VATAN, CUMHURİYET VE VAZİFE UĞRUNDA SEVE SEVE HAYATINI FEDA EYLEYENLER ! - Hüseyin MÜMTAZ
Orhan Pamuk davası görürken müstemleke komiserlerinin mahkemeyi Tanzimat-Islahat Dönemlerinin konsolosluk mahkemeleri haline getirme baskıları karşısında dayanamayıp bunalan Dışişleri Bakanı Gül’ün çıkıp “Gerekirse 301’inci madde değişir” demesi ile; Büyükanıt davasında Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki’nin sergilediği “Başbakan Erdoğan’ın konuyu gazetelerden takip etmektedir. Bu konu tümüyle hükümet ve Başbakan dışında gerçekleşen ve yargıyı ilgilendiren bir konudur” demesi en azından “samimiyetsizliktir”. Bu sefer neden “ulemaya” sorma zahmetine girmemişlerdir? Çünkü Büyükanıt ilk defa “Türkiye’nin Irak politikası yoktur” diyerek kralın çıplak olduğunu ilan etmişti. Bu gürültü arasında dikkatlerden kaçtı ama iki gün önce de fevkalâde önemli bir şey söyledi; “Hamas terör örgütüdür” dedi. Halbuki Başbakan Erdoğan çok kısa bir süre önce Hamas'ın “artık terör örgütü değil, seçimi kazanmış bir siyasi parti" olduğunu söylememiş miydi?cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons click free discount prescription cardcialis forum cialis bez recepta cialis bez receptacialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon
Hamas heyeti Rusya’ya da gitti. Neler konuşulduğunu, Rusya’nın Hamas’a neler söylediğini satır satır biliyoruz. Çünkü Putin’in sözcüsü açıkladı.
Ama Hamas’ın Türkiye’de kimle hangi statüde görüştüğünü, otel masraflarını Akepe’nin mi, devletin mi karşıladığını, “korumaları” kimin verdiğini ve en önemlisi neler konuşulduğunu bilen bir Allah’ın kulu var mı?
Erdoğan’ın söyledikleri ile bağlantılı olarak Büyükanıt’ın tavrı başlıca iki yönden dikkat çekicidir.
1. Büyükanıt Irak politikasından sonra Hamas konusunda da Erdoğan’la aynı fikirde değildir.
2. Büyükanıt bir süre önce “Talabani’ye peşmerge diyorduk. Ama artık düzen değişti. President’liğini içimize sindirmemiz, alışmamız lâzım” diyen fikir sahibi ile de aynı düşüncede değildir.
AB süreciyle beraber Türkiye ilginç bir demokrasi anlayışına sahip oldu.
Milattan önceki yıllarda her haltı yiyenler seçim sisteminin sorgulanabilir boşluklarından yararlanarak bir anlamda meşruiyet kazanınca “bütün dünyada emsali görülmemiş galibiyetlere” imza atmayı kendilerinde hak görür oldular.
Bir günde gelişip değiştiler ve sütten çıkmış ak kaşık oldular.
Bunun etkisiyle Türkiye; yüksek mahkemenin şaibeli oy sayımı ile başkan ilan edilen Bush’u da, Hamas’ı da, Talabani-Barzani’yi de “sindirdi”.
Devşirme-taşıma-manipüle edilmiş oylara göz yumduğu, telefonla bizzat şekillendirdiği için Kuzey Kıbrıs’ta Türk ordusuna Rum ağzıyla “bara-yallah” diyen CTP’yi bile “halkın meşru temsilcisi” addetti.
Bu “hastalıklı demokrasi anlayışı”nın bir sonraki durağı Öcalan’ın da siyasi haklarının iadesidir.
Eşkiyayı dünyaya hükümran kılacaksın ama vatan diyen, bayrak diyen, millet diyenleri sorgulayacaksın.
Bu haller iyi haller değildir.
Taşların bağlanıp köpeklerin başıboş bırakıldığı hallerdir.
Mütareke döneminde de padişahımız efendimizin fermanları, şeyhülislamların fetvaları Topal Osmanları, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyleri idama mahkûm etmişti.
9’uncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in omuzlarından apoletlerini geri almıştı.
90 yıl sonra şimdi ol saltanatın…
Yeller eser yerinde……….7 Mart 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”