Miloseviç hangi sırları götürdü? - Hasan Ünal
Miloşeviç’in hayatta kalması pek çok Batılı devlet için istenmeyen bir durumdu. Miloşeviç hayat boyu hücrede kalırsa, günün birinde İngiltere’nin Balkanlar’da bir Müslüman devlet kurulmaması için Bosnalıların kadın çoluk-çocuk denilmeden Sırp birlikleri ve paramiliter güçler tarafından nasıl doğranmasına, binlerce kadına tecavüz edilmesine, insanların zorla evlerinden sürülüp Bosna’dan çıkarılmasına göz yumduğu hatta Bosna’da faaliyet gösteren askerlerinin bu konularda Sırplarla doğrudan işbirliği yaptıklarını dünya öğrenecekti. Bu konularda zaten yazılmış çok şey var. Ama belki de Miloşeviç’in ifşaatı sayesinde bu İngilizlerin yargılanması söz konusu olacaktı. Aynı şeyler bir kısım Amerikalılar için de söz konusu olabilirdi. Bosna’da neler olup bittiğini gayet iyi bilen Amerika’nın Dayton barış anlaşmasını yaparak Miloşeviç’i nasıl temize çıkartttığını da öğrenecektik.sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
Ölümü bir muamma. Hücresinde ölü bulunmuş. Hollanda yetkililerine göre, yüksek tansiyon için aldığı ilaçların etkisini sıfırlayan başka bir ilaç kullanmış. Bu ilaç tansiyon ilacının etkisini sıfırlayınca, yüksek tansiyon kalp krizine yol açmış ve Miloşeviç hücresinde ölü bulunmuş. Bu açıklama inandırıcı olamaz. Hücrede bulunan böyle bir zanlı nasıl olur da doktorların izin vermediği bir ilacı temin eder ve kullanır? Bu tür zanlılara lüzumlu olan ilaçlarının bile paketler halinde verilmesi doğru olamaz. İçmesi gereken her ilacın her miktarının bile mutlaka doktor kontrolünde verilmesi gerekir.
Sanki Miloşeviç çıkmış; eczaneye uğramış ve yüksek tansiyon ilacının etkisini sıfırlayan başka bir ilaç bulmuş. Onu almış ve kullanmış. Amacı da tansiyon sorununu artırmak ve bunu bahane ederek Moskova’da tedavi edilmenin yollarını bulmakmış. Böyle bir şey yapmış bile olsa, bunun ölümle sonuçlanacağını oradaki yetkililerin biliyor olmaları gerekirdi. Belki de böyle yapmasına izin vermek suretiyle kendini öldürmesi istenmiş olabilir.
Aslında 2001 yılında mahkemeye teslim edildiği anda Miloşeviç Batı dünyasındaki pek çok şahsiyet için tehlikeli bir sanık haline gelivermişti. Yakalandığı ilk günlerde Kosova’daki olaylara yoğunlaşılması, Bosna’da işlenen ve bir kısmı mahkeme tarafından soykırım olarak nitelendirilen suçlarla ilgili olarak Miloşeviç’e uzun bir süre doğrudan suçlama yapılmaması hep aynı endişeyle ilgiliydi.
Yani Batılı dünyanın özellikle de o zamanki İngiltere Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakanının suçları saklanmak istenmişti. Nitekim ilk yakalandığı zamanlarda Miloşeviç’in etrafa ‘eğer beni buraya getirdiyseniz, benimle barış koşullarını görüşen, müzakere yapan ve imzalayan Batılı liderleri neden getirmiyorsunuz’ dediği etrafa yayılmıştı. Hatta yakalanması üzerine Bosna barışının mimarı olarak tanınan, kerameti kendinden menkul Amerikalı diplomat Holbrooke’a sorulduğunda ‘Batılı ülkeler ve NATO ellerindeki istihbarat bilgilerinin tamamını mahkeme ile paylaşmazlarsa, kimseye bir şey olmaz’ anlamına gelen sözler sarfetmişti.
Kısaca söylemek gerekirse, Miloşeviç’in hayatta kalması pek çok Batılı devlet için istenmeyen bir durumdu. Miloşeviç hayat boyu hücrede kalırsa, günün birinde İngiltere’nin Balkanlar’da bir Müslüman devlet kurulmaması için Bosnalıların kadın çoluk-çocuk denilmeden Sırp birlikleri ve paramiliter güçler tarafından nasıl doğranmasına, binlerce kadına tecavüz edilmesine, insanların zorla evlerinden sürülüp Bosna’dan çıkarılmasına göz yumduğu hatta Bosna’da faaliyet gösteren askerlerinin bu konularda Sırplarla doğrudan işbirliği yaptıklarını dünya öğrenecekti.
Bu konularda zaten yazılmış çok şey var. Ama belki de Miloşeviç’in ifşaatı sayesinde bu İngilizlerin yargılanması söz konusu olacaktı. Aynı şeyler bir kısım Amerikalılar için de söz konusu olabilirdi. Bosna’da neler olup bittiğini gayet iyi bilen Amerika’nın Dayton barış anlaşmasını yaparak Miloşeviç’i nasıl temize çıkartttığını da öğrenecektik. Örneğin o zamanki İngiltere Dışişleri ve Savunma bakanlarının Bosna’ya askeri müdahale yapılmaması için nasıl canhıraş bir mücadele verdiklerini, bunlardan dışişleri bakanı Douglas Hurd’ün bakanlıktan ayrıldıktan sonra İngiltere’nin önemli bir bankası adına Miloşeviç ile iş görüşmeleri yaptığını yani bir manada Miloşeviç’in Bosna’da yürüttüğü soykırıma göz yummanın karşılığını Miloşeviç’ten istediğini mahkeme safahatı olarak öğrenebilecekti dünya. Ve böyle bir durum, iki yüzlü Batıyı bütün çirkinliğiyle ortaya çıkaracaktı. Miloşeviç’in ölümü bütün bunlara set çekti. O günlerde haklı gerekçelerle yapılan Batı karşıtı eylemlerin odak noktası olan Abdullah Gül ne düşünmüştür acaba? İngilizlerle bugünlerde arası Telsim’i Vodaphone’a satacak derecede iyi de...