Dış Politika3 Mart 2006 00:00

ABD BÜYÜKELÇİSİ ROSS WILSON DİYOR Kİ :"TÜRKİYE GOP'UN LİDERİ!" PEKİ NEDEN? - Suat PARLAR

Emperyalistlerin Ortadoğu’ya dayatmaya çalıştığı aslında eski olan yeni Ortadoğu düzeni de Türkiyesiz kurulamaz. Türkiye’nin yanlarında yer alması ile bunu gerçekleştirebilirler. Kaldı ki, projelerinde Bosna-Hersek’ten Körfeze varıncaya kadar ABD’nin güdümünde parçalanmış, küçültülmüş ,atomlaştırılmış bir İslam devletleri konfederasyonu var, bunun merkezinde de Türkiye var. Bu nedenle Türkiye hep Ortadoğu’ya model olarak gösteriliyor. Bu sadece İran’a karşı değil, hep böyle anlatılır. Türkiye, tüketim kalıplarıyla, batılaşmış, iğdiş edilmiş kültürüyle, küreselleşmenin tüm etkilerine açıklığıyla modeldir, Ortadoğu’ya kabul ettirilmeye çalışılan da budur. Neo-liberal bir ekonomik düzen ve bu düzen çerçevesinde sonuna kadar açılmış ve silahsızlaştırılmış piyasalar, ucuz işgücü, turizm adı altında her türlü rezalete açık hale getirilmiş kitleler, kumardan uyuşturucuya kadar her tür gayrı meşru işler, ekonomi dendiğinde üretim içermeyen bir rant ekonomisi, bir yanıyla 4. dünya olarak nitelendirilebilecek ölçüde yoksullaştırılmış kitleler, diğer yanda da dünyanın tüm zenginliklerini kompradorlaşmaları ölçeğinde kontrolleri altında tutan yerli işbirlikçiler. Ortadoğu’ya kabul ettirilmek istenen model budur. Bu yeni Türkiye’nin egemenlik sisteminin tarifidir. Türkiye’de egemenlik sistemi kompradorlaşmıştır. Bu model Ortadoğu’ya ihraç edilmeye kalkılıyor. Ortadoğu’nun direnci kırılmaya çalışılıyor.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsrenovation vejle site renova

Bugüne kadar stratejik önemini pazarlamaya dayalı bir politika sürdüren Türkiye oyundan çıkarıldı. Türkiye’nin egemenlik sistemi stratejik önem pazarlaması sayesinde bugüne kadar ayakta durdu, Türkiye Ortadoğu ile Avrupa arasında tampon işlevi gördü. Türkiye ne doğulu, ne batılı,... Türkiye tam bir bulamaç tarzında bazı gerçeklikleri yaşadı. Türkiye’nin egemenleri de ağırlıklı olarak Sovyetler Birliğine karşı değil, Ortadoğu’daki devrimci unsurlara karşı konumlandıklarını algıladılar ve bunun pazarlığını yaptılar.
Ama şu andan itibaren ABD, Türkiye’yi böyle bir maliyet çerçevesinde görmek istemiyor. Yani Türkiye, benim stratejik önemim var bana kredi verin, bana para verin diyemiyecek. Başka alternatifler gündemde artık. Bu alternatiflerin oluşturulmasında İsrail’e de önemli roller düştü. İsrail’in bölgedeki deneyimi, birikimi özellikle Irakın Kuzeyindeki faaliyetleri, ürünlerini yeni yeni vermeye başladı. Türkiye’ye gelince Türkiye fiilen parçalanmış durumda. Sadece bu parçalanmanın tescil edilmesi gündemde. Türkiye’deki egemenlik sistemi Türkiye’deki bütün milli unsurlardan bağımsızlığını ilan etmiş durumda. Türkiye çok uluslu tekellerin kontrolünde, onların kompradorlaşmış uzantılarıyla  iç içe geçmiş rejim artığının güdümünde. Türkiye’de artık bir bağımsız siyasi rejimden bahsetmek çok güç. Türkiye’de herhangi bir hukuki dengeden, herhangi bir kurumsal incelikten, herhangi bir politik öncelikten bile bahsedemiyoruz. Sistem İflas etmiş, tükenmiş vaziyette. Bu Sistem üzerine yorum yapmak artık anlamlı bile değil. Ama esas olan tükenişin toplumla ilgili olan boyutları.Türkiye ahlaki bir çürümüşlüğün tuzağında. Toplum ahlaki açıdan çürümüş vaziyette. Tüketim kültürünün  son sınırlarını yaşıyor, artık tüketimi gerçekleştirirken, gerçeklerden kopmuş bir gençlik, niteliğini yitirmiş bir orta sınıf yozlaşması içerisinde. Tatil beldelerine gittiğiniz zaman ne demek istediğim açıklıkla görülecek. Duyarsızlaştırılmış, vicdanı çimentolaşmış büyük