Ekonomi24 Mart 2006 00:00

Özelleştirme adı altında yabancı sermaye Türkiye'de hakimiyet kuruyor

Türk ekonomisinin her geçen gün kötüye gitmesi kan kaybetmesine neden oluyor. Türk ekonomisinin hayata dönmesi için tüketimin değil, üretimin yapılması gerekiyor. Üretmeyen toplumlarda büyümeden söz edilemez. Türkiye ne yazık ki ekonomisi ithalata dayandırılan bir sistemin içinde.Emine Uyan DikmenEkonomide büyük bir kısır döngü yaşanmaktadır. Daha doğrusu doğurgan olan ekonomi kısırlaştırılmaya çalışılıyor hatta üretim yapamaz hale geldi. Uluslararası rekabette de güç kaybederek öldü ölecek olan ekonomimiz yabancı sermayeli şirketlerin elinde heba ediliyor. Dış ticarette açık veren Türkiye'nin ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 60'larda... Bu oran giderek büyümektedir. Her ne kadar ekonomideki gelişmelerin iyiye gittigi söylensede Türkiye ekonomisinin iyiye gitmedigi de bilinmektedir. Cari açik oraninin büyümemesi için ve Türkiye'nin içinde bulunduğu kısır döngüden biran önce kurtulması gerekiyor. Üretime geçilmezse ve ülke ekonomisi ithalata dayandırılırsa vay halimize.. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilodiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Türkiye'nin üretimden çok tüketen bir toplum olması istenmektedir. Çünkü Avrupa ülkeleri Türkiye üzerinden büyük rant sağlamaktadırlar. Türkiye'nin jeopolitik konumu açısından da önemli bir yerde olması Avrupa ülkelerinin iştahını daha da kabartmaktadır. Yabancı sermayeli şirketler görünümünde olan Yahudi sermayesinin Türkiye ve dünya üzerindeki etkilerini uzmanlık alanı, Davranış Bilimleri, Global Operations Management, Finansman ve uluslararası finans olan Ramazan Kaan Kurt'la yaptığımız röportajda ekonomideki gelişmelerin perde arkasını konuştuk.

-Türkiye'de ekonomideki olumsuzlukların bugüne kadar devam etmesindeki sır nedir?

Osmanlı Türkiyesi'nde uygulanamayan Sevr Planı, Cumhuriyet Türkiyesi için beş aşamalı olarak Lozan Antlaşması'nın daha mürekkebi kurumadan uygulamaya konulmuştur. Rekonkista ve Anadolu'dan Müslüman Türk'ün çıkarılmasıyla solcu, siyasi İslamcı ve liberal sağ elitler el ele AB, BOP ve İsrail politikalarının hizmetinde olanlar soldan ve sağdan her türlü milli-ulusal fikirlere, kişilere ve kurumlara hep bir ağızdan saldırıyorlar.

Kopenhag kriterleri, 17 Aralık 2004, 3 Ekim 2005 AB dayatmalarının kabulleri Siyasi Sevr'in önündeki engelleri önemli ölçüde kaldırmıştır. Dinlerarası diyalog da Sevr'e hizmetin bir başka adidir. ABD, AB ve Israil Türk-Kürt, Alevi-Sünni çatişmasi çikarmak için var güçleriyle psikolojik, iktisadi ve siyasi operasyonlar yaparak, Türkiye önce Yugoslavya şartlarina itilecek daha sonra da NATO şemsiyesi altinda bombalanacaktir.
Ülkemizde iç ve diş mihraklarla el ele "Kürtçü burjuvazi" yaratmak isteniyor.

Bunun için de özellikle New York-Londra ve İsviçre'deki bankerlerin kontrolündeki Yahudi sermayesi destekli servet transferleri operasyonlarını "özelleştirme" adı altında gerçekleştiriyorlar. Birleşmiş Milletler'in bir raporuna göre "yabancı sermaye yatırımı" ile "yabancı sermayeye satmak" aynı anlamı taşımamaktadır. Batı 1923'te uğradığı mağlubiyetin rövanşını almak istemektedir.

Galata bankerleri

- Dediniz ki Batı uğradığı malubiyetin rövanşını almak istiyor. Peki yabancı sermaye Türk ekonomisi için bir tehdit mi ve bunun sonuçları ekonomiyi nasıl etkiler?

