Siyaset24 Mart 2006 00:00

Şiddet Veya Şiddetsiz, Bu Kafanın Sonu Beladır - Hasan Ünal

Nevruz kutlamalarında şiddet olmaması herkesi rahatlattı. Başta hükümet olmak üzere, basın ve televizyonlar, ''ohhh'' çektiler. Oysa Nevruz gösterilerinin Güneydoğu ayağında açılan pankartlar, posterler ve daha da önemlisi yapılan konuşmalar çok tehlikeli bir gidişata işaret ediyor.Müzakere/mütareke basınının teşvikleriyle siyasallaşma yolunda önemli adımlar atan bölücü hareket, hükümetin yaşadığı kafa karışıklığı ve AB sürecinden aldığı cesaretle sivil itaatsizlik provaları yapıyor. Mesele sivil itaatsizlik ve milli kimlik mücadelesi haline geldikten veya getirildikten sonra işin içinde şiddet olup olmaması o kadar önemli değildir.Bundan on beş yıl kadar öncesine gidip, o günlerde bölücü çevrelerin yaptıkları açıklamaları hatırlayalım. Kendileriyle görüşen gazetecilere, Öcalan başta olmak üzere bölücü örgütün ileri gelenleri ve uzantıları şunları söylüyorlardı. ''Bizim gayemiz Türkiye''yi bölmek ve bağımsız bir Kürt devleti kurmak değil. Biz sadece Kürt varlığının tanınmasını, kabul görmesini istiyoruz. Kürtçenin konuşulması üzerindeki yasakların kaldırılmasını istiyoruz. Radyolar ve televizyonlarda arada sırada Kürtçe türküler çalınmasına izin verilse dünya mı yıkılır?''new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardfusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnebuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

Ballandıra ballandıra gazete köşelerinden anlatılan bu taleplerle bugün gelinen noktayı mukayese edecek olursak, bölücülerin o zamanlar masum talepleri olarak değerlendirilen her şeyi fazlasıyla aldıkları görülecektir. Şu anda bırakın bir kaç türkü çalınmasını, televizyonlardan Kürtçe yayın yapmak serbest. Herkes televizyonunu kurup yayın yapabiliyor. Bununla ilgili bürokrasi asgariye indirilmiş durumda. Kürtçe öğrenmek isteyenler için kurslar açılabiliyor. Kürtçenin kullanımıyla ilgili hiç bir kısıtlama kalmamış.

O halde ''Kürtlerin de kırmızı çizgileri vardır'' derken Diyarbakır Belediye Başkanı ne demektedir? Türkiye''nin toprak büütnlüğünü bozmadan ve üniter devlet yapısını ortadan kaldırmadan yapılabileceklerin sınırına gelinmiş hatta sınır epeyce de zorlanmıştır. Bu noktaya gelinirken, Kürtçü propagandaya destek veren gazeteci güruhu, bu hakların verilmesiyle birlikte Kürtçülük hareketinin ortadan kalkacağını, hatta PKK örgütünün dağılacağını, bu görüşlere kimsenin itibar tmeyeceğini söyleyip durdular.

Ama durum bunun tam tersi oldu. Bu hakları AB''y uyum sürecinde alan bölücüler hemen atağa geçip ''canım bunlar işin sadece başlangıcı'' demeye başladılar. AB yetkilileri da onların ağzıyla konuştuğu için onlar da bu yapılanların sadece başlangıç olabileceğini raporlarına yazdılar. AB''nin ilerleme raporlarına bu konuda giren taleplerin hepsini yerine getirirsek Türkiye bir Türk-Kürt-Alevi federsyonuna gider ve üniter devlet ortadan kalkar.

Zaten bölücüler de hemen bu ağzı benimsemek suretiyle federasyon hatta konfederasyon tezine kaymış durumdalar. Buna göre, anayasanın değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyecek olan maddeleri değiştirilecek ve Türkiye, Türkler ile Kürtlerden oluşan bir devlet haline dönüştürülecek. Resmi diller Türkçe ve Kürtçe olarak belirlenecek.

Bunun ardından henüz açık açık söylenemeyen aşamaya geçilecek ve Türkiye, Kuzey Irak''ta Amerika tarafından kurulmuş bulunan Kürdistan devleti ile bir konfederasyona gidecek. İşte mesele bu. Mevcut hükümet kafa yapısı olarak bu projeye pek karşı görünmüyor. Hatta Başbakan Erdoğan''ın yaptığı bazı açıklamalar bölücülerin ifadeleriyle kelime kelime aynı.

Kısacası bölücü örgüt mensupları ve destekçileri muhatap alınmak suretiyle Türkiye''nin Güneydoğu sorununu çözmek artık hayal olmuştur. Onların bir kısım taleplerini karşılarsak, susarlar beklentisi boşa çıkmıştır. İlk istediklerini alan bölücüler çok daha fazlasını almak için cesaretlenmişlerdir. Şimdi de işi bir milli kimlik mücadelesine dönüştürmeye çalışıyorlar. Milli kimlik mücadeleleri demokratkleşme ve insan hakları ile çözülmez. Maalesef ve genellikle kanla biter. Nevruz''da şiddet olmadı diye zil takıp oynamak yerine herkes ve özellikle AKP hükümeti aklını başına almalıdır.