Dünya15 Mart 2006 00:00

LATİN AMERİKA GELECEĞİNE SAHİP ÇIKIYOR…YA TÜRKİYE? - Doç.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu

Latin Amerika’da esen rüzgarın niteliğini,özünü ve hedeflerini zamanında ve doğru olarak saptamak sadece Güney Amerika kıtası için değil tüm dünya açısından büyük önem taşıyor.İşgallere ve sömürüye dayalı emperyalist egemenlik projeleriyle kurulmak istenen yeni dünya düzeninin, mazlum milletler üzerine karabasan gibi çöktüğü günümüzde ,yeni nefes boruları yaratmak insanlık adına bir umut ışığı etkisi yaratıyor. Neler oluyor Latin Amerika’da? Olan biteni nasıl yorumlamalıyız? Hangi dersleri çıkarmalıyız? Tüm bu soruların yanıtları Türkiye açısından çarpıcı sonuçlara işaret ediyor.Venezüella’da,Arjantin’de,Brezilya’da, Uruguay’da Bolivya’da ve Şili’de peş peşe yaşanan dönüşüm,ABD’nin sınırına dayanma eğilimi gösteriyor.Sırada Meksika,Ekvator,Nikaragua, Peru ve diğerleri var.Bu dönüşüm yaşandığı ülkeler ,kendine özgü nitelikleri olmakla birlikte ortak bir hedefi güdüyorlar.Güneyin dünyasını ,IMF ve ABD’nin telkin ettiği neo-liberal politikalardan kurtarmak,halkçı,ulusalcı bir ekonomi-politiği yerleşik kılmak.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects

Bu ortak hedef için her ülke deneyimi ve uygulama süreci farklılıklar izlese de özünde bu ortak dil, tüm Latin Amerika’ya dalga dalga yayılıyor.Bu ortak dilin yaratılmasında ve değişimin yaygınlaşmasında Chavez’in Venezüella deneyiminin özel bir yeri var.Latin Amerika’da yaşananların taşıdığı anlam , en doğru biçimde Chavez ve Venezüella üzerinden okunabilir.

Paraşütçü komando Albay Chavez, iktidara geniş halk kitlelerinin büyük desteğiyle geldi.Seçimle gelen bir iktidarı, Latin Amerika klasiği olan “ABD destekli askeri darbeyle ortadan kaldırma” girişimi bu kez Venezüellla’ da başarısız oldu ve Chavez iktidarını kuvvetlendirdi.Attığı adımlar ve dünyaya verdiği mesaj , emperyalizme karşı bir dayanışma zemininin oluşabileceği yönündeydi.Önce Latin Amerika’nın birliğine sonra da ezilen,mazlum güney ülkelerinin dayanışmasının gerekliliğine inanıyordu. Gerek iktidara yürüyüşü aşamasında gerekse iktidarı sürecinde karşılaştığı güçlülükler, bizim için çok tanıdık motifler içeriyor.Bu yüzden Türkiye açısından Chavez deneyiminin derinlemesine ve doğru biçimde kavranması gerekiyor.Türkiye’nin milli/ulusalcı birikiminin kucakladığı,savunduğu ve mücadele ettiği her unsurun benzerliklerini Chavez çizgisinde bulmak mümkün.

Her şeyden önce Chavez kendi çizgisini “Bolivarcı” olarak tanımlıyor.Yani sömürgeciliğe karşı mücadele önderliği yapmış Simon Bolivar’ı örnek alıyor.Kendi topraklarının yarattığı bir değeri yüceltiyor ve onun birikimini geleceğe taşıma kararlığını gösteriyor.Başka yerlerden hele de Batı dünyasından şablonlar aramıyor.Terminoloji ve kurtarıcı ithaline bel bağlamıyor.Yerli olana ve özgün kılınabilene ve kendi sentezine sarılıyor.Tam bir milli/ulusal içerik geliştiriyor ve bu söylemini evrensel buluşmanın referansı kılmaya çalışıyor.

Batı referanslı solun , neoliberalizmin çarklarında birer dişliye dönüşmüş çizgisinden uzak duruyor.1990’ların küreselleşme rüzgarına kapılmış “sınıf mücadelesi” söylemini nostaljik ritüellere hapsetmiş işçi sendikalarıyla da yakınlaşmıyor.Demokrasiyi Batı’nın sopasında arayanlara,emperyalizme yenik düşmüş ve edilgenleşmiş kesimlere de soğuk bakıyor.

