Sahte Bir İkilem: AKP mi, IMF mi? - Selim Somçağ
Görev süresi sona eren Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti’nin yerine yapılacak yeni atama AKP’nin bu göreve illâ kendi kadrosundan birini getirme ısrarı yüzünden krize dönüştü. Olabilir, bu partinin ve kendisiyle yol arkadaşı olan tarikat-cemaat yapılanmalarının devletin her köşesine kendi meşreplerinden adam yerleştirme merakı biliniyor. Bu durum medyadaki iddiaların tersine ekonomik ya da finansal istikrar için bir risk de oluşturmuyor, çünkü Merkez Bankası politikaları uzun süredir Ankara’dan değil, Washington’daki IMF Binasından belirleniyor. Dolayısıyla Türkiye IMF rotasında kalmaya devam ettiği sürece, Merkez Bankası Başkanlığı koltuğunda kim oturursa otursun, uygulayacağı politikalar aynı olur. Bu yüzden çok sayıda soruya rağmen bu konuyu üzerinde kalem oynatmaya değer bulmadım, fakat son günlerde mesele farklı bir boyut kazanmaya başladı.discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
Önce Batı sermayesinin güdümündeki yerli büyük sermaye çevresinde ve onun uzantısı olan malûm medyada bir “Serdengeçti başarılı, görevinde kalmalı” kampanyası başladı. Bunu bu çevrelerin laiklik kaygısına bağlamak yanlış olur, sonuç olarak AKP’ye başından beri verdikleri destek ortada. Başkanlık ve başkan yardımcılıkları için adı geçen bazı isimlerin geçmişte IMF aleyhinde yazıp çizdiklerini afişe ederek “Bunlar IMF karşıtı” diye propaganda yapmaları da ikiyüzlülük, çünkü AKP’nin çoktan Amerika’ya ve IMF’ye biat ettiğini, hatta bu hususta şaraptan dönme sirke keskin olur misali, klasik Amerikancı partileri bile solladığını herkes biliyor. Fakat AKP ne de olsa siyasî İslamcılıktan gelip sonradan hidayete ererek Amerikan güdümünün, Batı kuyrukçuluğunun, Brüksel koridorlarında aldatılmanın, ülkenin varlıklarını Batı sermayesine talan ettirmenin faziletlerini keşfetmiş bir parti. Halbuki Süreyya Serdengeçti Türkiye’nin hükümranlığını Batı ile paylaşması gerektiği düşüncesini nefes almak kadar doğal ve vazgeçilmez bulan soğuk savaş bürokrasisinin ekonomideki tipik bir temsilcisi. Batılı güç odaklarının, IMF’nin sonuna kadar güvenebileceği bir isim. Dolayısıyla burada “Aslı varken taklidine ne gerek var?” zihniyeti hâkim oluyor. Yoksa atanacak AKP yandaşlarının IMF’ye karşı çıkmayacağını onlar da biliyor. Zaten hükümet IMF rotasındayken, Merkez Bankası bağımsız da olsa, tek başına IMF politikasından farklı politikalar izlemesi mümkün mü?
Konunun buraya kadarki kısmı da bizim için ilginç değil. İş “Kim daha iyi Amerikancı, daha sağlam IMFci?” gibi mide bulandırıcı bir mecraya girmiş durumda. İlginç olan son günlerde güdümlü medyada yer almayan bazı kalemlerin ve CHP Genel Başkanı Baykal’ın da Serdengeçti’yi savunmaya başlamaları. Cumhuriyet’te yazan Cüneyt Arcayürek’e göre “Yorumlar Serdengeçti’nin Merkez Bankasında başarılı hizmetler yaptığında birleşiyor”muş. İfadedeki şu kaypaklığa bakın: Yorumlar birleşiyormuş! Hüküm verecek kadar bilginiz olmayan bir sahada yusyuvarlak, kimliği belirsiz bir “yorumlar”ın arkasına saklanarak görüş bildirmek sorumlu gazeteciliğe yakışıyor mu? Haydi, “Cüneyt Bey ekonomiden anlamaz, laikliği savunmak ve AKP’ye muhalefet uğruna kendini dalgalı denizlere atmış.” deyip geçelim, gelelim CHP’ye... Önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek başkan yardımcılığı için adı geçen bir kişiyle ilgili sakıncalı bulduğu noktaları sıralarken bu kişinin “IMF’ye karşı” olmasını da zikretti. Bunun arkasından da CHP Genel Başkanı Baykal’ın Serdengeçti’yle ilgili demeci geldi: “Görevini başarıyla yaptığı anlaşılıyor, yaşı uygun, sağlığı yerinde. Hiçbir inandırıcı gerekçe ortaya koymadan, bir yöneticiyi alma derdine giriliyor.”
