Ekonomi29 Mart 2006 00:00

Yaklaşan Finans Krizi - Hasan Ünal

AKP hükümetinin temel politikalarından birisi uygulanan IMF programıdır. Bu programın temel ayakları ise ABD ve AB ile ilişkilerden oluşuyor. IMF programına verilen halk desteğinin neredeyse bütünüyle erozyona uğradığını tesbit etmek lazımdır. Halk artık IMF politikalarıyla ülkenin esenliğe kavuşacağına inanmıyor. Çünkü yapılanlar üretimi azaltıyor ve ithalatı teşvik ediyor. Oysa Türkiye gibi bir ülkenin üretimi ve dolayısıyla ihracatı artırması beklenir. Ancak uygulanan yüksek faiz ve düşük kur politikası buna engel. Türkiye son bir kaç yıldır ithalat cenneti oldu. AKP hükümetinin üç yıllık uygulamasının sonunda ortaya çıkan cari açık kırk beş milyar dolar civarında. Özellikle son iki yıllık rakamın kırk milyar dolara yakın olması ürkütücü.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons click free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardnaproxennatrium site naproxen kruidvatrenovation vejle link renovaabilify link abilify

2006 yılının başlarından itibaren gelen veriler bu ürkütücü tabloyu daha da tehlikeli hale getiriyor. Sadece Ocak ayının cari açık rakamı iki buçuk milyar dolar ve bu rakam geçen yıl Ocak ayında gerçekleşen cari açık rakamına göre yüzde yetmişler düzeyinde bir artışa tekabül ediyor. Bu arada aşırı değerli Türk Lirasından dolayı ihracatta görülen göreceli düşüş kendisini turizm sektöründe de hissettirmeye başladı. Rezervasyon iptalleri birbiri ardına geliyor. Bu da cari açığın devasa boyutlara ulaşacağı anlamına geliyor.

Üretim ve ihracat daralırken ithalat patladı ve ithalat merkezli büyüme rakamları havalarda uçuşuyor. Büyüme rakamlarının gerçek olup olmadığı yönündeki tartışma bir yana, bu büyümenin ithalat merkezli olmasından dolayı işsizliğin arttığı bir gerçek. 2001 yılındaki işsizlik oranlarına göre işsiz sayısında ve oranında ciddi bir artış gözleniyor. Bu da, ''bu ne biçim büyüme, ne bizim cebimize giren bir şey var, ne de işsizliğe çare'' diye yakınan kitlelerin feryadını haklı çıkarıyor.

Kısacası hükümet, noktasına virgülüne kadar Kemal Derviş tarafından hazırlanan programı kararlılıkla yürütüyor. Ama bu programların, uygulandığı hiç bir ülkede başarılı sonuçlar vermediği biliniyor. Türkiye''deki durum da bunu teyit ediyor. 1999-2001 arasında da böyle olmuştu. Türk Lirası o zaman çıpaya bağlanmak suretiyle döziv sepetine karşı değerlendirilmişti. Bu defa dalgalı kur olmasına rağmen hem yüksek faiz hem de küresel piyasalardaki serseri paranın kendi ülkelerindeki çok düşük faziden dolayı yükselen piyasalara gitmek istemesinden dolayı Türk Lirası değerli hale getirildi. Aslında 2001 krizine oranla şu anda Türk Lirası daha değerli.

Türkiye''ye giren yabancı paranın ne zaman ve hangi şartlarda çıkacağı sorusu ortalıkta dolaşıyor. Bu kadar büyük cari açıklar veren ve artan bir oranda da vereceği anlaşılan bir ülkede bu yabancı para daha ne kadar kalabilir? Veya bu durumdaki bir ülkeye yabancı para gelmeye devam eder mi? Son günlerde yabancı yatırım bankalarının, fon yöneticilerinin ve onlara danışmanlık yapan kuruluşların birbiri ardına ''Türkiye''den çıkın'' çağrısı yapmaya başlaması enteresan.

Öyle görünüyor ki, Türkiye hızla bir finans kirizine doğru yol alıyor. İşin garip tarafı hükümetin bir yandan IMF merkezli ve Kemal Derviş tarafından hazırlanan programı virgülüne dokunmadan uygulamayı içine sindirirken, Merkez Bankası başkanının kim olacağıyla ilgili bir krize sebebiyet vermekten çekinmemesi. Normalde Merkez Bankası başkanı kim olursa olsun tokmak IMF ve yabancı yatırımcıların elinde. Hükümet açısından bakıldığında Serdengeçti''yle devam belki de mantıklıydı. Ama ille de kendi adamımız olsun mantığı, finans krizinin tetiklenmesindeki ilk bahane rolünü oynayabilir. Bundan sonra İran krizi ve diğerleri peşpeşe gelecek. Ve sonunda bu açıklarla Türkiye mecburen yüzleşecek...