Güçlüye tapanlara , kolayca teslim olanlara,küresel kıskaçtan kurtulabilme umudunu yitirenlere,”gerçekle-bağımlılık” kavramlarını karıştıranlara özel bir ders veriyor.Ülkesini ahtapotun iç ve dış sömürücü kollarına savaş açıyor.Mutlu azınlığın işbirlikçi iktidarını,geniş halk kitlelerinin gücüne yaslanarak dağıtıyor.Halk yararına,kamu yararına çalışan gerçek bir demokrasi yapılandırıyor.Emperyalizmin desteklediği mutlu azınlığın ve dolayısıyla emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden sanal demokrasi oyununun yerine toplumsal tabana yayılan ve önce ekonomide yerleşik kılınabilecek gerçek bir demokrasiyi hedefliyor.

Toprak reformu gerçekleştiriyor.Başta devletin topraklarına tapu belgesi olmadan illegal yollarla el koymuş zengin toprak sahiplerinin elindeki topraklar olmak üzere topraksız yoksul köylülere 1.5 milyon hektarlık alanı devrediyor.Bu sürecin devam edeceğini ,yeni anayasayla tam bir bütünleşmeyi sağlayana kadar ve Venezüella’da hiçbir “latifundu”nun (Latin Amerika’ya özgü özel toprak mülkiyeti ya da “ağalık sistemi”) kalmayacağı güne kadar süreceğini duyuruyor(Venezüella’da Neler Oluyor?Ed:Ali Mert NK Yayınları.sf:34)

Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadeleyi öncelikli hedef haline getiriyor.Şu sözleri bu konudaki tavrını özetliyor; ”Birinci dünyaya ya da güya bu “gelişmiş” denen ülkelere şu söylenebilir;yoksulluk sorunu sadece Latin Amerika’ya değil tüm gezegenimize ,bu arada “gelişmiş” ülkelere de ait bir sorundur.Maddi olandan daha tehlikeli yoksulluk türleri de vardır; ahlaki yoksulluk,manevi yoksulluk ,ilkesel yoksulluk..Maddi yoksulluğun ,ahlaki yoksulluğun bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.Venezüella’da ,maddi ve manevi olanı bir kenara ayırıp,yoksulluğun bu “birleşik biçimine” dönük çok güçlü bir mücadele yürütüyoruz. Avrupa tipi bir yaşamı veya “Amerikan yaşam tarzını” da takip ediyor değiliz,amacımız bu değil bizim.Mümkün olan en büyük mutluluğu oluşturabileceğimiz yönde ,sadece parasal veya fiziksel değil ,bütünsel bir mutluluk peşinde ilerlemek ve aynı zamanda da insanoğlunun gelişime katkı koymak..Ve umut ediyoruz ki,2021 yılında ,yani tüm Venezüellalılar olarak İspanyol egemenliğinden kurtuluşumuzun 200.yılını kutlayacağımız günlerde bu amacımıza ulaşacağız.Burada tek başına ulusal bir projeden söz etmiyoruz,bizim hedeflediğimiz değişim geceden gündüze,kıtlıktan bolluğa olacak,manevi ve ahlaki yoksulluğu artık arkasında bırakacak.” (a.g.e.sf.31)

İktidara geldiği günden itibaren yaşadıklarıyla ilgili bir gazetecinin sorduğu ; “İktidarınız sürecinde hem bir askeri darbeyle ,hem de ekonomik bir darbeyle karşılaştınız.Bir yenisi bekliyor musunuz?” sorusuna verdiği yanıt Türkiye için yine tanıdık..

“Burada her zaman dikkatli olmak zorundayız.Çünkü küçük ve ayrıcalıklı bir kesim ,hiçbir şekilde ülkesine saygı göstermeden ,Venezüellalılık gururu taşımadan ,ulusallık duygusu geliştirmeden ,yasalara ve anayasaya saygı duymadan hareket ediyor.Kendi yasalarını dayatmaya,baskı oluşturmaya ,kendi çıkarlarını gözeten başkanların iktidarına ,kendi işlerine gelen yasaların ilgili yasama organlarından çıkarılmasına v.b. tarihsel olarak alışmışlar.Bunlar samanlığı yeniden tutuşturmak istiyor.Biz bunlara hazırlıklıyız.Bolivar’ın dediği gibi,”tereddüt etmek,kaybetmektir.”.Biz inançlarımızı sürdüreceğiz,yasaları uygulayacağız,kendimizi kimi art niyetlerden koruyabilmek için devletin güvenlik örgütlerine başvuracağız.Özgür olmaya hazırız.Şurası kesinlikle unutulmamalı ki,bu ülkede durumun farkında olan ,her şeyin farkında olan büyük bir güç var.” (a.g.e.sf:34)

Chavez’in mücadele etmek zorunda kaldığı bir diğer kesim ise medya.Bu konu da da Türkiye’de özellikle son 1990 yıllardan sonra yaşananlarla paralellikler çarpıcı.