Görülüyor ki CHP de Batı sermayesi, Batı sermayesinin sözcüsü IMF ve bu sermayenin Türkiye’deki uzantıları gibi Serdengeçti’yi başarılı buluyor. Nedir Serdengeçti’nin başarısı: Enflasyonu düşürmek. Nasıl düşmüştür enflasyon? Örtülü kur çapasıyla, yani kur artışını enflasyonun altında tutarak. Peki bu işin enflasyonu düşürmek dışında başka bir etkisi olmuş mudur? Olmuştur, bu süreç sonucunda TL % 60 kadar aşırı değerli hale gelmiş, bu yüzden ihracat tıkanmış, sanayide kârlar düşmüş (Geçen gün İSO Başkanı Tanıl Küçük “94 Krizinde bile sanayide kârlılık bu kadar düşmemişti” dedi), piyasayı ithal mallar istila etmiş, dış ticaret açığı 16 milyar dolardan 43 milyar dolara, cari açık 1.5 milyar dolardan 24 milyar dolara tırmanmış. Sanayi iç ve dış pazarda rekabet edebilmek için önce işçi ücretlerini düşürmüş, ardından işçi çıkarmış; yine de konfeksiyon gibi bazı sektörler tasfiye sürecine girmekten kurtulamamış. İthal mal rekabeti yüzünden tarımda da durum aynı. Türkiye yakın tarihte görülmemiş bir işsizlik, yoksullaşma ve sefalet dalgası içinde yüzüyor. Bu ekonomik yıkım tablosunun başlıca sorumlusu IMF’nin Türkiye’ye dayattığı örtülü kur çapasıdır. Enflasyonu zorlama bir yöntemle düşürmek uğruna Türkiye’nin sanayii, tarımı, istihdamı, büyümesi mahvedilmiştir.
Serdengeçti bu IMF politikasının bir numaralı uygulayıcısı ve avukatıdır. Uyguladığı politikaların yıkıcı niteliğini kamuoyundan gizlemek için ürettiği çarpıtmaları da “Serdengeçti’nin Çarpıtmaları” adlı yazımda okuyabilirsiniz. Türkiye’yi 14 ayda devalüasyona götüren, bizim çökmeye mahkûm olduğunu ilk gününden ilan ettiğimiz 2000 yılındaki kur çapasını da Türkiye’ye asıl pazarlayan kişi Gazi Erçel değil, Süreyya Serdengeçti’dir. Hal böyleyken CHP’nin bir yandan ekonomideki kötü gidişatı eleştirip, sanayi ve tarımın yok olmaya gittiğinden, işsizliğin patladığından dem vurup, sonra da Serdengeçti’nin görevde kalmasını istemesi büyük bir çelişkidir. Bu çelişkinin de ötesinde, bu söylemle sanki Türkiye şeriatçı, siyasî İslamcı anlayışa teslim olmakla Batı sermayesinin temsilcisi IMF’ye angaje olmak ikilemine sıkışmak zorundaymış gibi bir izlenim yaratılmaktadır. Türkiye’nin ekonomi yönetimindeki seçenekleri sözde faizsiz bankacılıkla, İslam ekonomisi hurafeleri ile Türkiye’nin Batı’nın ekonomik sömürgesi haline gelmesi demek olan IMFcilik arasına sıkıştırılamaz. Gerçek seçenek çağdaş ekonomi biliminin verilerini kullanarak Türkiye’nin yeniden ekonomik bağımsızlık ve kalkınma rotasına girmesini savunmaktır, Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesine ve millî iktisat uygulamasına sahip çıkmaktır. CHP’nin yaptığı iş ise laiklik savunusu bile değildir; bu kisve altında küresel sermayenin Türkiye üzerinde kurduğu hegemonyanın pekişmesine destek vermektir.
Tabii CHP Genel Başkanı Baykal’ın 2001 yılında sömürge valisi havası içinde Türkiye’ye gelen ve o havaya uygun bir icraatta bulunan Kemal Derviş’i 2002 seçimleri öncesinde CHP’ye alıp bağrına bastığını bilmiyor değilim. Fakat bunun CHP’nin Derviş’in ekonomiye yararlı değil, zararlı olduğunu o zaman için değerlendirememiş olmasından kaynaklandığını, o günden bugüne IMF politikalarının ekonomide yarattığı tahribatın CHP’nin IMF konusunda gözünü açtığını ummuştum. Görülüyor ki bunlar boş umutlar; CHP’nin Batı sermayesine, onun Türkiye’deki uzantılarına ve sözcüleri IMF’ye olan angajmanı bugünkü ekonomik yıkımın baş sorumlularından Serdengeçti’ye sahip çıkmasına yol açacak kadar köklü ve derin.