bir halk kitlesi var. Böyle bir halkla Türkiye Ortadoğu’da herhangi bir rol oynayamaz. Türkiye oyundan çıkarılmıştır. Türkiye’nin bu oyundaki yeri olsa olsa lejyoner boyutunda olur. Bu toplum aslında büyük bir toplum ama son 30-40 yılın psikolojik harekatlarına maruz kalarak zayıflatıldı. Bu soğuk savaş politikalarının ürünleri yeni yeni devşirilmeye başlandı. Bu tükenmişlik tablosu bir sonuçtur. Tabi bu tabloyu ümitsizlik olarak değerlendirmemek lazım. Bu topraklarda her zaman ümit vardır. Ama kısa vadede tablo karanlık.. Türkiye, Irak’ta  yanı başında bulunan insanların, her gün onurlarıyla, namuslarıyla oynanmasına seyirci kalan bir duruşu sürdürdüğü sürece çürüyecek ve dökülecektir. Amerikan askerleri Iraklı kadınları elleriyle arıyor.... Türkiye “namusun” çok fazla dillendirildiği, değer kabul edildiği, hayatın merkezine yerleştirildiği bir ülke. Ne yapacak Türkiye? Gidip bu Amerika’nın yanında mı yer alacak? Hangi âli menfaat bunu bağışlatabilir. Hangi ulusal çıkar mantığından, hikmet-i hükümet anlayışından yola çıkarak ABD’ nin yanında yer alabilir. Bunlar büyük sorular olarak orta yerde duruyor. Eğer Türkiye önümüzdeki dönemde 1. tezkere sürecinde olduğu gibi bir direniş sergilemezde ABD’nin yanında yer alırsa, bu Türkiye’nin ahlaki, politik tarihsel açıdan çözülüş ve çöküşünün ilk işareti olacaktır. Bu Türkiyenin kıyamet alameti olacaktır.Türkiye’nin egemenlik sistemi içerdeki krizlerini dışarı, Ortadoğu’ya yaymak  adına, alt-emperyal (son zamanlarda yükselen “Büyük Osmanlı Projeleri”) heveslerle harekete geçerse, bunun sonuçlarını bu ülkede yaşayan insanlar da ödeyecek. Burdan işsizlik, enflasyon, yoksulluk, aşırı silahlanma harcamaları ve militarist bir  kültür çıkacak. Önümüzdeki süre zarfında Ortadoğu’daki tüm problemlerin bizim iç problemimiz olduğunu göreceğiz. Türkiye Osmanlının bakiyesidir, dolayısıyla Ortadoğu’daki ekonomik politik kültürel bütün sorunlarda pay sahibi. Türkiye’nin içinde yer almadığı bir Ortadoğu çözümü mümkün değil. Emperyalistlerin Ortadoğu’ya dayatmaya çalıştığı aslında eski olan yeni Ortadoğu düzeni de Türkiyesiz kurulamaz. Türkiye’nin yanlarında yer alması ile bunu gerçekleştirebilirler. Kaldı ki, projelerinde Bosna-Hersek’ten Körfeze varıncaya kadar ABD’nin güdümünde parçalanmış, küçültülmüş ,atomlaştırılmış bir İslam devletleri konfederasyonu var, bunun merkezinde de Türkiye var. Bu nedenle Türkiye hep Ortadoğu’ya model olarak gösteriliyor. Bu sadece İran’a karşı değil, hep böyle anlatılır. Türkiye, tüketim kalıplarıyla, batılaşmış, iğdiş edilmiş kültürüyle, küreselleşmenin tüm etkilerine açıklığıyla modeldir, Ortadoğu’ya kabul ettirilmeye çalışılan da budur. Neo-liberal bir ekonomik düzen ve bu düzen çerçevesinde sonuna kadar açılmış ve silahsızlaştırılmış piyasalar, ucuz işgücü, turizm adı altında her türlü rezalete açık hale getirilmiş kitleler, kumardan uyuşturucuya kadar her tür gayrı meşru işler, ekonomi dendiğinde üretim içermeyen bir rant ekonomisi, bir yanıyla 4. dünya olarak nitelendirilebilecek ölçüde yoksullaştırılmış kitleler, diğer yanda da dünyanın tüm zenginliklerini kompradorlaşmaları ölçeğinde kontrolleri altında tutan yerli işbirlikçiler. Ortadoğu’ya kabul ettirilmek istenen model budur. Bu yeni Türkiye’nin egemenlik sisteminin tarifidir. Türkiye’de egemenlik sistemi kompradorlaşmıştır. Bu model Ortadoğu’ya ihraç edilmeye kalkılıyor. Ortadoğu’nun direnci kırılmaya çalışılıyor.  Top yekün bir saldırı var. Bu saldırı sürerken Türkiye’nin model olarak gösterilmesi,  bizi şuna götürmeli; Türkiye Ortadoğu’dur.  