Siyaset12 Mart 2006 00:00

Ne yapmalı? - Doç.Dr Emin Gürses

Şevket Süreyya, "ülkemize karşı yürütülen emperyalist psikolojik savaşın en zalimcesi, bizimle aynı nüfus cüzdanını taşıyan sözde aydınlar tarafından yapılmaktadır" diyordu.Emperyalizmin artık geçmişte kaldığını, uluslararası sistemdeki adaletsizliklerin emperyalist ülkelerin yönetimlerinin iyi niyetleriyle düzeltilebileceğini ifade eden sözde aydınlar bugün de var. Bunu 100 sene önce 1905 yılında İngiliz imparatorluğu adına J. A. Hobson gibi liberal bir iktisatçı savunmaktaydı. Fakat tarih bunun aksini doğrulamıştır. Gelişmiş zengin merkezi ülkelerin hükümetleri, uluslararası mali kuruluşlar ve bunlarla iç içe olan birçok NGO (Hükümet Dışı Kuruluşlar) ve diğer işbirlikçiler bu sistemin bir parçası olarak çalışmakta ve adil olmayan serbest pazarın devam etmesi için vaazlarını sürdürmektedirler. Bunun için emperyal merkezlerdeki 'dostlarının' gücüne güvenmektedirler."Efendiler" diyor Gazi Mustafa Kemal Paşa, ve sürdürüyor: "herhalde dünyada bir hak vardır. Bu hak, gücün üstündedir. Ulusun haklarını bilip müdafaa ve muhafazası yolunda her türlü fedakârlığa hazır olduğuna ilişkin dünyaya bir kanaat vermek lazımdır."cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsbuscopan link buscopan plus

