Siyaset19 Mart 2006 00:00

Yeni Çanakkale Ankara’dır - Ömer Lütfi Mete

ÇANAKKALE destanının ilk altın sayfasının tarihe kazındığı gündeyiz. Genç nüfusumuzun belki yüzde doksanının tam kavrayamadığı veya heyecanını yaşayamadığı gün... Tabii bu onların ayıbı değil, devlet olmaktan çıkmışlığımızın doğal sonucu... Sayılı istisnaları hariç, ülke tarihini öğretme ve tarih bilinci kazandırma sanatından yoksun hocalar üreten düzenin marifeti bu... Geriye ailelerin gayreti ve istisnai hocaların himmeti ile tarih bilinci edinebilen yüzde onluk kesim kalıyor. Bu bilinç, kişiliği temellendiren özgüven demektir. Doğrusu Türkiye gibi genç nüfusu çok yoğun olan bir ülkede tarih bilincine sahip yüzde onluk bir kitle muazzam bir varlıktır. Esasen gelecek adına umudumuzu koruyabilmemizin teminatı da onlardır. ÇANAKKALE’DE önce denizden saldırı ile başlayan, sonra çıkarma ile tırmanan ölüm kalım mücadelesinin tanımını yapalım:coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

Mehmet Âkif’in deyimiyle orada ‘medeniyet canavarı’nın saldırıları, düşman komutanı Hamilton’un deyimiyle ‘ilahi hücum’ sayesinde püskürtülmüştü. En vahşi hayvanı geride bırakacak kadar barbarlaşabilmiş insanların, melekleşebilmiş Mehmetçikler’e önce boyun eğdiği, sonra da hayran olduğu bu savaşı kazandık ama şimdi anlıyoruz ki bitiremedik.

Bunun böyle olduğunu bizzat yaşadığım bir utançla belgeleyebilirim:

Ailemi Gelibolu’ya götürdüğüm bir yaz günü, arabada yeğenim ve oğlum arkadan bir kaset uzatarak teybe koymamı istediler. O yıllar henüz erginliğin eşiğinde bulunan ve güyâ muhafazakâr eğitimci kadroya sahip özel bir okulda okuyan bu iki hergelenin dinlememizi istediği kaset, adıyla ve sanıyla ‘metal müzik’ içeriyordu. Çanakkale destanının yaşandığı alanı ziyaret etmeye götürdüğüm çocukların bu ruhsuzluk hali yüzünden kendimi yerin dibine giresi bir adam olarak hissettim.

TRT’de yayınlanmış bir belgesel drama senaryosu yazarken epeyce öğrendiğim Çanakkale savaşlarını tam da gerçekleştiği alanlarda aileme anlatırken bu ‘metal müzik’ şokunu kullanmaya çalıştım. İkide bir oğlum ve yeğenime bakarak ‘sizinkiler şuradan saldırdı, bizimkiler buradan püskürttü’ diye savaş öyküleri naklettim.

Maksadım onlara, Çanakkale’yi unutamayacakları şekilde öğretmekti. Fakat bu hikâyenin aynı zamanda ülkemizin gerçeğini simgelediği de açıktır. Orada püskürttüğümüz düşman, şimdi gizli servisiyle Türkiye’nin kulağı ve beyni arasındaki köprüyü tutmuş bulunuyor.

Nasıl mı?

Malum, parlak (!) özelleştirme hamlelerimizden biriyle Türk Telekom’u Arap dostlarımızdan Haririgillere lütfetmiştik! O zamanki gazetemde; bu CDMI teknolojisinin de ihalesiz olarak pakete katıldığını yazmıştım. Ulaştırma Bakanı Yıldırım ‘Biz vatan haini miyiz?’ diyerek bizzat beklediğim yalanlamayı yapmış ve yüreğime su serpmişti. Ancak daha sonra, bakanın verilmesini vatan hainliği saydığı ve verilmediğini söylediği CDMI teknolojisinin geri alındığı açıklandı!

Görüyoruz ki, Arap sermayesinin(!?) satın aldığı Türk Telekom’da şimdi Çanakkale’yi geçemeyenlerin torunları mühendis olarak cirit atıyor... Bu durumda; ihalenin kesinleşirken dile getirilen ‘Türk Telekom’u Araplar değil, onların arkasındaki filanca gizli servisi aldı’ şeklindeki iddiaları hatırlamadan edebilir misiniz?

Bir de devletin eline düşmüş bir GSM (cep telefonu) şirketinin özelleştirme(!?) marifetiyle kapıveren firma var! Hani Yunanistan’daki telekulak rezaletine imza atarak üst düzey askeri görüşmeleri ve bazı siyasetçilerin konuşmalarını dinleyen, iş ortaya çıkınca da ‘bunu ABD istediği için yaptım’ diyebilen, oradaki haberlerin Türk halkından gizlenmesi için medyamıza ‘reklâm vermem ha’ diye şantaj uygulamaya kalkışan firma...

Bu demektir ki, milli kulağımız ile milli beynimiz arasındaki bağlantılar, Çanakkale’den püskürttüğümüz güçler tarafından fethedilmiştir.

Öyleyse ne yapacağız; öldük bittik diye karalar mı bağlayacağız?

Hayır; yeni bir destan daha yazacağız... Belki daha zorlu ama elimiz mahkûm. Bütün gaflet, dalalet ve ihanet kadrolarını süpürüp siyasetin ve bürokrasinin tarih çöplüğüne atacağız ve sivil destanımızı yazacağız.