Osmanlı Türkiyesi Galata bankerleri eliyle 1854'den itibaren sürekli borçlandırılarak batırılmıştır. Batı 1923'te uğradığı mağlubiyetin rövanşını almak istemekte... Özelleştirme uygulamasıyla New York, Londra ve İsviçre bankerlerinin parasıyla Türkiye'nin yerli kaynakları yabancılara peşkeş çekilmektedir.

Türk devletinin resmi kayıtlarında görünen İsrail kökenli firma sayısı 132 iken, İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'a göre 1500, İsrail Sanayiciler Birliği Başkanı Şragfa Broş'a göre de 996. Demek ki, gizli bir iktisadi ele geçirmeden bahsedebiliriz. Türkiye'ye gelen yabancı sermayeli şirketlerin faaliyetlerine bakıldığında çoğunun aracılık, perakende ve toptan ticaret, borsa, finans, gayrimenkul ve kiralama sektöründe faaliyet gösterdikleri anlaşılıyor.Yani anlayacağınız, eskiden gelen ve gerçekten sabit sermaye yatırımı yaparak imalat sektöründe faaliyet gösterenler dışında yeni bir imalatçı yabancı sermaye çok az. İmalat için gelen; teknoloji transferi yapan yabancıya başımızın üstünde yeri var. Resmi kayıtlara göre yabancılar 2800 Türk şirketine ortak oldu. Bu ortaklardan özellikle İsrailliler "açık açık" gelmiyorlar sessiz ve derinden gerçekleştiriyorlar. Hazine müsteşarlığı tarafindan açıklanan "2005 Yılı Doğrudan Yabancı Yatırım Verileri" ne göre, fiili yabancı sermaye girişi 2005 yılında 9 milyar 650 milyon dolar. Bu rakam 2004 yılında 2 milyar 847 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. 2005 yılı içinde kurulan 2 bin 825 şirketle beraber Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı sermayeli şirket sayısı toplam 11 bin 685'e ulaşti. 17 Haziran 2003 tarihinde yürürlüge giren 4875 sayili "Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu" ndan sonra yabancı sermayeli şirket sayısında patlama yaşandı. 17 Haziran 2003-31 Aralık 2005 tarihleri arasında kurulan yabancı sermayeli şirket sayısı daha önceki yıllarda kurulmuş olan toplam şirket sayısının yüzde 101'ine karşilik geliyor. Açiklanan "Ödemeler Dengesi" rakamına göre son üç yılda piyasaya 90 milyar dolarlık yabancı sermayenin girdiği belirtilmiş.

Borsadaki işlemlerin yüzde 66'sı yabancı sermayenin kontrolü altında ve borsadaki varlıklar yaklaşık 40 milyar dolar civarında. Yabancı yatırımcıların paralarını çekmeleri Türkiye'deki ekonomik krizin daha da büyümesi .

- Özelleştirme adı altında Türk ekonomisi yıpratılıyor.

Evet, özellikle son üç yildir özelleştirmenin hizlandirilmasinin asil gayesi Türk halkini ekonomik yönden teslim almaktir. Bu oyunun benzeri Meksika, Arjantin ve Brezilya'da uygulandı. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi için mutlaka diz çöktürülmesi gereken Türkiye için düğmeye basıldı. Bakınız "Kültürel Sevr" ile Türk milletinin yaşama disiplini kaybettirildi. Psikolojik operasyonlar ile de Türk insaninin ve toplumunun direnci kirildi. ABD ve Israil Afganistan ve Irak işgalinden sonra, şimdilik Türkiye'ye karşi böyle bir girişimi göze alamadiklari için Türkiye'ye finansal ve psikolojik operasyon destekli siyasi ele geçirme planları uyguluyorlar. Bu sebeple ekonomik ve siyasi işgal için düğmeye basıldı.

Türk Telekom "tartışmalı" bir "Arap" sermaye grubuna peşkeş çekiliyor. Bir başka yabancilaştirma sahasi da medya. Daha düne kadar ikisinin 5 milyon dolara alinacagi 2 radyonun 50 milyon dolara satin alinmasi, bir ekonomik yatirimdan çok siyasi bir planin parçasi olarak degerlendirilmelidir.

Medyada el degiştirme operasyonlari devam edecektir. Bu da Türk milletinin yabanci yatirimcilarin çikarlari dogrultusunda manipüle edilmiş bilgilendirme bombardimanina tutulacagi anlamina gelir.

Bankalara göz diktiler

- Yabancı sermayenin hedeflediği sektörler var mı?

