Siyaset30 Mart 2006 00:00

Saldırı, geldiği cihetten defedilir! - Arslan Bulut

Birkaç yıl önce, hazırlanışına katkıda bulunduğum bir bildiri vardı. Bugün için de aynen geçerli: 50 yıldır sinsice fakat son yıllarda açıkça uygulanan Türkiye''yi işgal operasyonu tamamlanmak üzeredir. Mevcut hükümet programları, Damat Ferit Hükümeti''nin işgalcilere tanıdığı imtiyazlardan çok daha ağır sonuçlar doğuracaktır. Zira o dönemde, yabancılar sadece alacaklarını tahsil için Düyun-u Umumiye'' yi kurmuştu, Bugün ise, canımızdan aziz bildiğimiz vatanımız, IMF ve Dünya Bankası şeklinde görünen bir gücün baskısı ile, fakat bizzat hükümetler tarafından parti disiplinleri adına, bir halı gibi süratle altımızdan çekilmektedir. Türkiye''ye yaşatılan krizler, siyasi ve kültürel baskılarla birleştirilerek düşünülürse, hedefin, Türk Milleti''ni tamamen teslim almak olduğu açıkça görülmektedir.Milli Mücadele hareketi sonucunda yüce Atatürk tarafından kurulan ve Türk Milletine emanet edilen ülkemiz, 82 yılda oluşturduğu bütün ekonomik varlıklarını, insanlığı köleleştirme operasyonu demek olan küreselleşme rüzgarına kapılarak dünün manda heveslilerine devretmiş durumdadır.

19 Mayıs 1919 öncesi, silahla geldiler. Vatan, namus ve din tehlikedeydi. Ve geldikleri gibi gitmeye mecbur kaldılar. Zaten, saldırı ancak geldiği yerden ve geldiği yöntemle defedilebilirdi. Bugün ise silahsız kuvvetlerle; sermaye, bilim, teknoloji ve medya ordularıyla geldiler. Bunlar yetmediği için, misyonerlerini, ajanlarını Türkiye''ye gönderdiler.

Bunlar da yetmediği için, bütün milli kurumlara sızdılar ve her alanda işbirlikçiler bularak, karar mekanizmalarını ele geçirdiler.
Bugün, daha tehlikeli durumdayız. Çünkü, bu defa saldırıyı, milli, dini ve çağdaş değerlerimiz adına ortaya çıkanlara yaptırıyorlar!

Halk olarak, bu yapılanmalar içinde bölük-pörçük halde bulunduğumuz, fakat bizleri yöneten kişilerin kanlarındaki ve vicdanlarındaki asli cevheri tespit etmediğimiz için, Atatürk''ün vasiyetini tutmadığımız için, soylu oğullarımızı köle, kızlarımızı cariye haline getirmek üzeredirler. Siyasi ve kültürel parçalanmışlık yetmezmiş gibi, Türk halkını, Türk Ordusu ile karşı karşıya getirmek için de çok özel programlar uygulanmaktadır. Ancak büyük Türk Milleti asla bu oyuna gelmeyecektir.
Bu arada hepimiz, ülkemiz altımızdan çekilirken, sahte gündemlerle; bizi birbirimize düşürmekten başka hiçbir işe yaramayan tartışmalarla meşgul ediliyoruz.
Ekonomik dayatmalar, ekonomi bürokrasisinin büyük ölçekteki ihaneti ve medya vasıtasıyla aşağılık kompleksine düşürdükleri insanımızı Türkçe isimle dükkan açamaz duruma sürüklemeleri ve yabancı dilde öğretim sonucu, yeni nesillerimiz kimliğini kaybetmek üzeredir.

Dolayısıyla, bugünkü işgal kuvvetlerini de geldikleri yöntemlerle mağlup etmek durumundayız.
Türk Milleti''nin üzerine, Türkiye''yi teslim ettikleri taşeronların marifetiyle geldiler, o halde bu taşeronların hepsi gitmelidir!

Büyük Atatürk diyor ki, "Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmezse ve iktidarı düşürmez ise bütün bu kusur ve kabahatlere katılmış demektir"
Millet olarak mevcut yönetimin bu kusur ve kabahatlerine iştirak etmek istemiyoruz.
Diğer bütün saldırıları da "geldikleri cihetten" defetmek zorundayız. Onlar, taşeron işadamları ve mütareke basını gibi medya, işbirlikçi siyasetçiler ve bürokratlar ile geldiler. Kültür ve sanat adamı kılığında gençlerimizin ahlakını yok etmeye yönelik girişimler gittikçe yoğunlaşmaktadır. Geldikleri bütün bu alanlardan kovulmalıdırlar. Stratejik yöntem budur. Taktik yöntem olarak, büyük Türk Milletinin her evladı durumdan vazife çıkarmalı, vatanın her karış toprağı gibi, bulunduğu noktayı bir kale gibi görerek, enerjisini, kendisi için, çocukları ve torunları için, milletin istiklali için harcamak üzere gücünü kendisi gibi düşünen insanlarla birleştirmelidir.

***

Türkiye''nin sadece bor rezervleri, önümüzdeki bin yıl için yeterli bir servettir. Diğer yeraltı ve yerüstü servetimiz, daha da büyük imkanlar sunmaktadır. Sadece yastık altında bulunan altınımızın değeri iç ve dış borçlarımızdan fazladır. Avrupa''daki Türklerin birikimi de aynı düzeydedir.

Bütün mesele, bu bilinçle oluşturacağımız milli iradeyi, siyasi kadro ve irade haline getirebilmek; o andan itibaren de temeli adalet olan, varlığının hikmetini büyük Türk Milleti''nde arayan, egemenlikten asla taviz vermeyen, milli değerleri satmayan, sattırmayan ve satılmayan, çatıştırıcı değil uzlaştırıcı olan, milleti tarihiyle, bugünüyle, geleceğiyle bir gören, bütün insanlığa örnek, güçlü bir devlet yapılanmasını kurmaktır.