ÇETE VE TERÖR ÖRGÜTÜ - Mehmet Z. Öztürk
Şemdinli olayları olarak adlandırılan ve topluma farklı aktarılan bombalama eylemi nasıl oluyorsa devletin ve devletin güvenlik güçlerinin aleyhine işlemeye devam ediyor. Şemdinli’deki patlama kendi içinde ve tek başına münferit bir olay değildir, bir süreç içerisine yerleştirilmiş olaylar dizgisinin bir parçasıdır ve çok önemli bir yere sahiptir. Şemdinli’deki patlamalar tek başına ele alınırsa büyük bir hata yapılmış ve kasıtlı davranılmış olacaktır, bu da PKK/Kongra-Gel terör örgütü lehine bir tutum takınmak demektir.Kendini Susurluk skandalı uzmanı olduğunu zanneden ve her olayı ahmakça çeteciliğe bağlamaya çalışan bir grup insan ve yapı, olayı her açıdan devlet aleyhine işletmeyi her nasılsa başarıyor.Son 10-15 yıldır bir “çete” söylemi pek revaçta ve iyi prim yapıyor. Her olay, her hareket, her sorun çete ve çete kurmak olarak topluma servis ediliyor.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiskamagra kamagra 100mg kamagra gel
Eğer böyleyse, çeteleşme eğilimi bu kadar çoksa birileri oturup bunun nedenini araştırsın. İnsanlar neden bu kadar eğilimliler. Çok değil 80-85 yıl öncesine kadar çeteler ve çetecilik bu günkü Cumhuriyetin temelini atmada olumlu anlamda söz sahibi olmuştu.
Türk insanının ruhunda çetecilik mi var? Hangi koşullarda Türk insanı çeteleşiyor? Eğer çeteler oluşuyorsa buna koşullar mı neden oluyor, yoksa insanlar mı bu kadar eğilimliler? Bu başka bir araştırma ve inceleme konusu.
Zannediyoruz ki 20-30 sene sonra bu kavramın bu kadar yoğun kullanılmasının ve hukuk içine bu denli yerleştirilmesinin, halkın kafasına vura vura bu kavramı bu kadar yerleştirmenin nedenini anlayabileceğiz.
Yabancı servislerin ve bunların ülke içindeki işbirlikçilerinin, kasıtlı olarak, bir amaç doğrultusunda ve ülke halkını bir yöne kanalize etmek için “çete ve çetecilik” kavramını ve bu kavramın içerisinde asker ve polisi kullandığını görebileceğiz.
Ortada iki kavram var biri “çete” diğeri “terör örgütü”. Dikkat edersek “çete” kavramı 90’lı yılların başında çok yoğun olarak kullanılmaya başlandı. İlginç olan tarafı ise çete bu denli yoğun olarak kullanılmaya başlandığında PKK terör örgütü ve eylemleri yoğun olarak gündemdeydi.
Susurluk sözde çete işiydi ve içine asker-polis yerleştirildi. Bu süreçte daha başka birçok çete olayı gündeme geldi. Şemdinli’de bomba patladı, eylem çeteye mal edildi, terörist Seferi Yılmaz serbest kaldı ve adeta kahraman ilan edildi. Devlet sözde çete olaylarını engellemek için kanun maddelerini değiştirdi. Ankara’da birkaç siyasetçi masaj salonuna gitti diye ortalığa haberler saçıldı ama konu hemen çeteye mal edildi ve içine asker-polis yerleştirildi.
Zincirin son halkası olan Şemdinli patlamalarıyla ilgili gelişmelere baktığımızda ordunun rütbeli personeli astsubaylar cezaevine konuldu. Bu gün bu astsubaylar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi ile yargılanacak.
Buna karşılık kitapevi sahibi terörist Seferi Yılmaz olaylardan 15-20 gün sonar muhtelif panel ve konferanslara davet edildi. Bir terörist profiline sahip olan Yüksekova Belediye Başkanı Mehmet Yıldız olaylar esnasında terör örgütünün jandarması gibi rol üstlenip durumu sözde kontrol edip sakinleştirdikten sonra Seferi Yılmaz’la birlikte Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı'nda (BEKSAV) birlikte panele konuşmacı olarak katıldı.
Yine olaylardan kısa bir süre sonra Terörist Seferi Yılmaz Mezopotamya Kültür Merkezi’nde de bir konuşma yaptı ve konuşmasında Kürt hareketinin başladığını ve bunun önüne geçilemeyeceğini ve bunun 2006 yılında daha hızla devam edeceğini açıkladı.
Van savcısı, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt hakkında mahkemeyi yönlendirdiği iddiası ile suç duyurusunda bulundu.
“Savaş Karşıtları” internet sitesi bir yanda Türk insanına askere gitmemeyi özendirip topluma “vicdani retçi” ol propagandasını yaparken, mahkeme sürecinin işlediği dönemde yayınladığı haber ve yazılarla nedense mahkemeyi yönlendirmiş sayılmadı.
İnsan Hakları Derneği başkan yardımcısı Reyhan Yalçındağ kendisini terör örgütünün malı gibi ortaya atıp Şemdinli olayları ile 12 yıl önce yaşanmış Kulp olayları arasında bir bağ kurdu. Bu sözde müthiş avukat çok özel yetenekleri ile teknolojinin ve tıbbın yapabileceklerinin üzerine çıkarak olayları çok özel yetenekleri ile çözebildi.
Yine Avrupa Birliği'nin mali desteğiyle IPS İletişim Vakfınca yürütülen "Medya Özgürlüğü ve Bağımsız Gazetecilik İzleme ve Haber Ağı" - kısa adıyla BİA2 – projesi kapsamında yayın yapan “BİANET” internet sitesi aynı yöntemle Şemdinli olaylarını bir yanda yalan ve yanlı haberlerle etkilerken Org. Yaşar Büyükanıt kadar suçlu görülmedi.
Kulp olayları ile ilgili olarak bir generalle birkaç rütbeli hedef haline getirilip adeta başlarına ödül konulacak noktada yayın yaparken aynı olayın hukuki süreci nedense etkileniyor olmadı.
Bugün gelinen noktada yaratılan hava adeta şöyledir; bu ülkenin terör ve terörist sorunu yoktur, bu ülkenin çete ve çeteci sorunu vardır. Çete ve çeteciler devletin asker, polis ve istihbarat memurlarından oluşmaktadır, bütün teröristler, terör örgütü ve bunlara yardım yataklık edenler masum ve mazlumdur.
Hepsinin başına devlet kadar taş düşsün. Taşı bu ülke insanı yuvarlarsa bu ülkeye çete, insanına da çeteci derler mi?
Şunu da hatırlatalım ki, Atatürk de zamanında, gerekirse çeteci olurum demişti…