O ESKİ DÜŞMAN !
Televizyon o bölümü çok net gösterdi. Demokratik Toplum Partili (DTP) Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı bölücü Osman Baydemir, Diyarbakır’da düzenledikleri eylemlerinde, kalabalığa sesleniyor: “Size heyecanla bildirmek istiyorum ki…artık Kürtlerin de kırmızı çizgisi vardır…” Baydemir’in o konuşmadaki sözlerini, bir gazetecinin sorusu üzerine tercüme eden DTP Eşbaşkanı bölücü Ahmet Türk, kırmızı çizgiyi; “Eğer çözüm istiyorsak ve birilerinin kırmızı çizgisi var ise senin yurttaşın olan Kürtlerin de talepleri ve hassasiyetleri vardır” diyerek açıklıyor. Karşılıklılık temeline dayandırıyor. Karşı taraf Türkler… Yani Türk Ulusu! Açıkça “ayrıştırmayı amaçlayan” bu sözler, elbirliğiyle ayrıştırılmaya çalışılan Türk Ulusunu hedef almaktadır. Rengi kırmızı olan çizgileri ise, büyük olasılıkla, aldıkları bir işaret sonrası “vitesi bir büyüttük” manasında…acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardrenovation vejle link renova
Televizyon o bölümü çok net gösterdi. Demokratik Toplum Partili (DTP) Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı bölücü Osman Baydemir, Diyarbakır’da düzenledikleri eylemlerinde, kalabalığa sesleniyor: “Size heyecanla bildirmek istiyorum ki…artık Kürtlerin de kırmızı çizgisi vardır…”
Baydemir’in o konuşmadaki sözlerini, bir gazetecinin sorusu üzerine tercüme eden DTP Eşbaşkanı bölücü Ahmet Türk, kırmızı çizgiyi; “Eğer çözüm istiyorsak ve birilerinin kırmızı çizgisi var ise senin yurttaşın olan Kürtlerin de talepleri ve hassasiyetleri vardır” diyerek açıklıyor. Karşılıklılık temeline dayandırıyor. Karşı taraf Türkler… Yani Türk Ulusu! Açıkça “ayrıştırmayı amaçlayan” bu sözler, elbirliğiyle ayrıştırılmaya çalışılan Türk Ulusunu hedef almaktadır. Rengi kırmızı olan çizgileri ise, büyük olasılıkla, aldıkları bir işaret sonrası “vitesi bir büyüttük” manasında…
Sadece bu mu? 21 Mart’taki Türk’ün Nevruz bayramını, bölücü eyleme dönüştürüp gasp etmeye kalkan bu Kürtçüler, tüm yurtta bölücübaşı Apo ve federasyon isteklerinin gövde gösterisine dönüştürmüştür.
Bu eylemlere ise AB-D uyumlu uygulamalar gereği “yasalar dahilinde” izin verilmiştir! Yani bu söz ve eylemler, hükümete ve bağlı olduğu AB-D’ye göre yasal!
Peki Türk toplumunun vicdanına uymayan bu yasaların uygulanabilme şansı ne kadar? Gösterilen tahammül, daha kaç gasp edilmiş tören sürebilir? Bunu göreceğiz…
Bölücü örgüt tarafından gasp edilmesine izin verilen Nevruz Bayramının -Hükümetin ve malum mütareke basınının dediği gibi- “olaysız” sona ermesi gerçekten sevindirici midir?
Olayla kastedilen suç teşkil edecek olan haller nelerdir?
Polisle çatışmak suçtur… Ama devleti ve ülkeyi bölmek?
Biraz sükunetle yaparsan suç değildir!
Terörizmle, silahla insanları katletmek, anayasayı değiştirmeye çalışmak suçtur… ya bunu yapanı övmek?
Türkiye’de AKP taşeronluğu sayesinde artık suç değildir!
Bu nasıl bir mantıktır? Nerede uygulanmaktadır benzeri? En küçük sömürgede dahi var mıdır bir eşi? Bu Ulustan daha ne kadar tahammül beklenebilir?