Ortadoğu’nun sorunları ve geleceğinden sorumludur. Diğer bir önemli nokta; şu anda Türkiye İsrail’le ittifakıdır. İsrail’le birlikte Türkiye-İsrail Birleşik Devleti yapısı oluşturulmuş durumda. Türkiye bu amaçla İsrail’e her türlü tavizi vermiştir. Buna toprak da dahildir. GAP bir İsrail projesine dönüşmüştür, sessiz sedasız... Artık açık açık Türkiye’yi rezerv devlet olarak gördüklerini ilan etmişlerdir. Hatta şunu söyler olmuşlardır: "Dünya yahudiliği Türkiye’yi muhafaza etmeli, yarın öbür gün bir  problemle karşılaştığı  zaman gidebileceği başka bir yer yok " diyorlar. İsrail’in Türkiye’nin iç meselesi haline gelmesi, Hatta Türkiye’nin egemenlik sisteminde büyük bir güç oluşturması, aynı zamanda Ortadoğu ve Ortadoğu dinamikleriyle ne kadar iç içe geçtiğinin de göstergesidir. Bölgede ve Türkiyedeki hiçbir sorun, İsrail’in bölgede sorun haline gelmiş varlığından soyutlanarak anlaşılamaz. Ortadoğu problemlerinin merkezinde yatan sorun Filistin’dir. Türkiye’nin tüm gücüyle , ağırlığıyla İsrail’den yana tutum alması, İsrail’i ekonomik olarak rahatlatması, askeri alımlarla çok büyük rantlar aktarması, topraklarını ve su kaynaklarını açması, kendi su politikasını oluştururken bile İsrail’le ortak hareket etmesi, ABD’de sözde İsrail lobisi adı altında faaliyet gösteren çıkar çevresiyle, yahudi sermayesiyle bütünleşmesi, Türkiye’nin Ortadoğu dinamikleriyle iç içe geçtiğinin göstergesidir.Türkiye’de politika yapmak isteyenlerin perspektiflerini geliştirmeleri, meseleleri artık Telaviv’den de Bakü’den de Tebriz’den de Beyrut’tan da görmeleri gerekiyor. Meseleler genişlemiştir, hepsinde sorumluluğumuz vardır. Bu sorumluluğa gözümüzü kapatamayız.  Meseleye bu şekilde bakılınca da tablo umutsuzdur. Kof bir anti-yahudi söylem dışında sol kesimde de  İslami kesimde de en ufak bir tepki, bir karşı kampanya yoktur. Türkiye’de artık bir Anti-semitizm tehlikesinden değil, bir semitizm tehlikesinden sözetmek mümkün hale gelmiştir. 
 
Bir ülke kendi parasına bile sahip çıkamadıktan sonra, kendi emisyon gücü olmadıktan sonra, bu ülkenin bağımsızlığından, kırmızı çizgilerinden söz edilemez. Bu kırmızı çizgilerin bir iradesi olacak, teknolojik temeli olacak. Finansal temeli olacak. Her şey bir yana bu ülkenin yağmalanmasına dur denilecek.Yağmalama olurken kırmızı çizgin niye yoktu. Türkiye’de bankaların içi boşaltıldı deniyor, Nesim Malki öldürüldüğü zaman , dönemin başbakanı katrilyonluk bir rakamın el değiştirdiğinden sözetti. Çok az kişi merak etti. Nesim Malki bu paraları nereye aktarıyordu. İsraile aktarıyordu. Nesim Malki’nin defterinde borçlu olarak adı olanlar sonradan bu paraları ödemek için bankalarını boşaltmak zorunda kaldılar. İsrail’e boşalttılar. Para kaybolmaz. Elektronik ortamda gezinir. Türkiye’de hortum var deniyor. Bu olayı basitleştirmedir, asıl özelliğinden yalıtıp sadece yolsuzluk olayına indirgemek bir perdelemedir. Olay Türkiyede dışardan bir gücün istediği anda istediği yerden tahsilat yapmasıdır. Susurluk, A’sından Z’esine kadar İsrail’in içinde olduğu bir süreçtir... Susurluk sürecini anlamak için İsrail’in Türkiye’de mali politikalarını incelemek gerekir. Finansal düzeneklerini incelemek gerekir. Konumuza dönersek, Kırmızı çizgiden söz edebilmek için hiçbir güce dayanmadan ayakta kalmanız gerekir. Kendi ülkesinin içinde akçalı operasyonlar yürütülürken susan egemenlik sahipleri nerede hangi çizgiyi çizecekler, bu mümkün değil. Bu ülkede sahiplik el değiştirmiş durumda. Türkiye şu anda çok uluslu tekeller ve güçler tarafından kontrol ediliyor. Dolayısıyla Türkiye tabii ki bağımsız hareket edemez, korkularıyla yaşar, korkularına yenilir onun bunun Projesinin piyonu/taşeronu olur.