Ortadoğu21 Mart 2006 00:00

Irak Savaşının üçüncü yılında... - Hasan Ünal

Halkın kendilerini alkışlar ve çiçeklerle karşılayacağını zanneden Amerikan askerleri silahlı direnişle karşılaşınca işkence mangalarına dönüşüverdiler. Sonrası malum. Hızla artan direniş ve Amerika’nın her geçen gün içine düştüğü bataklık. Şu anda Amerika açısından gelinen durum bu. Irak’ı kontrol edemeyeceklerini anlayınca bu defa da bölmeye yönelik girişimler ve tahrikler. Birbiri ardına bombalanan Şii kutsal mekanları, öldürülen düzinelerce Sünni insanlar ve hergün patlayan bombalar. Gaye Şiiler ile Sünnileri savaştırmak.Bu sayede Irak’ı üçe bölecekler. Kuzeyde Kürt devleti meşruiyet kazanacak. Ama bu işten pek ümitli değiller. Çünkü yaptıkları bütün tahriklere ve mevzi bazı çatışmalara rağmen Sünniler ile Şiilerin kitlesel olarak birbirlerini katledecekleri bir iç savaş çıkartılamadı. Bu, Irak’ın geleceği açısından fevkalade olumlu bir gelişmedir. kamagra link kamagra gel

Sonuçta Irak işgal edildi. Ama iddiaları doğrulayacak hiç bir kanıta rastlanmadı. Önce İngiltere Başbakanı ardından da Amerikan Başkanı Bush Irak’ta kitle imha silahı olmadığını ve kendi istihbarat teşkilatlarının yanıltıcı bilgiler verdiğini itiraf etmek zorunda kaldılar. Gerçi bizde Amerika’nın Ortadoğu politikalarını savunan çevreler hala toz kondurmak istemeseler de, Amerikan kamuoyu bu yalanı unutmadı ve Bush’u 2005 yılı sonunda asrın yalancısı seçti.
Kitle imha silahı bulunamamıştı; ama, Bush’a göre sonuç kötü değildi. Diktatörlük yıkılmış ve demokrasi gelmişti. Halk daha mutluydu. Bu açıklamalardan yaklaşık altı ay sonra patlak veren Ebu Gureyb krizi bunun da doğru olmadığını gösterdi. Irak halkının sistematik bir şekilde aşağılandığı, işkenceye tabi tuttulduğu, kadınlara tecavüz edildiği ortadayken demokrasi iddiasında bulunmak kadar garip bir şey olamazdı. Zaten son haftalarda Irak’ta görev yapan İngiliz askerlerinin bu konuya ışık tutan açıklamaları ve yıllar içinde Ebu Gureyb’de ortaya çıkan rezaleti teyit eden bilgi ve bulgular Bush’un söylediklerini tamamen yalan olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Amerika’nın Irak beklentleri de boşa çıkmıştı. Halkın kendilerini alkışlar ve çiçeklerle karşılayacağını zanneden Amerikan askerleri silahlı direnişle karşılaşınca işkence mangalarına dönüşüverdiler. Sonrası malum. Hızla artan direniş ve Amerika’nın her geçen gün içine düştüğü bataklık. Şu anda Amerika açısından gelinen durum bu. Irak’ı kontrol edemeyeceklerini anlayınca bu defa da bölmeye yönelik girişimler ve tahrikler. Birbiri ardına bombalanan Şii kutsal mekanları, öldürülen düzinelerce Sünni insanlar ve hergün patlayan bombalar. Gaye Şiiler ile Sünnileri savaştırmak.
Bu sayede Irak’ı üçe bölecekler. Kuzeyde Kürt devleti meşruiyet kazanacak. Ama bu işten pek ümitli değiller. Çünkü yaptıkları bütün tahriklere ve mevzi bazı çatışmalara rağmen Sünniler ile Şiilerin kitlesel olarak birbirlerini katledecekleri bir iç savaş çıkartılamadı. Bu, Irak’ın geleceği açısından fevkalade olumlu bir gelişmedir.
Çünkü, eğer Sünniler ve Şiiler Araplık ve Müslümanlık temelinde yürüttükleri birlikteliği devam ettirebilirlerse, Amerika’nın bütün tahriklerini boşa çıkartmış olurlar. Öyle bir senaryoda Irak’ın bölünmesi söz konusu olamaz. Yani Sünniler ve Şiiler birbirlerini kitlesel olarak öldürülerse Irak üçe bölünür; ama bu iki grup belirli bir Iraklılık bilinciyle hareket ederlerse, Irak ikiye bölünemez.
Amerikalılar bu gerçeği bildikleri için son zamanlarda Ankara’daki müttefikleri olan AKP polit bürosuna ‘Kürt devletini size verelim’ demeye başladılar bile. Amerika’nın Büyük Kürdistan projesine dönüşen Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olmakla övünen AKP polit bürosunun Vaşington’u desteklemekten başka çaresi olmadığı ortada. Ama vaziyet Amerika için bu kadar kötüye gitmişken AKP açısından Amerika’ya taşeronluğa devam etmek pek kolay olmayacak.