Chavez’in medya için söyledikleri de meseleyi açıkça özetliyor;” Bu konuda Uruguay’lı yazar Eduarda Galeano’nun söylediklerine benzer bir süreç işliyor:”Bu kadar dar bir kesimin ,bu kadar geniş bir kesimi aldatmasına ,daha önce rastlamamıştık” Burada, Venezüella’da ,mücadelenin bir parçası da medya.Kaçınılmaz olarak böyle.Ancak bu yeni bir şeyde değil.On yılı aşkın bir süredir yoğun bir iletişim bombardımanına maruz kalıyoruz,en ufak bir hareketimiz zayıf gösterilmeye çalışılıyor.Üst sınıflar açısından bakıldığında ,bu derece “zehirlenmiş” bir kesimin bana inanmasını konusunda çok umudum yok tabii ki.Birçok insan psikotik diyebileceğimiz kayıtsızlık içinde ve psikologlara göre bu,gerçeklikten uzaklaşma sorununu da beraberinde getiriyor.Bizi ilgilendiren asıl kesim ise ülkenin ciddi bir bölümünü oluşturuyor;nesnel düşünebilen kesimler bize inanıyor.” (a.g.e sf:35)

Chavez entelektüellere ve diğer lidere bakışında da seçkinci olmayan,özgünlüğünü ve halkçı,ulusalcı duruşunu koruyor.Bu konu da ona yöneltilen “Latin Amerika’daki entelektüel kesimde neler oluyor? Örneğin Gabrial Garcia Marquez birkaç yıl öncesinde sizi destekliyordu,şimdi bu düşüncesini değiştirmiş gibi görünüyor.Latin Amerikalı entelektüellerin sizin yaşadığı sürece katkıları neler olabilir? Sorusuna verdiği uzun yanıtın bir bölümü şöyle; “ Bunu aslında Garcia Marquez’e sormalısınız.Benim yalnızca Hugo Chavez olarak konuşmaya yetkim var.Benim yalnız yaşama karşı sorumluluğum var.Latin Amerikalı entelektüeller derken ,çok sayıda ve farklı türlerde insanlardan söz edebiliriz.Herhangi bir okuldan mezun olmamış çok iyi kitaplar yazabilen edebiyatçılar var,Peru toprağında bir Vargas Llosa fenomeninden söz edebiliriz örneğin.Yazmayı onun sayesinde ,onun sanatı sayesinde öğrenip sevdim….

Dediğim gibi her çeşit entelektüel var.Kendisini solun bir parçası olarak gören,ama dünyayı anlamanın çok uzağında kalmış kimi gruplarda var.Ben bunları değil de Bolivar’ın şu sözlerini izleme yanlısıyım.”Akıllı ya da bilge olduğunu düşünen bazı insanların iddialarını dinlemeden önce ,halkın öğütleri nelerdir,onları dinlemeyi tercih ederim.” Halk,gerçekten de daha bilgedir.”

Chavez , Venezüella’ya komünizmi getirmeye çalıştığı iddialarını da reddediyor ve gizli herhangi bir planı olmadığını belirterek, "Burada komünist bir proje olsaydı, bunu ilk söyleyen ben olurdum" diyor.

Chavez, ne söylemde ne de eylemde aslında yine Batı penceresinden yapılan “sol”-“sağ” etiketlenmesine,özü yansıtmayan sadece şablonlara dayalı ayrışma öğelerine fazlaca itibar etmiyor.İthal kavramları da kullanmıyor.Onun temel aldığı öz; kendi topraklarının sentezine dayanan, bağımsızlık yanlısı,halkçı-ulusalcı anti-emperyalist çizgidir.Sömürgeciliğin yeni kimliğine karşı halkının bağımsızlığını savunan,yoksulların savunuculuğunu üstlenen bir halk önderliğidir.Devrimci bir ruhun içinde yapılanan ve mazlumların dayanışmasına dayanan bir düşüncenin yükselişidir.Bu biçimiyle son derece geniş bir cepheyi temsil ediyor,tıpkı Türkiye’de milli/ulusalcı cephenin kapsadıkları gibi...

Chavez zengin kuzeyin yoksul güneyi, kendi ülkelerinin çıkarları doğrultusunda egemenliğine almak istediğini her fırsatta vurguluyor.Güney ülkelerini uyarıyor; “Güney’deki ülkeler olarak şunu binlerce defa tekrar ettik,herkesin refahını ve kalkınmasını sağlayabilecek gerçek ve doğru “bilim”,istisnasız,her şeyi özelleştirerek,hiçbir kural tanımayarak çalışan ,ulus ötesi sermaye yatırımları için koşulları hazırlayan ve devletin ekonomiye müdahalesini engelleyen piyasa işleyişini terk etmektir.Neredeyse felsefecilerin o ünlü,büyülü ve mucizevi taşı kadar gerçektir bu.