Dünya ulusları Birleşmiş Milletler'e (BM) bakıyorlar hak için. Fakat bugün BM'nin cebri diplomasisi emperyal ülkelerin taleplerini diğerlerine dayatma politikasına dönüşmüştür.
Batılı liberal demokrasilerde bundan yararlanan ülke insanlarının önemli bir kesiminin Irak'ın işgalini liberal demokrasinin yayılması için yararlı bir çaba olarak görmesi ise dikkat çekicidir.
Emperyalist liberal demokratik ülkelerin, çıkarlarını korumak için sürekli silahlandıkları halde, birbirleriyle savaşmadıklarından dolayı liberal akademisyenlerce ve bizdeki uzantılarınca övülmeleri ilginçtir. Batı'nın emperyalist liberal demokrasilerinin aralarında yağma konusunda çatışmasız anlaşmazlıklar sürerken emperyalist demokrasi projelerine uygun olarak Latin Amerika, Ortadoğu, Güneybatı Asya gibi coğrafyalarda savaş üretmeye devam ettikleri nedense bu akademisyenlerce dile getirilmez.
Batılı liberal demokrasilerde yoğun propagandanın etkisinden ancak bir avuç insan sıyrılabilmekte, önemli bir kesim Latin Amerika, Ortadoğu, Güneybatı Asya coğrafyasına yönelik saldırıları barbarlığın engellenmesi çabası olarak algılamaktadır.
1933 tarihli ''Bizans Uygarlığı'' adlı kitabında S. Runcimen barış içinde yaşayanlar arasında sorun yaratmak için kabileleri kışkırtmak Bizans politikasının temel kuralı olduğunu belirtiyor. Bununla komşu ülkeyi baskı altında tutarak kendisine karşı cephe alması engellenir ya da istenilen doğrultuda yönlendirilmeye çalışılırdı. İmparator Anastasios 515 yılında şöyle diyordu: "Kanunlar imparatora imparatorluğunun iyiliği için yalan söylemeyi, yeminini bozmayı emreder."
Z. Brzezinski CIA'ya yabancı ülkelerdeki faaliyetlerinde daha fazla serbestlik sağlanmasını öneriyordu, 1983 tarihli ''Güç ve Prensipler'' adlı çalışmasında. 1983'te CIA, Latin Amerikan Araştırmalar Birliği dergisine verdiği bir ilanda "ayaklanma, terörizm ve siyasi istikrarsızlık" konusunda neden eleman arıyordu acaba?
ABD'nin Santiago'daki Büyükelçisi E. Korry'nin, 1970'te CIA'nın Şili'deki muhaliflere silah sağlamak için diplomatik bagajların kullanıldığından habersiz olması demokrasinin yayılmasıyla mı ilgiliydi?.
ABD'nin BM'deki meşhur büyükelçisi "siyahlar giyinmiş, ölüme tapınmayı teşvik eden CIA ajanı" olarak da adlandırılmış olan Bayan J. Kirkpatrick, Nikaragua'daki Sandinista yönetiminin devrilmesinin gereğini dile getirmiş, CIA bu amaçla hükümeti devirmeyi amaçlayan kontraları silahlandırmayı arttırmıştı. CIA'nın kötü imajını silmek için Reagan döneminde başvurulan yol ise özellikle 1985 sonrası yıllarda ''örtülü demokrasi seferi'' adı altında yürütülen ve buna daha sonra ''insan hakları'' kavramının da eklendiği çabaların bugün de uygulamada olduğu bilinmelidir.
Benzer amaçlarla İngiliz Gizli İstihbarat Servisi (SIS ya da MI6) pasaport memuru adı altında İngiliz konsolosluklarına ajanlar göndermeyi ihmal etmemiştir. Bunu Fransa, Almanya, ABD gibi ülkeler de yapmaktadırlar. Bir dönem Sovyetler Birliği'nin Batılı elçilik ve konsolosluklardaki elemanlarının yüzde 40-45'i, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 70-75'inin Sovyet Devlet İstihbarat Komitesi KGB'nin elemanlarından oluştuğu bilinmektedir..
Türkiye'nin içeriden ve dışarıdan gelen önemli sorunlarla karşı karşıya olduğu açıktır. Etnik ve dinsel radikalleşme ile Türkiye'yi zora sokma hesapları yapan bazı merkezi gelişmiş zengin ülkelere Mustafa Kemal yöntemiyle cevap verilmelidir. 1 Kasım 1928'de TBMM'deki toplantıda şöyle diyordu Gazi: ''Efendiler, harici siyasetimizde dürüstlük memleketimizin emniyetine ve inkişafına, masuniyetine dikkat, şiari hareketimize kılavuz olmaktadır. Harici siyasetimizde memleketin masuniyetini, emniyetini vatandaşların haklarını herhangi bir tecavüze karşı bizzat müdafaa edebilmek kudreti de bilhassa gözde tuttuğumuz noktadır.''
Mustafa Kemal, Sovyet Büyükelçisi Aralov'a Eylül 1922'deki Çanakkale Bunalımı sırasında, "Manevralarımızla Fransa ve İtalya'yı İngiltere'den koparmış bulunuyoruz'' demiştir. Birkaç cephede savaşmanın yüksek risk taşıdığını belirtmeye çalışan Gazi, sorunları belirli bir sürece yayarak çözme yolunu izlemiş ve koşulların oluşmasına bağlı olarak aşılabilme olasılığı yüksek olanlara öncelik vererek çözüm önerileri ileri sürmüştür.
Mustafa Kemal'in yaptığı gibi hem Batı emperyalizmine hem de onun yerli işbirlikçilerine karşı mücadele verilmelidir. Türkiye, içerden saldıranları ayıklamadan dışarıdan gelen dayatmalara direnemez. Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı başlatılan faaliyetin iç ve dış boyutları dikkate alınmalı, bunun daha geniş bir operasyonun bir parçası olduğu, görev yapan bazı komutanların "müttefiklerce" Miloseviç durumuna düşürülebileceği dikkate alınmalıdır.