Bunun hesabını çok iyi yapmalılar…Taşeronluğunu yapan da, nasiplenen de, seyirci kalan da!
Düşmanlar Yeni Mi?
Acaba : kırmızı bir çizgi edindiklerini “heyecanla” iddia eden Baydemir ve çizgiye daha da açıklık getiren Ahmet Türk’e bu cesareti veren, Nevruz Bayramını bölücü eylemi olarak gasp ettiren, genel durumu bu aşamaya kadar getiren koşullar, sadece “hükümetin” iç politika uygulamasıyla sınırlandırılarak açıklanabilir mi?
Eğer neden, AKP hükümetinin–artık hayal bile olmaktan çok uzak- AB’ne tam üyelik çabası olarak değerlendirilirse, unutmayalım ki bu süreçte uygulanan uyum paketleri ve uyulan kriterler, özgürlük ve demokrasi adı altında sadece, bölücü, ayrılıkçı kesime cesaret vermemiştir! Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel öğelerini hedeflemiş yıkıcı bu uygulamalardan, “dinciler” de nasiplenmiştir. Hatta en az bu bölücü Kürtçüler kadar!
Çünkü, dikkat ederseniz “şikayet konusunda ciddi bir ortak nokta” söz konusu. Şikayet konusu “Atatürk’ün kurduğu şekliyle Türkiye Cumhuriyeti”. Tabii bunun içinde Cumhuriyet’in kazandırdığı değerler, üniter yapı, Türk Ulusu, laiklik, vb. şikayet konusunun diğer alt başlıklarını oluşturuyor…
Oysa bunlar Cumhuriyetin temel felsefesi!
Şikayet konusu ortak olunca, düşmanımın düşmanı dostumdur felsefesiyle birbirlerinin önünü kesmemeye özen gösteriyorlar. Siyasi gündem gereği yapılan açıklamalar ise kayıkçı kavgası misali…
Bir kesimin derdi, dini görüşlerini devlete ve bürokrasiye yerleştirerek dini referans alan AB-D uyumlu, yeni bir devlet sisteminin temelini atmak. Diğerinin derdi de olmayan etnik bir yapı üretip, özerk bir coğrafya işaretleyebilmek… Tabii ki bu da AB-D uyumlu…
Ancak Türkiye, böylesi bir işbirliğine ilk kez tanık olmuyor. Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele boyunca, düşman ülkelerin işgalci kuvvetleriyle işbirliği yapan padişahı da gördü, din tüccarını da, isyancısını da, çetecisini de… İşgalci devletler, sürekli bir hain kadrosu bulmuş, bağımsızlık mücadelesini baltalamaya, sonuca ermesini engellemeye çalışmıştır.
Bir anlamda iki örnek ve ortağın durumu, sadece bir iç saldırı değil uluslar arası bir saldırıdır. “Ortakları” ise içerideki hainlerdir.
Ne AKP, ne de Kürtçü ayrılıkçılar bu isteklerine asla kavuşamayacaktır. Belki Atatürk’ün kurduğu şekliyle Cumhuriyet zedelenmedi mi diye düşünülebilir… Ancak aklımızdan bir an dahi çıkartmamamız gereken bir şey daha var : Daha hiçbir şey bitmedi!
Her zaman bulunduğumuz konumu yüzde yüz başarıyla korumak mümkün olmayabilir. Bu durumda yapmamız gereken; “kaybediyoruz veya kaybetmek üzereyiz” diyerek daha azına veya bir kısmına razı olmak değil, bulunduğumuz durumu gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirmek, başarı elde edecek şekilde yoğunlaşmak ve zamanı geldiğinde ileri atılarak, “her zaman bizim olanı” daha sıkı şekilde tutmak olacaktır.
Çünkü tüm varlığın sahibi Türk Ulusudur.
Ne bir iktidar ve başka bir şey…
Bu durumda sonu veya biçimi nereye varırsa varsın son kararı da “O” verecektir…