BÜYÜKANIT SADECE BÜYÜKANIT DEĞİLDİR - Hüseyin MÜMTAZ
Farkında mısınız bilmiyorum ama Büyükanıt meselesi buzdağının sadece görünen yüzü.. Bu sayede ve birden sistemdeki çarpıklıkların da nasıl ortaya döküldüğünü görüyor musunuz? Evvel zaman içinde Türkiye’de “kuvvetler ayrılığı” prensibi varmış. Yargı, yasama ve yürütme birbirlerinin işlerine karışmazlarmış. Önce Ecevit-Bahçeli-Yılmaz ortaklığındaki “Cumhuriyet Hükümeti” zamanında “liderler Zirvesi” diye anayasaya aykırı ve anayasada olmayan bir kurum kurulmuş. Bu; yargının onayladığı Öcalan dosyasını onay için yasamaya göndermeyip başbakanlıkta sümen altında tutarak anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya kalkışmış.. Kimse bir şey dememiş.. Hiçbir şey olmamış. Ve Türkiye’nin başına bu üçü sayesinde o zaman örülmeye başlanılan çorap bu günlere gelmiş, bütün vücudu saran bir çelik kafes olmuş. Yol olmuş..cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie
“Yargı” bir davada (Şemdinli) soruşturma-araştırmayı sürdürürken, daha sonuçlandırmadan “yasama” duruma vaziyet etme hakkını kendisinde görerek bir Araştırma Komisyonu kurmuştur.
Bu yasamanın, yargıya müdahalesi değil de nedir?
Soruşturma Komisyonu’nun konu ile ilgili tavrı da son derece ilginç.
Komisyon Başkanı Akepe’li.. Üyelerden CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’e göre Akepe’li bir diğer üye Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, RTÜK’ün daha geçen gün “Kürtçe yayın yapmak üzere izin verdiği” Diyarbakır SÖZ TV sahibi Mehmet Ali Altındağ’ın ifade vermek üzere komisyona çağrılmasını önerir..
Ersin şöyle diyor: “Bu tür tutanaklar Meclis Başkanlığı kanalı ile gönderilir. Yani tam sızdırma. Bu yönlendirme değil de nedir? 'Savcıyı yönlendirmedik, Büyükanıt konusuyla ilgimiz yok' diyen Akepe, bal gibi bu işin içindedir. Altındağ konusu komisyonun gündeminde yoktu. AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun'un önerisi üzerine Altındağ komisyona çağrıldı. O ana kadar Büyükanıt hakkında bir suçlama yoktu. Bir kanıt da yoktu. En azından CHP'li üyelere haber verilmeden sızdırıldı. Bu tam skandaldır."
Sonuç malûm.. Akepe’li Komisyon Başkanı, Akepe Diyarbakır Milletvekili’nin önerisi üzerine çağırdığı Diyarbakır’lı ve Kürtçe yayın yapan televizyon sahibi bir şahsın ifadesine başvuruyor; Akepe’li komisyon başkanı da –generallerin çete kurmakla suçlandığı- bu ifadeyi –savcının talebi üzerine ve re’sen- ilgili savcıya gönderiyor. (Milliyet. 9 Mart 2006)
Sistemin bir diğer ayağı olan “Yürütme” de Akif Beki’nin açıklamasına göre konuyu gazetelerden takibediyor.
Türkiye’nin her tarafından “Biz de PKK ile savaştık, biz de o çeteye dahiliz” telgrafları çekiliyor.
Demek ki Büyükanıt, sadece Büyükanıt değil.
Bazı arkadaşların bütün iyi niyetlerine rağmen konuyu hâlâ bu boyutta değil de “Genelkurmay Başkanlığı üzerine ince hesap ve dedikodular, hesaplaşma, havacı-denizci başkan” muhabbetine indirgemelerini yadırgıyorum.
Mesele şahıs ismi değildir, prensiplerdir.
Tek tek ağaçlara değil, ormana bakılması gerek.
Fotoğrafın bütünün görülmesi gerek.
Beni okuyanlar Büyükanıt’ın “çuval”ın yıldönümünde İstinye Pentagonu’ndaki 4 Temmuz resepsiyonuna Birinci Ordu bandosunu göndermesini, Amerika’dan madalya almasını sert bir şekilde eleştirdiğimi iyi bilir.
O hesabı biz; “biz bize” ayrıca yine görürüz.
Ama konu şu anda PKK’ya karşı; devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü korumak ve kollamak için çarpışanların itibardan düşürülmesi konusudur.
Yıpratılması, sorgulanması, Muğlalı kompleksine sokulması konusudur.
PKK’lılara Yargıtay içtihadıyla “sürekli af” çıkarılırken PKK’ya karşı çarpışanların mahkûm edilmesi konusudur.
Bu; uyum raporları, ilerleme raporları ile içine çekildiğimiz AB-D sürecinin sonucudur.
Bunda 95 Gümrük Birliği’ndeki Çiller-Karayalçın Hükümetinden bu yana gelmiş geçmiş bütün iktidar partilerinin sorumluluğu vardır.
Askerlikte en büyük tehlike en yakın tehlikedir.
Bu safhada “Büyükanıt’ın” değil; Türk kara Kuvvetleri Komutanı’nın; Van Kolordu Komutanı’nın, Hakkari Tugay Komutanı’nın, Hakkari Jandarma Alay Komutanı’nın arkasında-yanında olmalıyız.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yanında yer almalıyız.
“57’inci Alay’ın neferliği” o kadar ucuz bir rütbe değildir..
Sonrasında yanlış uygulamalarını; Amerikancılık yahut İsrailciliklerini, Atatürkçülük ve tam bağımsızlıkçılıklarını yine en sert şekilde önce biz eleştiririz.
Orgeneral Mustafa Muğlalı kahramandı.
Meraklıları, Mütareke dönemindeki MM Grubu liderliğinden, Kurtuluş Savaşına, Menemen’de mürteciyi asan İstiklâl Mahkemesi Başkanlığı’ndan Doğu’daki Kürt kaçakçılara karşı savaşan Ordu Komutanlığına uzanan hayat çizgisini çok iyi incelemelidir.
Kahraman kolay olunmaz.
İstiklâl Mahkemeleri ise işgalcinin talimatıyla kurulup üyelerinin azınlık-mozaiklerden teşekkül ettiği; Mustafa Kemal’den, Topal Osman’a, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’e kadar “milliyetçileri” mahkûm eden-asan Kürt Mustafa Paşa Divan’larına benzemez.
Acaba diyorum..
Orgeneral Hilmi Özkök 5 ay sonra değil de şimdiden istifa ederek emekliliğini istese….
Büyükanıt şimdiden Genelkurmay Başkanlığı’na “atansa”….
“Büyük Oyun” bozulur mu?
Özkök de ileride sadece çuval olayıyla anılmasını önleyecek bir büyük jest yaparak tarihe geçmiş olur mu?
Orgeneral Muğlalı’yı rahmet ve şerefle anıyor; zamanında ve “tam zamanında” istifa ederek bir başka büyük oyunu bozan Genelkurmay eski Başkanlarından Orgeneral Torumtay’a da saygılarımı arz ediyorum. 9 Mart 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”