AB28 Mart 2006 00:00

Muzakereler başlamadan bitecek mi? - Hasan Ünal

Hükümet ne kadar saklarsa saklasın, basın ve televizyonlar ne kadar görmezden gelirse gelsinler AB ile kocaman bir krizle yüz yüzeyiz. Eğer Başbakan Erdoğan’ın son haftalarda Ek Protokol hakkında yaptığı açıklamaları nihai pozisyonu kabul edeceksek, o zaman krizin başlamış olduğuna bile hükmetmek gerekir. Ama Başbakan Erdoğan ve AKP polit bürosunun AB konusunda içerde söyledikleri genellikle halktaki gazı almaya yönelik olduğu için neyin ne olduğuna hükmetmek için bir süre beklemek doğru olabilir.Mesele çok basit. 3 Ekim günü bizimkilerin kabul etmek zorunda oldukları bir belge ortaya çıktı. Bu, Türkiye’yi tam üyeliğe götürmek yerine aslında nasıl üye olamayacağını ortaya koyan bir belgeydi. Tıpkı 17 Aralık kararları gibi bu belge de Türkiye’nin üyeliğini adeta imkansz kılacak bir tarzda hazırlanmıştı. Ama her zaman olduğu gibi müzakere/mütareke basını ve televizyonları ile AKP hükümeti bunu bir zafer gibi sunmaya çalıştı. Gerçi halk bu tür yutturmacaları artık ciddiye almıyor ama yine de AKP ve basının böyle bir pazarlama yapma mecburiyeti vardı.discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatcialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Aslında yapılan kutlamaların ciddi ve gerçekçi olmadığını Abdullah Gül’ün Genelkurmay Başkanı Özkök’e 3 Ekim’den evvelki bir tarihte söylediğini ancak basının bunu gizleyip yazmaktan imtina ettiğini Amiral Gemisi’nin Kaptanı daha sonra duyurmuştu. Kısacası ortada bir AB tiyatrosu vardı ve bu tiyatronun birkaç yıl devam etmesi umuluyordu. En azından AKP politbürosunun beklentisi buydu.
Ama AB içerisinde meydana gelen hadiseler bu beklentilerin gerçekçi olmadığını gösteriyor. Bir kaç hafta önce Avusturya dönem başkanlığı, Abdullah Gül’ü Viyana’ya çağırarak bir tebligatta bulundu. Buna göre, Avusturya dönem başkanlığı Türkiye ile fiili müzakerelerin kendi başkanlığında başlamasından yanaymış!!! Pek tabii ki, bu, şartlara bağlıymış.
Şartlar da basit. Türkiye AB’ye olan siyasi sorumluluklarını yerine getirmeliymiş. İlk söyledikleri Ek Protokol oldu. Zaten Ek Protokol’ün yolda olduğu daha önceki haftadan belliydi. Zira bütün AB bir anda Papadopoulos’un önerilerini benimseyerek Kuzey Kıbrıs’a ilişkin Mali Tüzüğü çıkarmıştı. Ancak esas gerekli olan Serbest Ticaret Tüzüğü’nü tamamen dondurmuş ve dondurucudan çıkarma meselesini de bütünüyle Papadopoulos’un yetkisine bırakmıştı. Yani vaziyetin böyle olacağı açıkça görülüyordu.
Viyana’da Abdullah Gül’e, alakalı veya alakasız her hangi bir dosyanın açılabilmesi için Ek Protokol’ün mutlaka onaylanarak yürürlüğe konulması; aksi takdirde Kıbrıs Rum Kesimi’nin müzakerelerin başlamasını veto edeceği söylendi. Bakan Gül’ün bu konudaki itirazları ciddiye alınmadı. Bakan Gül böyle bir taahhüdün ancak ve ancak bu taahhütle alakalı dosyanın açılması sırasında gündeme gelebileceğini, böyle yapılmadığı takdirde bunun haksızlık ve çifte standart olacağını söylemeye çalışdıysa da, kimse kendisini dinlemedi.
Ardından aynı konunun Ankara’ya resmen iletildiği anlaşılıyor. Buna göre Türkiye her hangi bir başlık altında fiili müzakerelere başlayabilmek için mutlaka ve mutlaka Ek Protokol ve belki başka siyasi kriterleri yerine getirmek durumunda. Son haftalarda Başbakan Erdoğan Türk limanlarının ve hava sahasının Rum gemi ve uçaklarına açılmayacağını söylemek suretiyle AB’ye bir manada rest çekmiş oluyor.
Bu arada Erdoğan’ı da ciddiye almadıkları veya müzakerelerin başlamaması için ellerinden geleni yaptıkları için Avrupa tarafı da boş durmuyor. Fransa şimdilerde Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlamasına set çekecek ilave tedbirler için neredeyse bütün üye devletlerin kapısını çalıyor. Avusturya, dönem başkanı olmasına rağmen, Fransa’ya destek veriyor. Bu arada Avrupa kıtası Türk ve Müslüman karşıtlığıyla adeta kafayı yemiş vaziyette. Böyle giderse, bizim müzakereler başlamadan durabilir.