Kuzey tarafından yaratılan neo-liberal düşünce ve politikalar kendi çıkarlarına hizmet etmektedir,ancak o ülkelerde de hiçbir zaman tam olarak uygulanmadıklarının altı çizilmelidir.Buna rağmen yaklaşık 20 yıldır Güney ülkelerinde yaygınlaştırılmakta ve tek bir doğruymuş gibi ,başka bir model yokmuş gibi kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Alın size ,hiçbir zaman bitmeyen bir borç yükü!.. Şurası çok açık;bu borçlar normal ve makul kabul edilebilecek ödeme yükümlülüklerini aşmış durumda ve ülkelerimizi sermayesizleştirecek birer araç durumuna dönüşüyor,ayrıca bizleri siyasi açıdan istikrarsız hale getiren toplumsal açıdan ters diyebileceğimiz adımlar atmaya zorluyor. Dış ticaret konusunda ultra-liberal bir konum almamız isteniyor,Kuzey ülkelerinden gelecek mal ve hizmetlere karşı ithalatı kısıtlayan bir adım atmamız engelleniyor;fakat serbest ticaret konusunda onca laf eden bu kesimler ,sıra kendilerine geldiğinde ,korumacılığın liderliğine soyunuyorlar.Kuzey ülkeleri ,verimliliğini yitirmiş ürünlerini sübvanse edebilmek için günde 1 milyar dolarlık harcama yapıyor.

Size tümüyle gerçek ve doğrulanabilir bir veri aktarmak istiyorum:Avrupa Birliği ülkelerinde yetiştirilen her bir sığır için günde 2.20 dolarlık beslenme harcaması yapılıyor,bu harcama sübvanse ediliyor ve bu rakam,Güney ülkelerinde yaşayan ve günlük geliri 2 doların altında olduğu için hayatta kalma mücadelesi veren 2.5 milyar insandan çok daha iyi bir işaret ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, FTAA(Amerika Kıtaları Serbest Ticaret Bölgesi) ile birlikte bizden ,kendi yararlarına gümrükleri sıfırlamamızı,pazarlarımızı,petrolümüzü,su kaynaklarımızı,biyolojik çeşitliliğimizi ve tüm bunlara bağlı olarak egemenliğimizi kendilerimize açmamızı istiyor.Tüm bunlar olurken ABD’nin tarım alanında uyguladığı sübvansiyonlar yüzünden bu ülke pazarı bize kapalı kalmayı sürdürüyor.Bu önerilenler ,iktisadi politikaların kutsal bir ilkesiymiş gibi sunulanlar,ABD’deki devasa ticaret açığını kapatmak için epey özgün bir yol olsa gerek.

Neo-liberalizm,Latin Amerika halklarına ,eğer çok uluslu sermayenin taleplerini kabul ederlerse,bölgelerine akacak yatırımlardan söz edip vaatlerde bulunuyor.Gerçekten de bölgeye giriş yapan sermaye de bir artış gözleniyor.Bir bölümü kamu kuruluşlarını ilk pazarlık fiyatından satın alarak giriş yapıyor.,bir diğer bölümü mali serbestleşme ortamından doğan fırsatları kapmak için ülkeye gelen spekülatif sermayeyi temsil ediyor…”

1 Mart 2004 tarihinde G-15 Zirvesi’nin açılışında yaptığı konuşmadan alınan bu uzun bölüm sadece Chavez’in ne yapmak istediğini özetlemiyor,aynı zamanda Latin Amerika’da yükselen ulusalcı dip dalgasının niteliğini de yansıtıyor.

Peki Türkiye için ne diyebiliriz? Yukarıdaki sözler sanki Türkiye’nin bugün yaşadıklarını anlatıyor.Her satırında sanki Türkiye var.Bu kuşkusuz çok şaşırtıcı da değil.Çünkü saldırı aynı yerden ve aynı yöntemlerle geliyor.Hasmın aynı olması, kaçınılmaz benzerliği yaratıyor.

Ve bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerini hatırlıyor,onun yolunda inançla ,inatla ilerlerken,dünyada yalnız olmadığımızın bilincine bir kez daha varıyoruz…

“Türkiye’nin Bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ye ait olmadığını tekrar etmek lüzumunu hissediyorum.Türkiye’nin müdafaa ettiği dava , bütün mazlum milletlerin ,bütün şarkın davasıdır ve yine şimdi güneşin ufukta ağardığını nasıl görüyorsam,bütün mazlum şark milletlerinin de uyanmasını öyle görüyorum.Emperyalizm ve müstemlekecilik yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerin arasında hiçbir renk ve ırk farkı gözetmeden yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır..”