Propogandanın Dozu Niye Azaldı? - Bülent Esinoğlu
Hatırlarsınız, 3.Ekim.2005 öncesi Müzakere Çerçeve Belgesinin imzalanmasına yönelik dozu çok yüksek bir propaganda süreci yaşamıştık. Televizyon haberlerinde, gazete manşetlerinde hep Türkiye’nin AB üyeliği ilgili haberler ve yorumlar vardı. Tüm Türk Halkı AB ile yatıp, AB ile kalkıyordu. Öyle bir toz duman yaratıldı ki aklı başında insanımızın bile kafası karıştı. Bırakın halkın Müzakere Çerçevesinin ne olduğunu kavraması bu işlerin müsebbibi hükümet bile tam olarak ne olup bittiğini anlamadı. Zaten pekte anlamak istemiyordu. Sürecin kendine yarayacağını düşünüyordu. Neyse biz propaganda meselesine dönelim. Bir seferinde üşenmedim saydım. CNN Türk’ün kısa haber programında yüz elli kez AB ve Avrupa sözcüğü geçti. Bu süre zarfında on yedi kez AB bayrağı, yedi kez Amerikan bayrağı ekrana getirildi. Zaten CNN Türk çok sık bir şekilde Amerikan bayrağını ekranına getirir. Bunlar görüntü ile işitmeyi birlikte kullanılan propaganda usulleridir. Halen bu propaganda devam etmekte ancak dozunda bir küçülme olmuştur. Şimdi bu küçülmenin iç ve dış nedenlerini anlamaya çalışalım.discount drug coupons click free discount prescription cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaabilify link abilify
Öncelikle iç gelişmeleri değerlendirirsek,şunu tespit etmek sanırım yanlış olmaz. Hükümet üç yıl AB üyeliği üzerinde çalışmış ancak somut olarak halk yararına hiçbir sonuç alınamamıştır. Halkın gelir düzeyinde reel gerileme olmuş, işsizlik hat safhaya gelmiş, yani halka ekonomik bir fayda sağlamamıştır. AB den alınan sadakalar üretime değil hain sivil toplum örgütlerine “proje getir al parayı” sistemine dönüşmüştür. Bu projeler,iç huzuru bozacak, sözüm ona toplumsal demokrasiyi getirecek, toplumu atomize edecek azınlıkları azıtmaya yönelik projeler olmuştur.
Tarihsel belleğin yeniden canlanışı,ülkenin tümünü bir travma merkezine dönüştürmek isteyenlere gereken cevabı üretmeye başladı. Ülkenin namuslu aydınları “düşünenler otoritesi” yarattı. Kanal Türk, Ulusal Kanal, Avrasya TV, Başkent TV gibi seçenekler oluştu. Geçekleri yazan kitaplar çıktı. Bu kitaplar bizim iç dünyamızda ki “savunma çekirdeğini” harekete geçirdi. Şimdi Amerikanın “Zihin ve İnsan Etkileşimi Merkezi” (CSMHI) bununla uğraşıyordur herhalde. Burada şu hususunda çok önemli olduğunu ve devlet erkanını bir kez daha düşünmeye mecbur ettiğini düşünüyorum. O da şu; Müzakere Çerçeve Belgesi’nin 6. maddesinin “Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri konusunda sınır anlaşmazlıklarını,barışçı yoldan çözüm ilkesi uyarınca Uluslararası Adalet Divanı’nın yargılama yetkisini kabul eder” hususudur. Bu madde ülkenin sırlarının tartışmalı olduğunun Hükümet tarafından resmen kabulüdür. Bunu Türk Halkı anlamaya başladı. AB taşeronlarının işi zorlaştı.
Tabiki emperyalist cenahta da bazı gelişmeler oldu. Avrupa’nın ekonomik bütünleşme açısından elde ettiği sonuçları siyasi bütünleşme açısından elde edemedi. Bundan sonrada pek elde edebilecek gibi gözükmüyor. Fransa ve Hollanda da yapılan anayasa oylamaları, Paris gettolarında işsizlik yüzünden çıkan yakıp yıkma olayları, gene Paris’te devam eden işçi ve öğrenci olayları siyasi bütünlüğü bozacak yönde cereyan ediyor. İngiltere’nin tamamen,diğer bazı Avrupa ülkelerinin de kısmen Amerika ile birlikte hareket etmesi siyasi bütünleşmeyi tümden zorlaştırmaktadır. Bunlardan daha önemlisi de Avrupa halklarının yürütülmekte olan Neo-liberal vahşi kapitalizmden büyük zararlar görmektedir. Asya da gelişen yeni çekim merkezi AB ve ABD arasında ki dengeyi bozuyor. Tüm bunlar içeride ki propaganda merkezini etkiliyor ve işini zorlaştırıyor.
Her emperyalist savaş aynı zamanda bir iç savaştır. Kurtuluş savaşında nasıl ki iç isyanlarda İngiliz sterlinleri kullanıldı ise şimdide dolarlar kullanılmaktadır. Başaramayacaklar çünkü iç güçler de gelişmektedir.