Siyaset9 Mart 2006 00:00

Yeşil, Sauna, Şemdinli ve Arka Plan - Özcan Yeniçeri

Bir toplumun zihinsel ufkunu daraltmanın tek yolu geçmişin gereğinden fazla gelecek üzerinde hâkimiyet kurmasına izin vermekten geçer. Son yıllarda Türkiye''de habbe kubbe yapılarak, komplo inşa edilerek ve abartıda zirveler yakalanarak kamu oyu yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Türkiye''de gerçeklerin karartılması ve kapatılması için meydana gelen bir takım olayların sürekli kamuflaj malzemesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. Zihinlerde üretilen sanal unsurlar gerçek yerine konularak gerçekler halktan saklanmaktadır. Bu sayede kamuoyunun dikkatleri komplolarla meşgul edilip yönlendirilmektedir. Böylece Türkiye gerçek gündeminden koparılmakla kalmamakta aynı zamanda ülkeyi tehdit eden bölücü ve bozguncu faaliyetler de gözden kaçırılmış olmaktadır. Yetkililer olayları anlayıp ve önlemlerini alarak çözümlemediklerinden bölücüler bu olayları saptırarak istismar etmektedir. Bu bağlamda meydana gelen her olay, bölücülerin olağan üstü gayretleriyle "devlet" ve "güvenlik güçlerinin" üzerine ihale edilmektedir. Bir zamanlar "vurun abalıya" denilirdi, şimdiler de bu "vurun devlete" dönüşmüştür. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects

Son on yıl içerisinde üretilen ve devlet ile çeteler arasında bağlantı kuran olaylardan bir kısmını şöyle sıralamak mümkündür: Her türlü faili malumu faili meçhul haline getiren Susurluk paradigması, türlü çeşit bölücülük ve yıkıcılığı temize çıkarmada kullanılan Yeşil vakası, Vukubulan yıkıcılığı ve bozgunculuğu maskeleme aracı haline getirmeyi amaçlayan Şemdinli çetesi ve iktidar yanlısı yazarların ülkedeki darbe reflekslerini kontrol etmekte kullandıkları son vak''a Sauna Çetesi.
Bütün bu spekülasyonlar Türkiye''de bir "Derin Devlet" olduğunu kanıtlamak için yapılmaktadır. Böylece devletin koruma reflekslerinde zaaf, güvenlik güçlerinin bölücülükle mücadelesinde irade kaybı üretilmeye çalışılmaktadır. Aslında ortaya konulan onca kafa karıştırıcı iddia ve ithamların amacı; kuralsız şiddet uygulayan teröristlerin yine kuralsız şiddet yani bir çeşit terör uygulayan "Derin Devlet" şeklinde örgütlenmiş çetelerin davranışlarından doğduğunu kanıtlamaktır. Denmek isteniyor ki, masum kuzucuklar (!) derin devlet çetesinin provoke, ajitasyon ve manipülasyonu sonucu teröre bulaşmak zorunda kalmışlardır. Böylece PKK ve benzeri bölücülerin meşru ve hukuki olmayan yapılanmaya karşı zorunluluktan şiddete baş vurmak zorunda kaldıkları kanıtlanmaya çalışılmaktadır.
Hukuksuz, yasasız ve hatta kendini yasa yerine koyan hiçbir faaliyete devletin olduğu yerde izin verilemez ve verilmemelidir. Devlet yönetiminde görev alan hiç kimseye asla şahsi çıkarı için kamunun gücünü kullanmasına da izin verilmemelidir. Ancak insanın olduğu her yerde zaman zaman istismarlarda olabilmektedir. Bu tür istismarlar abartılması devleti şaibeli, devlet düşmanlarına karşı mücadele eden TSK''yı da zan ve zaaf altında bırakmak için yapılmaktadır.
İşin ilginç yanı hukuk devletinden, insan haklarından, demokrasiden, eşitlikten, adaletten bahsedenlerin kahır ekseriyeti bölücü, yıkıcı ve ayrılıkçılıktan sabıkalı olmalarıdır. Bunlar bir yandan sözde demokrasi ve insan hakları talep ederken diğer yandan mümkün olan her yolu kullanarak bölücülük ve yıkıcılık yapmaktadırlar. Sözgelimi bunlar Güneydoğu''da "Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasını" savunarak, (Türkiye Cumhuriyetini) devleti "işgalci" olarak nitelendirecek kadar gemiyi azıya almışlardır. Hatta bu ülkede birileri bir yandan rahatça "Kürtler kendi topraklarında istilaya uğrayan bir halktır. Bu devlet, bu bayrak hepimizin bayrağı değil", "200 bin Kıbrıslı için devlet istiyoruz, 35 milyon Kürt''e devlet yok. Güney Kürdistan model olmalı" diyebilmekte diğer yandan da çetelerden, derin devletten ve insan haklarının yokluğundan söz edebilmektedir.

Mehmetçikle çatışmaya giren eli hem silahlı ve hem de kanlı teröristlere, en çok insan haklarından bahseden, demokrasi havarisi belediye başkanları taziyede bulunmakta, teröristlerin cenazelerini belediyenin araçları ile taşınmakta ve Mehmetçik katillerine abide gibi mezarlar yapabilmektedirler.
Bölücülük, bozgunculuk, ayrımcılık ve devlete saldırmak bu odaklar tarafından desteklenmekle kalmamakta aynı zamanda kutsanmaktadır. Mehmetçiğe karşı sinsi, alçak ve haince yapılan terörist saldırılar teşvik edilmekte, cesaretlendirilmekte ve yönlendirilmektedir. Bu mihraklar aynı zamanda insan hakları, demokrasi, hukuk devleti vb. lakırdıları da ağızlarından düşürmemektedirler. Hâlbuki hukuk, devletin olduğu yerde vardır ve devlet de "şiddet kullanma tekelini sahip" tek otoritedir. Ancak devletin olduğu yerde hukuktan, insan haklarından ve demokrasiden bahsedilebilir.

Derinden derine devletin altını oyanlar kendilerini fark edenlere karşı "yandım anam" psikolojisi içinde suçu "Derin Devlet"e ihale ederek işin için sıyrılmaya çalışmaktadırlar. Halbuki devlet istese de suç işleyemez. Ancak kamu görevi yapanlar suç işleyebilir. Devlet rüşvet, irtikap, torpil ve iltimas da yapamaz. Suç suçtur ve bunu yapanın bağlı olduğu kuruluş değil yaptığı eylem ancak yargılanabilir. Onun için bunu yapan "derin devlet"tir denilemez!

Ortada derinden yapılan bir şeyler vardır ama bunu yapan devlet değil bölücülerdir. Onlar derinden bölücülük yapmaktadırlar. Açıktan yapılan PKK cinayetlerinin yanı sıra bir de derin PKK''nın derinden derine yaptığı cinayetler ve katliamlar vardır. Bölücüler "su testisi" misali yavaş yavaş bu büyütüp besledikleri derin PKK tarafından "su yolunda kırılmaya başlanmışlardır. Hikmet Fidanlar, Kani Yılmazlar, Osman Öcalan''lar sonuçta kendi yarattıkları PKK Frankeştaynı tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Hikmetler, Kaniler, Osmanlar devlete sığınsalardı şimdi derin bir yerlerde muhtemelen hayatta olacaklardı.