Yabancıların Türkiye'deki sermayesinin büyük miktarı bankacılık sektörüne gitti. 47 bankanın 27'si yabancı ve yabancı ortaklığı konumuna geldi. 1854-1914 arasında Osmanlı Türkiye'sini borç-faiz batağına çekerek batıran Galata bankerlerinin yerini; 12 Temmuz 1947'den bugüne Türkiye üzerinden tatlı para kazanan Londra, New York, İsviçre bankerleri ile bunların yerli işbirlikçileri almıştır. - Cari açık Aralık 2005'te hem aylık, hem de yıllık bazda rekor kırarak 22,9 milyar dolar olarak gerçekleşti ve cari açığın GSMH'ya oranı yüzde 6,5 arttı. Böyle bir cari açığı ne IMF, ne hükümet ve ne piyasalar beklemiyordu. Merkez Bankası 5,5 Milyar dolarlık dövizi piyasadan satın aldı ama kur yerinden kıpırdamadı bile....

Finans piyasalarında konuşulan bir "dedikodu" ya göre, Merkez Bankası'nın 5,5 milyar dolarlık alım yaptığı gün, satıcılardan uluslararası büyük bir "hedge fon" tek başına 1,5 milyar dolar vermiş. Ilk sorulmasi gereken soru şu: Niçin azar azar yılbaşından bu güne kadar alım yapılmadı da bir günde bu kadar büyük montanlı alıma gidildi?

Alımlar IMF'nin isteğiyle mi gerçekleştirildi? 5,5 milyar dolarlık alım hangi bankalardan ve hangi miktarda yapıldı? Yabancılar nasıl bilgi sahibi oldular da alımı beklediler. Müdahale birileri için mi yapıldı? Türkiye 150 yıldır "yüksek faiz-düşük kur" borç lobisinin elinde kıvranmaktadır. Merkez Bankası faizi düşürmek yerine döviz almayı niçin ve kimin isteği ile gerçekleştirmiştir? Devlet Bakanı Ali Babacan ne demek istiyor? Malum "bu müdahale bir seviye müdahalesi değildir" gibi garip bir laf etti. İthalatın patladığı, ihracatçının kan ağladığı bir ortamda hükümet ve Merkez Bankası ne yapmak istiyor?

- Türkiye'de döviz kurlarını düşük olması özellikle ihracattaki etkileri....

Bunun belli başlı iki sebebi vardır. Birincisi, ülkemizde son 20 yıldır yatırımlar durmuş olup, döviz-borsa-faiz şeytan üçgeni ile indir bindir yapılmaktadır.

İkincisi ise, özellikle özel sektörde çalışan beyaz yakalı dediğimiz memur kesimin reel ücretleri iyice "geberik" hale gelmiştir. Bu durum iç talebe büyük darbe indirmiştir.

Çekilen onca sıkıntıya rağmen, yapılan düzenlemelerle ipin ucu Türkiye'nin elinden çıktı, IMF ve küresel ekonominin eline geçti. "Kültürel Sevr" ile Türk milletinin yaşama disiplini kaybettirildi. Psikolojik operasyonlar ile de Türk insaninin ve toplumunun direnci kirildi.

1- Kurlari iyice aşagiya çekerek Türkiye'yi ithalat cennetine çevirdi.

2- Ülkemizdeki birçok imalatçının kapısına kilit vurmasına, binlerce insanımızın işsiz kalmasına kaynaklık etti.

3- 23 milyar dolar Merkez Bankası tarafından satın alındı. Buna karşılık Türk parası üzerinden "faiz" e yatırım yapanlar paraya para demedi.

Düşük kur-yüksek faiz lobisinin mensupları birbiri ile iyice kanka oldular, olan da Türk insanına oldu.

- 2006 yılı ekonomisinden bundan sonra neler beklenebilir

Sistemdeki sıcak para 55 milyar dolar civarında. 2001 krizinde sistemdeki sıcak para 11 milyar dolar civarındaydı ve 7 milyar doları çıktı ve başımıza Kemal Derviş dahil neler neler gelmişti. Türkiye'de yaklaşik 20 yildir reel faizle, ortalama yüzde 15 dolayinda oluşmuştur. Bu dönemdeki milli gelir artişi ise ortalama yüzde 4 olarak gerçekleşmiştir.
Türkiye sürekli milli gelir büyümesinden daha yüksek faiz hadleri ile borçlanmaktadir.
Bu durum kamu borcunun milli gelire karşi sürekli artmasina sebep olmuştur.

