Dış Politika5 Mart 2006 00:00

Daha nereye kadar AB?Daha nereye kadar ABD? - Deniz Banoğlu

Sondan başlayalım.ABD Montrö anlaşmasının delinmesinin ilk adımını atıyor, Karadeniz’in askeri güce açılmasını istiyor( petrol rezervleri 50 yıl içinde tükenecek, nükleer enerji tehlikede, Türkiye Hidrojen merkezi ve Karadeniz’in derinliklerinde hidrojen var) Akdeniz limanları zaten epeydir yabancıların hizmetinde. (Kıbrıs’ın Ortadoğu için üs olmasının zemini hazırlanıyor)Güneydoğu’da mayınları temizleyecek yabancılara Kıbrıs’ın iki misli büyüklüğünde toprak vaat ediliyor. Özelleştirme adına ulusal kaynaklar haraç mezat satılığa çıkarılıyor. Türkiye’nin 48 yıllık Avrupa Birliği serüveninin sözde noktalanacağı umuduyla, dışarıdan dayatılan, Kıbrıs, Ermeni, Güneydoğu ve Kürt sorunlarıyla (!) azınlıklar, demokratikleşme, insan hakları gibi konulara ilişkin, aydınlarımız(nasıl bir aydınlıksa) ve fonlanan sivil toplum kuruluşlarımız, sözde kamuoyunu bilinçlendirmek adına (aslında kamouyu oluşturuyorlar) , bol bol, konferanslar, sempozyumlar, açık oturumlar düzenliyorlar, aynı fonlarla peşpeşe yayınları piyasaya sürüyorlar. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Örneğin TESEV “Türkiye’de Çoğunluk ve azınlık politikalarına eğiliyor, AB sürecine uygun yeni “yurttaşlık ve ulus olmama” kavramları geliştiriyor, Tarih Vakfı “cumhuriyet kazanımlarını ve ulusçuluğu tartışarak, okullarımıza resmi olmayan yeni tarih kitapları armağan ediyor, üniversitelerimiz bilime ve araştırmaya soyunacak yerde, toplumsal ekonomik kalkınmayı da bir kenara itip, kendisini cansiperane “ermeni ve kürt meselelerine adıyor”.
Boğaziçi Üniversitesi Türkiye’nin ermeni soykırımını ispat için çırpınırken, Kürt meselesine demokratik çözüm bulma adına Bilgi Üniversitesi bilinen aydınlarımızı toplayıp federatif sistemin de gündeme geleceği üç günlük sempozyum düzenliyor. Bu arada, 1881 yılının talihsiz bir tarih olduğunu bir vesileyle kaleme alan Murat Belge “Federatif sistem de yetmeyebilir. Kantonlar düşünülebilir” buyuruyor, bir başka aydın kadınımız, “Osmanlıda da eyaletler vardı, Türkiye bölünse ne olur” diye özgür düşüncesini dile getiriyor. Orhan Pamuk’un Hırant Dink,’in açıklamaları (İstiklal marşındaki bir mısra ona ters düşüyormuş da o bölüm geldiğinde susuyormuş, değiştirilsin miş) “düşünce özgürlüğü ” sayılırken, karşı görüşü dile getirenler ”boşuna ulusalcı, faşist; şovenist” damgasını yiyor.

İçeriden ve dışarıdan Kemalist devrimler acımasızca eleştirilerek, ulus devletin, kemalist kazanımların eskidiği görüşleri, (fotoğrafların kaldırılmasına kadar indirgenmek suretiyle) dayatılıyor.

Bu arada Arı Hareketinin düzenlediği “Kadının siyasete katılımı “konferansında, Ruanda’da kadının parlamentodaki temsil oranı yüzde 48, İsveç’de yüzde 40 iken, 1934’de seçme hakkını kazanan Türk kadınının 85 yıl sonra meclise katılımının yüzde 4’lerde seyretmesinin nedenine yabancılar bir türlü akıl erdiremezken, AKP’yi temsilen gelen MKYK üyesi hukukçu konuşmacı, partisinin kadına verdiği önemi örneklemelerle anlatırken, “türban” propagandasını araya sokmaktan geri kalmıyor.Kadının siyasete katılımının önündeki en büyük engelin 1, partiler yasası, 2: erkek zihniyetinin hala feodal düzende takılıp kalması değilmiş gibi ve sanki bütün başı açıklar siyasi kadrolarda ve parlamentoda yerini almış gibi, “türbanlı kadının da özgürce siyasete atılması” gerektiğini ileri sürüyor.

Bu arada iç siyasetimizde de güller açmaya devam ediyor ; alan alıyor, satan satıyor, siyaset hızla ince diplomasiden, uzaklaşıyor, ulusa halka hizmet yerine, yandaşına hısım akrabaya arka çıkmak anlayışı yaygınlaşıyor, siyaset bilim yerini tüccar zihniyetine bırakıyor.

Ve bütün bunlar AB’ye yaranmak, ABD’nin koltuğunun altından çıkmamak uğruna yapılıyor. Paramız, ekonomimiz IMF ve Dünya Bankasına, iç ve dış siyasetimiz AB ve ABD’ye teslim ediliyor.

Sözde özgürlükler,(çifte standart) sözde insan hakları( batılı ülkeler için değil), sözde demokratikleşme(ABD ne kadar demokratsa ) uğruna ülkenin bağımsızlığı, toprağı, insanı, yeraltı yerüstü zenginlikleri gözden çıkarılıyor. Kayıtsız şartsız halkın egemenliği, içeride, kayıtsız şartsız padişah saltanatını kurmuş olan iktidara, dışarıda AB ve ABD ‘ye teslim ediliyor.ABD ve Avrupa ,Osmanlı’dan bu yana Türkiye üzerinde, silah gücüyle ulaşamadığı emellerine, şimdi büyük kitlelerin fark edemediği biçimde, ekonomik ve kültürel kanallardan sızarak, emin adımlarla yaklaşıyor. Kimilerin” Sevr paranoyası” dediği “Sevr gerçeğine” dönüşüyor ve ne acıdır ki, bu ülkenin bağımsızlığından yana tavrını koyması beklenen aydınlar da bu “gerçeği” hızlandırıyor.

Bir avuç Türkiye sevdalısı da soruyor? Daha nereye kadar Avrupa Birliği, daha nereye kadar ABD? Ve bekliyor bir yüreklinin çıkmasını; AB’ye hayır diyecek, ABD’ye rağmen yumruğunu masaya vurarak onurlu dış politikasını ortaya koyacak bir yüreklinin çıkmasını....

Çünkü Türkiye sevdalıları artık Godot’yu beklemek istemiyor.....