. Kosova bunun en güzel örneklerinden biridir ve örgütlenme modeli bu tarzda yapılmıştı.

Bütün bunlara müdahale edilmediği takdirde, bölge halkının tümü PKK''nın kontrolüne girecektir. Oradaki büyük kitleler, korucular ve diğerleri devletin bu bölgeyi savunmak istemediği ve PKK''ya bıraktığı kanaatine vardığı anda, Türkiye''nin bölge ile olan bütün bağlantısı hemen hemen ortadan kalkacak ve bölgesel bir devlet yapısı ortaya çıkacaktır.

Bu işlemlerin yürütülmesinde AB politikalarının büyük bir payı olacağı ortada. Ayrıca ABD de bütün gücüyle bu sürece destek verecek ve en önemlisi AKP''nin bölücülüğe prim veren etnik merkezli siyaseti bu işte önemli bir rol oynayacaktır. Bir yandan insan hakları baskısı; öte yandan da, ''eğer AB ile müzakerelerin kesilmesini istemiyorsanız'' tehditleri kullanılacak ve sonuçta bütün bölgenin ''kurtarılması'' aşağı yukarı temin edilecektir.

Bir sonraki aşamada ise BM''den barış gücü istenecektir. Artık bölge ''yabancı'' bir ülke haline gelmiş addedilecek. Bir dünya provokasyon vs. ile Batı kamuoyunun dikkati buraya çekilecek ve AKP iktidarı döneminde bölgeye BM barış gücü gönderilebilmesinin önü açılmaya çalışılacaktır. AKP hükümetinin cüretkarlığı dikkate alınacak olursa, bu ihtimallerin pek de uzak olmadığı söylenebilir.

Kısacası, şu anda olduğu gibi, bölge PKK''nın denetimine terkedilirse olacağı budur ve bu noktaya doğru hızla yol almaktayız. Ortada, yaptığı açıklamalarla bütün bu hadiselere çanak tutan ve etnik merkezli düşünen bir başbakan ve onun etrafında yuvalanan bir polit büro var. Onların açıklama ve eylemlerinin PKK''ya muazzam bir moral destek verdiğine hiç şüphe yok. PKK ise tamamen ırkçılık esasında üzerinde milletleşme sürecinden yana olan bir örgüt. Hali hazırda bölge üzerindeki denetimi büyük ölçüde eline aldı. AB politikaları hem taktiksel hem de stratejik manada PKK''nın işine yarıyor ve hızla bir devletleşme çabası içerisinde. PKK da biliyor ki, Balkanlardan Ortadoğuya kadar geniş bir coğrafyada önce etnik devletler kurulmuş ve ardından da milletleşme süreci oluşmuştur. Sebep olanların tarih önündeki sorumluluğunu söylemeye bile gerek yok artık. Çünkü dalalet noktası çoktan aşılmışa benziyor.