Türkiye “medya esareti” altında - Dr. Abdullah Özkan
Son yıllarda Türkiye’nin gündeminde yer alan haberlerin, olayların kaynağına bakıldığında hep adres olarak medya karşımıza çıkmaktadır. Yani Türkiye’nin gündemini medya oluşturmaktadır.Peki bu ne kadar sağlıklıdır?En baştan söyleyelim, Türk medyasının gündem oluşturmasını sağlıklı bulmuyorum. Çünkü medya yapılanmasını, medya ekonomisini, medya işletmeciliğini hastalıklı buluyorum.Bünyesinde virüs olan, bulaşıcı hastalık taşıyan bir yapının, ülke gündeminde neredeyse tek belirleyici konumda olmasını endişe verici olarak değerlendiriyorum.İşte Türk medyasının haliTürk medyasında tekelleşme, kartelleşme olgusu vardır; Türk medyasının büyük bir kısmı “sahibinin sesi” gibi yayın yapar, bugün kara dediğine yarın ak der, patronunun çıkarı hangi siyasi partiden yanaysa onu destekler…cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Türk medyasının büyük kısmı, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları sınavlarından kötü not almışlardır. İnsanların inandıkları gibi yaşamalarına, düşüncelerini ifade etmelerine ne yazık ki hâlâ pekçok yayın organımızın tahammülü yoktur; onlar kendi dayattıkları hayat tarzının herkes tarafından da benimsenmesini istiyorlar.
Böyle bir medya yapısı, attığı manşetlerle Türkiye’nin gündemini belirliyor. Bir gün Van Üniversitesi’nin rektörünü ülkenin gündeminde baş sıraya çıkartıp günlerce onu konuşturuyor, başka bir zaman Şemdinli olaylarının iddianamesini bir anda Türkiye’nin tek meselesi imiş gibi sunuyor.
Medya, Türkiye’nin gündemiyle oynuyor; istediği haberi kendi istediği şekilde gündeme getirerek yönlendiriyor, kanaat oluşturuyor, taraf tutuyor.
Siyaset de, iktidar da, kamuoyu da medyanın dayattığı gündeme teslim oluyor. Bence asıl tehlike de burada yatıyor.
Medyanın ipiyle kuyuya inen Türkiye, kaos ve kargaşa ortamına sürükleniyor. Kimin ne dediği tam anlaşılamıyor; yargı, Meclis, siyaset gibi önemli kurumlar yıpranıyor.
Medyanın asıl görevi ne?
“Gazetecilik etiği ve demokrasi” isimli makalesinde “medyanın amacı kamuyu eğitmek ya da kendilerini yargı benzeri karar alma organları olarak tayin etmek değildir. Medyanın amacı kamuoyunu önceden belirlemek ya da oluşturmak da olmamalıdır” diyen Manuel Nunez Encabo, medyanın asıl amacını şöyle özetliyor: “Kamuyu ilgilendiren konulara ilişkin çeşitli enformasyonu ve kanıları aktarmak…”
Görevi enformasyon vermek ve kamuoyunu bilgilendirmek olan medya, görevinin çok dışına çıkarak adeta ülke gündemini teslim alıyor. Medya kendisini aynı zamanda kamuoyunun da yerine koyuyor, onun adına hareket etme yetkisini kendisinde bulabiliyor.
Oysa Habermas çok açık şekilde “medya, kamuoyunu temsil etmez!” diyor.
Demokrasi mi, mediocracy mı?
Medya, enformasyon sağlama görevini bırakıp, kamuoyu oluşturma rolü üstlendiğinde kendini kamu otoritesinin yerine koyuyor. Bu da halkın özgür iradesinin yansıması olan demokrasi yerine “mediocracy”nin ortaya çıkmasına yol açıyor.
Manuel Nunez Encabo, “mediocracy”nin, bireylerin devredilemez haklarının yanısıra, devlet erkinin yasama, yürütme, yargı gücünün meşruluğuna ve gücün kötüye kullanımını engelleyen güçler ayrımına dayanan demokratik topluma zarar verdiğini belirtiyor.
Türkiye’de tam anlamıyla “mediocracy sendromu” yaşanıyor. Kamuoyunu medya oluşturuyor, yönlendiriyor, çarpıtıyor, neyi konuşmamız gerektiğini dayatıyor, sonra da geriye çekilip seyrediyor.
Türkiye, medyanın oluşturduğu suni gündemlere, anlamsız tartışmalara, saçma yorumlara teslim edilemez.
Türkiye gerçek sorunlarını konuşmak, küresel süreçte oynayacağı role odaklanmak ve halkın sesine kulak vermek istiyorsa öncelikli olarak medya esaretinden kurtarılmalıdır.