Kaleler - Mümtaz Soysal
Şimdi bu ''aziz vatan'' da çevremize bakıyoruz, öyle bir işgal yok elhamdülillah. Artık kale gibi yapılar kalmadığı için Cumhuriyetin başkentinde simgesel olarak ''kale'' sayılabilecek nereler varsa, Çankaya'da, TBMM'de, Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları binalarında, resmi dairelerin hepsinde ayyıldızlı bayrak dalgalanıyor çok şükür. Haliç ve İstinye tersaneleri söküldü ama, maaşallah Tuzla ve Pendik koyları tersaneden geçilmiyor. Peki öyleyse, her gün niçin bazı tutumlar, davranışlar hepimize Nutuk'taki ''gaflet, dalâlet (yoldan çıkma) ve hattâ hıyanet'' sözlerini anımsatıyor? new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponskamagra link kamagra gel
''Kaleler'' derken, yalnız Mondros Mütarekenamesi'nde sözü edilen ''Çanakkale ve Karadeniz Boğazları kaleleri'' ni, Seddülbahir'i, Kumkale'yi, ya da Kavaklar'daki yıkıntıları kastetmiyordu herhalde. ''Tersaneler'' derken de, aynı metinle emredildiği gibi işgal donanmalarının ''tersanelerde her türlü gemi onarım kolaylıklarından yararlandırılması'' değildi anlatmak istediği.
Ama ''bilfiil işgal'' , onun bu renkli ve çarpıcı anlatımıyla artık kolay silinmeyecek bir görüntü olarak yerleşmiştir zihinlerimize.
Şimdi bu ''aziz vatan'' da çevremize bakıyoruz, öyle bir işgal yok elhamdülillah. Artık kale gibi yapılar kalmadığı için Cumhuriyetin başkentinde simgesel olarak ''kale'' sayılabilecek nereler varsa, Çankaya'da, TBMM'de, Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları binalarında, resmi dairelerin hepsinde ayyıldızlı bayrak dalgalanıyor çok şükür. Haliç ve İstinye tersaneleri söküldü ama, maaşallah Tuzla ve Pendik koyları tersaneden geçilmiyor.
Peki öyleyse, her gün niçin bazı tutumlar, davranışlar hepimize Nutuk'taki ''gaflet, dalâlet (yoldan çıkma) ve hattâ hıyanet'' sözlerini anımsatıyor? Neden, ''İktidar sahipleri şahsî menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler'' tümcesi geliyor hep aklımıza? Şahsi menfaatlerle devlet politikaları bu kadar mı bütünleşmiştir? Fabrika kapatma, satıp savma kararlarını IMF'nin, Dünya Bankası'nın, AB'nin, kısacası yabancıların isteklerine uydurmak, niçin kişisel çıkarları istilacıların emelleriyle birleştirmeyi getiriyor aklımıza?
Yoksa, istila ve işgal mi var?
Nedir bu çağrışımları yaratan?
Acaba kaleler mi düştü? ''Kaledir, karşı koyar, mutlaka direnir ve diretir'' dediğimiz kişiler, kuruluşlar mı zaptedildi ya da içten ele geçirildi?
''Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap (bitkin) düşmüş'' müdür ki, kimsenin kılı kıpırdamıyor, konuşması gerekenler konuşmuyor? Yoksa, farkına varmadan bir yerlerde yenildik de teslim mi olduk? Dışarıdan gelip ortalıkta dolaşanlar, emirler verenler, ''Şunu da yapın, bunu da verin?'' diyenler kim? Sayın Dışişleri Bakanı protokol konusu olarak ''Kim oluyor bunlar?'' diye sordu ama, bir de yeniklik kâbusu görenlerin dehşetiyle soralım: Bunlar kim? İşgal ordusunun komutanları ve komiserleri mi?
Biz ki ''on yılda on beş milyon genç yaratmıştık her yaştan'' , şimdi yetmiş milyon genç olmamız gerekirken seksen küsur yılın sonunda başkaldıramaz duruma mı düştük? Benliğimizin derinliğinde bir kalemiz vardı da o mu yıkıldı?
Bu iç yıkıntı, ayna karşısındaki bu kâbus yakışıyor mu bize?
(Cumhuriyet, 05.03.2005)