IMF’ye de kükresene! - Necdet Çakmak
Luiz Inacio Lula’yı Brezilya Devlet Başkanlığı’na taşıyan IMF karşıtı söylemiydi.Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da öyle!Ne demişti Lula; “İktidara gelince IMF’yi ülkemizden kovacağız, sosyal adaleti sağlamak için zengin kesime yeni yükümlülükler getireceğiz”Lula, bu söylediklerini kısmen de olsa başardı.Peki, Sayın Erdoğan ne demişti?O da Lula gibi, seçim meydanlarında, geniş halk kitlelerine; ‘IMF ile ilişkilerimizi germeden ilk aşamayı gerçekleştirdikten sonra IMF’den kurtulma yolunu arayacağız” diyerek söz vermişti. Fakat iktidara geldiğinde ortada ne söz kaldı, ne de icraat. Tam tersine, IMF taahhütlerinin Demokles’in kılıcı gibi üzerinde durduğunu görünce başladı çark etmeye…arcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
Öyle ki, kraldan daha fazla kralcı hale büründü: “Bazıları ‘Biz iktidara gelirsek IMF’yi tanımayız’ diyorlar. Nasıl tanımazsınız? Tek başınıza tanımazsanız, tek başınıza kalırsınız. Stop edersiniz. Uluslararası çalışan bir ülkesiniz. Her şeyiniz, ekonominiz durur” dedi.
Şimdi, durup dururken bunları niye hatırlattım.
Biliyorsunuz, AKP hükümeti uzun süredir girdi maliyetlerinde indirim isteyen tekstil sektörüne yönelik 10 puanlık KDV indirimine gitti, memurlara 40 YTL’lik bir ek ödeme paketi açıkladı.
Ne güzel işte diyebilirsiniz!
Ama kazın ayağı hiç de öyle değil!
Sayın Başbakanın ve hükümet sözcülerinin sürekli övgüler düzdüğü IMF, ta okyanus ötesinden, Meksika’dan hem de en tepedeki ismiyle öyle bir tepki gösterdi ki; herhalde AKP’liler, bundan sonra kapılarına dayanarak ‘bize de indirim’ diyenlerle selam sabahı bile keser.
Bakın ne demiş, IMF Başkanı Rodrigo Rato; “Türkiye makro ekonomik kredibilitesini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Vergi indirimi ve harcamaları artırmak, Türkiye’nin kamu borcunu düşürmenin yolu değil.”
Oysa aynı Rota, daha iki ay önce Davos’ta Başbakan Erdoğan’la yaptığı görüşmede bakın neler söylemiş: “Türkiye ekonomisi son yıllarda çok başarılı bir performans sergiliyor. İzlenen ekonomik program ile önemli başarılar elde etti. Enflasyon oranı düştü. Faiz hadleri geriledi. Büyüme sağlandı ve işsizlikte azalma görüldü. Bütçe politikaları konusunda izlenen reform politikalarında da hükümet çok başarılı. Zor bir dönemde olmasına karşın Türkiye’ye güveniyoruz. Mutluyuz, çünkü Türkiye, kendi sorunlarını kendi çözdü. Türkiye’ye güveniyoruz, Türkiye’yi aydınlık günler bekliyor.”
Ya, işte böyle!
Aynen Süleyman Demirel’in, “Dün dündür, bugün bugündür” hesabı gibi…
Tabiri caizse kapısında üç kuruş için dilendiğiniz adamlar, ‘Türkiye’yi aydınlık günler bekliyor’ diyerek sizi oyalayanlar, bugün kalkıp, ters bir adım attığınızda “sizi karanlık günler bekliyor” diyerek kör kuyunun içine atarlar.
Yani, adamı önce pışpışlar, sonra da suya götürüp susuz geri getirirler.
Velhasıl, IMF’den Türkiye’ye hayır bekleyenler hep yanılmaya mahkûmdurlar. O halde, başta AKP’liler olmak üzere ‘kuyruk’ olma sevdasında olan herkes aklını başına devşirmeli, yangın yerine dönen bu ülkenin felaha kavuşması için üzerlerine düşeni yapmalıdır.
Artık, bu ülkenin IMF talimatlı, sadece borç ödemeye endeksli, yatırım yapmayan bütçelere, ‘asgari ücret yüksek’ hezeyanlarına, KDV ve ÖTV gibi ağır vergilere, çığ gibi büyüyen işsizliğe tahammülü kalmamıştır.
Ama tek bir şeye ihtiyacı vardır…
‘Al ananı git’ lakırdıları ile ulu orta vatandaşını azarlayanlara değil, ‘ey IMF ülkemden defol’ diyen ‘onurlu’ yöneticilere ihtiyacı vardır.
Yoksa daha çok ezilip, büzülürüz!