Siyaset3 Mart 2006 00:00

TÜRKLER, TÜRKÇÜLER, ATATÜRKÇÜLER - Hüseyin Mümtaz

Biz Anayasa’ya sahip çıktıkça sol’un nasyonal değil de enternasyonal olanı ondan uzaklaşıyor; anayasayı yıpratmayı, kemirmeyi, gözden düşürmeyi ve sonunda kapsam dışı tutarak tamamen kullanılamaz hâle getirmeyi hedefliyor.             Cümle embedded’ler, Karen Fogg, Bush ve Bizans çocukları dizilmiş sıralarını bekliyor. Nöbetleşe; bazen birer birer, bazen ikişer üçer ‘’bu kutsal görevi’’ büyük bir sadakat, azim ve sebatla yerine getirmeye çalışıyorlar.             Anayasa’nın korunması ve kollanılması görevi verilen dinamik güçler anlaşılmaz bir bigânelik içinde. Yanan Roma’yı seyreden Neron’u oynuyor. Anayasa’nın değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği maddelerinin değiştirilmesinin teklif edilmesi durumunda ne yapacakları konusunda papatya falı açıyorlar. Millet harap ve bitap düşmüş. Perişan..levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan link buscopan plusmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Anayasa’nın hedef tahtasına oturtulmasının nedeni devletin a) ülkesi ve b) milletli ile bölünmez bütünlüğünü teminat altına alan temel kuruluş yasası olması.

Anayasa; AB sürecinde inanılmaz bir işbirliğine imza atan ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmesini isteyen Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı a) mandacılar, b) mürteciler ve c) bölücülerin hedefi.

Etrafınıza bir bakın.. Bütün asker düşmanları koro halinde AB ve ABD yandaşı.

Peki bu koşullarda askerin AB yandaşı olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

O halde asker nasıl hem Atatürkçü ve hem de AB’ci ve ABD’ci olabiliyor?

Anayasa’nın, devletin temel niteliklerini tanımlayan ilk üç maddesi ile milletin niteliğini tanımlayan 66’ıncı maddesi gözümüz gibi bakmamız, titizlikle korumamız gereken son kaleler, son tersanelerdir.

66’ıncı madde, anlamakta zorluk çeken bir çoğunun sandığının aksine elimize son derece sağlam bir dayanak vermektedir.

Ne diyor madde?

‘’Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’’..

Bu madde böyle kaldığı sürece hiçbir Potamyalı çıkıp ‘’Ben Gürcü’yüm, eşim de Arap’’ diyemez.

Anayasa suçu işlemiş olur.

Gürcü Gürcülüğü’nü; Kürt Kürt’lüğünü, Ermeni Ermeni’liğini, Rum Rum’luğunu bilecek fakat çıt çıkarmayacak.

Hiç ses çıkarmadan Türk olmayı içlerine sindirecekler.

Alt kimlik-üst kimlik; çiçek bahçesi, kültürel zenginlik muhabbetine hiç girmeyecekler.

Ben divanda, dergâhta ve bargâhta, sokakta, çarşıda ve pazarda kimsenin ne olduğunu merak etmiyorum.

Hollanda’da ‘’Yabancılar sokakta bile Hollanda’ca konuşsunlar, rahatsız oluyoruz’’; Almanya’da ‘’Türkçe konuşan öğrenciler sınıfı süpürsün’’ dendiği halde ben karşımdakinin kimliğini merak etmiyorum.

Hepsini Türk Devletine vatandaşlık bağı ile gönülden bağlı ‘’Türk’’ olarak görüyorum.

Anayasa öyle diyor.

Farklılıklarını öne çıkarmaya başladıkları, diasporada yaşadıklarını yahut filan ekalliyet mensubu olduklarını dile getirdikleri zaman….

O zaman ben de…

‘’Ne Mutlu Türk’üm’’ diye haykırmayı görev biliyorum.

Dikkat edin; ‘’Ne Mutlu Türkiyeli’yim’’ yahut ‘’Ne Mutlu kendini Türk hissedene’’ demiyorum.

‘’Varlığım Türk varlığına armağan olsun’’ diyorum.

‘’Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet bu celâl’’ diyorum.

Çünkü ben Türk’üm..

Çünkü hâlâ ve her şeye rağmen bu devletin adı ‘’TÜRK’’İYE ve ben bu devlete adını veren aslî unsurum.

Çiçek bahçesindeki bütün mozaikler sevmeseler bile bana saygı göstermek zorundadırlar.

Saymıyorlarsa terk etmek durumundadırlar.

Zorla güzellik olmaz.

‘’Aslî unsur’’ bazılarına batsa da ben öyleyim..

Mustafa Kemal söylüyor:

‘’Düşmanlarımız Osmanlı Devletini yıkarak unsuru aslî olan Türk milletini de imha etmek istiyorlardı. Halbuki Türk milleti yeni bir iman ve kati bir azmi milli ile yeni bir devlet kurmuştur.’’

Mustafa Kemal söylüyor:

‘’Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz. Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyet’in dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk Kültürü ile dolu olursa o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur’’.

Mustafa Kemal söylüyor:

‘’Diyarbakırlı, Van’lı, Erzurum’lu, Trabzon’lu, Trakya’lı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.’’

‘’Kürt-Ermeni-Lâz-Çerkez hepsi alt kimliktir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı da üst kimliktir’’ lâfı mı milleti birleştiricidir, yoksa Atatürk’ün ‘’Hep bir ırkın evlâtları’’ sözü mü?

Dikkat ettiniz mi Atatürk ‘’ırk’’ diyor.

Ayni İstiklâl Marşı’mızdaki gibi..

Atatürk’ten daha mı iyi bileceksiniz?

Boşuna mı AB teorisyenleri artık ‘’Atatürk’ten vaz geçin’’ demeye başladılar?

Hem AB’ci, hem Atatürkçü nasıl olunuyor bir anlatır mısınız?

Yukarıdaki bu soruya ‘’yetkili ilgililerle’’ beraber;

a)                          16 Şubat günü Antalya Akdeniz Üniversitesi’ndeki panelden sonra duymamam için Oturumu yöneten Prof. Dr. Çetin Yetkin’e eğilerek kulağına ‘’Aslî unsur diye bir şey var mı’’ diye fısıldayan Hırant Dink ve;

b)                          25 Şubat günü İstanbul’daki Türkçüler toplantısında oturumun bitmesinden sonra söz alıp ‘’Ama ben azınlıkların azınlık olduklarını söylemelerini istiyorum’’ derken ‘’milleti bölücü’’ alt-üst kimlik tartışmalarına çanak tuttuğunun farkında olamayan ‘’gencin’’ vereceği cevabı merak ediyorum.

3 Mart 2006

 

 “57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”