İstihbarat7 Mart 2006 00:00

Aklımızı başımıza almak zorundayız - Hasan Ünal

Yunanistan’da faaliyet gösteren İngiltere menşeli ve İngiliz istihbaratıyla irtibatlı olduğu söylenen Vodaphone cep telefonu şirketi telefon dinlemiş. Hem de başbakanın, bakanların, milletvekillerinin, genelkurmayın ve hatta istihbaratın telefonlarını dinlemiş. Bu, öyle ‘olsa ne olur canım’ diyerek geçiştirilecek bir hadise değildir. Üstelik bu firma 1 Mart günü basına sızdırdığı bilgilerle bu dinlemelerin Amerikan büyükelçiliği için yapıldığını itiraf etmiş.İşin içinde bir İsrail şirketi var. Ericsson firması ve diğerleri var... Üstelik bu cep telefonu şirketi dinlemeleri Yunan Telekomu tamamen devlet kontrolünde olduğu halde yapabilmiş. Şimdi bize gelecek olursak, bu hükümet zamanında Türk Telekom netameli bir Ortadoğu’lu şirkete satılmış. Bu Ortadoğulu şirketin paravan olması muhtemel. Bugüne kadar hiç Telekom işi yapmamış. İngilizlerle çalışıyor. Ve çalıştığı İngilizlerin istihbarata yakın olduklarına dair şüpheler ortalıkta dolaşıyor. Bu hükümetin günahı bununla da sınırlı değil. 3 Kasım 2002’den bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren bütün cep telefonu şirketlerinin kontrolü yabancılara geçmiş.discount drug coupons click free discount prescription cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Yunanistan’da patlak veren ve bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkan telekulak skandalı Türkiye açısından pek çok soru işaretini beraberinde getirmektedir. Bu skandal bütün detaylarıyla önümüzde dururken, hâlâ iletişim şirketlerinin hisse ve yönetimlerinin yabancılara satılmasında herhangi bir sorun olmayacağını savunmak imkansızdır. İletişim şirketlerinin satılmasının milli güvenlik sorunu oluşturacağını bugüne kadar anlatmaya çalışan herkesi haklı çıkarmıştır.
Önce Yunanistan’da patlak veren skandalın kısaca detaylarına bir göz atalım. Yunanistan’da faaliyet gösteren İngiltere menşeli ve İngiliz istihbaratıyla irtibatlı olduğu söylenen Vodaphone cep telefonu şirketi telefon dinlemiş. Hem de başbakanın, bakanların, milletvekillerinin, genelkurmayın ve hatta istihbaratın telefonlarını dinlemiş. Bu, öyle ‘olsa ne olur canım’ diyerek geçiştirilecek bir hadise değildir. Üstelik bu firma 1 Mart günü basına sızdırdığı bilgilerle bu dinlemelerin Amerikan büyükelçiliği için yapıldığını itiraf etmiş.

İşin içinde bir İsrail şirketi var. Ericsson firması ve diğerleri var... Üstelik bu cep telefonu şirketi dinlemeleri Yunan Telekomu tamamen devlet kontrolünde olduğu halde yapabilmiş. Şimdi bize gelecek olursak, bu hükümet zamanında Türk Telekom netameli bir Ortadoğu’lu şirkete satılmış. Bu Ortadoğulu şirketin paravan olması muhtemel. Bugüne kadar hiç Telekom işi yapmamış. İngilizlerle çalışıyor. Ve çalıştığı İngilizlerin istihbarata yakın olduklarına dair şüpheler ortalıkta dolaşıyor.
Bu hükümetin günahı bununla da sınırlı değil. 3 Kasım 2002’den bu yana Türkiye’de faaliyet gösteren bütün cep telefonu şirketlerinin kontrolü yabancılara geçmiş. Ve Yunanistan’da bütün bu skandala sebebiyet vermiş olan Vodaphone firması şimdi de Telsim’i almış. Bu satışda Başbakan Erdoğan’ın başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun etkili olduğunu İstanbul milletvekili Emin Şirin Beyefendi soru önergesiyle iddia ediyor.
Bu tesbitlerden sonra Türkiye ile ilgili sorulara geçelim. Yunanistan’da bu kadar telefon dinleyen ve Yunan yetkililerin peşine düşen Amerika, acaba burada neler yapıyordur? Yunanistan’da telefonların Vodaphone tarafından dinlendiği Yunan Telekomu üzerinden yapılan çalışmalarla bulunuyor. Bizde Telekom zaten yabancıların elinde ve belki onlar bizzat dinleme işinin içindeler. Veya olurlarsa, biz işi nasıl çözeceğiz?

İş sadece dinleme ile sınırlı olmayabilir de... Örneğin Kardak krizi tarzında bu yıl içerisinde veya seneye bir Kerkük krizi başlasa ve Türk ordusu müdahale hazırlıklarına başlasa, bütün iletişim sistemimizi elinde bulunduran bu yabancı kuruluşlar telefonları kilitleyemezler mi? Pek ala yaparlar. Şu anda pek çok ülkede olduğu gibi, bizim üst düzey askeri ve sivil yetkililer şifreli telefon görüşmeleri yapıyorlar. Yani konuştukları telefon konuşulanları şifre haline getiriyor ve bu şifreler sadece dinleyenin kulağındaki telefona gittiği zaman çözülüyor. Arada bir yerlerde bu konuşma dinlenmiş olsa bile, kimse bundan bir şey anlamıyor.
Ama sistem bloke edilmişse, o zaman ne olacak? Şifreli konuşma yapacak telefon bile ortada kalmayacak. Yani bir Kerkük krizi çıktığı ve Türkiye’nin askeri müdahalesinin söz konusu olduğu zaman, kuvvet komutanları birlikleriyle şifreli veya şifresiz konuşacak telefon bulamayabilir.

Kaldı ki, telefonların düzenli olarak dinlenmesi de ayrıca risk oluşturacaktır. Başbakanın bakanları ve genelkurmayla yapacağı konuşmaların düzenli olarak dinlenmesi ve özellikle de kriz dönemlerinde dinlenmesi tehlikeler oluşturmaz mı? Yunanistan’da patlak veren skandal bütün bu soruları meşru hale getirmiştir. Bu olaydan sonra ‘bunlar paranoyadır’ diyerek hiç kimse işi geçiştiremez. Bir an önce TBMM duruma el koymalı ve iletişim güvenliği ile ilgili yasalar çıkarmalıdır. İletişim kurumları mutlaka devlet ve/veya yerli şirketlerin kontrolünde olmalı ve sızmalara karşı sürekli olarak denetlenmelidir. Aksi takdirde herkes bu vebalin hesabını vermek zorunda kalacaktır.