IMF'nin olmazsa olmazlarından olan yüzde 6,5'luk faiz dışı fazla isteği "kamu borcunun milli gelire oranını sabit tutmak için" yapılan bir hesaba göre yapılmaktadır. Bu hesaplamada esas belirleyici faktör, AKP iktidarının AB seviyesine ( % 60) indirdik diye nara attığı, kamu borcunun milli gelire oranı değil, ödenmesi gereken faiz hadleridir. IMF'nin istediği ve Kemal Derviş ile başlayan, AKP iktidarı ile devam eden yüzde 6,5'luk "faiz dışı fazla" nın gerçekleştirilmesi "dolaylı vergiler" artırılarak gerçekleştirilmiştir.

Dolaylı vergiler dünyanın en adaletsiz ve zalim vergileridir. Türk insanının boğazını sıkmaktadır. Bırakınız BM ve Dünya Bankası'nın raporlarında yer alan yüzde 28'lik açlık sınırındaki insanlarımızı, orta gelir grubundaki insanımızda dahi ahlaki ve psikolojik dejenerasyonlara sebep olmaktadır.

Bütün bunlar "enflasyonu düşürmek" iç ve dış rantiyecilere faiz ödemek için yapılmıştır. Türkiye tez elden "faizleri bağlayıp dövizi serbest bırakmak" ağırlıklı bir politikaya yönelmek mecburiyetindedir. 2006'nın Ocak ayı içinde ABD Milli Ekonomik Araştırma Bürosu'nun (NBER) web sitesinde yayımlanan bir makalede uluslararası sermaye hareketlerinin kontrolünde ülkelerin başarısı analiz ediliyor. Başarı dört hedefe göre değerlendiriliyor; sermaye kontrolleri:

a- Ülkeye giren fon miktarını azaltabiliyor mu?

b-Giren sermayenin kalitesini, vadelerini uzatarak ve borç doğurmayan fonların payını artırarak, yükseltiyor mu?

c-Milli paranın değer kazanmasını, dolayısıyla gereksiz rekabet gücü kaybını önlüyor mu?

d-Para politikasının bağımsızlığını koruyor mu? Türkiye açısından bu dört şıkkın cevabı maalesef
"HAYIR". Türkiye'ye gelen yabancı sermayenin yüzde 90'ı sıcak para olarak bekletiliyor.Yoğun yabancı sermaye girişi mali göstergeleri ve kısa vadede enflasyonu ve büyümeyi olumlu etkiliyor. Fakat ani ve spekülatif sermaye çıkışı riskini artırıyor. Menkul ve gayrimenkul piyasasında balonlara sebep oluyor. Bu durum para politikasının bağımsızlığını sınırlıyor. Milli parayı aşırı değerlendiriyor, ithalatı patlatıyor, ekonomide yeni kırılganlıklara sebep oluyor.

AKP iktidarı ile birlikte, son üç yıldan bu yana gerçekleşen aşırı spekülatif yabancı sermaye girişinin meydana getirdiği kur baskısı Türk üreticisini, çiftçiyi ve sanayiciyi boğuyor. Çalışanların reel ücretlerini düşürüyor. İşsizlere yenilerini ilave ediyor. Şu anda ülkemizde yıllık üretim ve yatırım noktasındaki çıkmazların aşılabilmesi için yıllık 20 milyar dolar yatırım gerekli. 2005 yılında bu rakam beş buçuk milyar dolarda kaldı. Türkiye'de 909 bin kişi açlik sinirinda. 18 milyon insanimizda yoksulluk sinirinin altinda yaşiyor. GSMH'da büyümenin olmasına rağmen işsizlikte düşüş yok.

Devlete borç veren dışarıdaki bankerler ile içerideki işbirlikçilerine ödenen faiz 56 iken, yatırıma giden pay sadece 7. yani faize giden para yatırımın 8 katı. Sonrası dünyanın en zalim vergileri olan dolaylı vergilere yüklendikçe Türk insanı nefes almakta zorlanıyor. Türkiye'de ise, ödenen faizin milli gelire oranı yüzde dörtten fazladır. Ekonomide "dün" e ait karar alınmaz. Alınan her karar bugünü yarına bağlamak içindir. Ve her türlü ekonomik hamle siyasetten bağımsız değildir. Ekonomik kriz kaosa dönüşmek üzere.