İÇİMİZDEKİ TRUVA ATLARI !!!
İstanbul Bilgi Üniversitesi, yabancı vakıfların destekleri karşılığındaki hizmetkârlığını, “Ermeni Konferansı”na ve “Sahte Soykırımın Provokatörlerine” kucak açarak göstermişti. Bir itibarla da “oluş nedenini” deşifre etmiş, gözler önüne sermişti… Böylelikle herkes açıkça görme imkanına kavuştu : Uluslar üzerinde “etnik-dinî ayrıştırma” çalışmalarıyla tanınan Alman Böll Vakfı, turuncu devrimlerin mîmarı ABD’li George Soros, Ortadoğu ve Türkiye’ye “büyük ilgi duyan” İngiltere Büyükelçiliklerinin sağladığı destekler, Bilgi Üniversitesinde kolayca nitelikli(!) bir hizmet haline dönüşebiliyor!symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsabilify abilify alkohol abilifykamagra kamagra 100mg kamagra gel
İstanbul Bilgi Üniversitesi, yabancı vakıfların destekleri karşılığındaki hizmetkârlığını, “Ermeni Konferansı”na ve “Sahte Soykırımın Provokatörlerine” kucak açarak göstermişti. Bir itibarla da “oluş nedenini” deşifre etmiş, gözler önüne sermişti…
Böylelikle herkes açıkça görme imkanına kavuştu : Uluslar üzerinde “etnik-dinî ayrıştırma” çalışmalarıyla tanınan Alman Böll Vakfı, turuncu devrimlerin mîmarı ABD’li George Soros, Ortadoğu ve Türkiye’ye “büyük ilgi duyan” İngiltere Büyükelçiliklerinin sağladığı destekler, Bilgi Üniversitesinde kolayca nitelikli(!) bir hizmet haline dönüşebiliyor!
“Dönüşmüş” olduğundan pek de şüphe kalmayan bu üniversite, şimdi de, durum ve delil tespiti bile sayılabilecek kadar net bir biçimde, Anayasa’da, “Türkiye Cumhuriyeti, Ulusu ve ülkesiyle bölünmez bir bütündür” ifadesiyle bildirilen ilkeye karşı açıkça bayrak açmış olan “kişilere” -ve aslında onların amaçlarına da- açıkça kucak açmış durumdadır.
Üniversitelerin bilim ve eğitim kurumu niteliği taşıması gerekmez mi? Ulusuna, ülkesine olumlu yönde yapacağı katkı ve etkinlikler yapması umulur…Ancak, bu üniversite, tam aksine, açıkça “ulusuna ve ülkesine karşı” etkinliklerde bulunuyor. Maalesef günümüzde, “dönüştürülmüş” kurumlar ve etkinlikleri, “Truva Atı” nitelemesiyle geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir tablo oluşturmaktadır.
Yabancı sivil toplum kuruluşları, malum amaçları doğrultusunda “destekledikleri” eğitim kurumlarını, çok kısa bir süre içinde birer “dönüştürme merkezi” haline getiriyor… Bu kurumlar, hemen ardından demokrasi-özgürlük ve bilim kılıflarını kullanarak, -sözde- bilim yapma adına, “ihanet sayılabilecek nitelikteki” etkinliklere imza atıyor… ev sahipliği yapıyor… Kendileri gibi olma yolunda olan diğerlerine destek veriyor!.. Yani, ülke ve ulus değerlerinin altına açıkça dinamit yerleştiriyorlar… Kendilerini “dünya vatandaşlığıyla” payelendirip(!) Türk Ulusu ve Türk Devletine karşı bayrak açıyor, zaten önceden açmış olanlara da destek vererek, “hizmetlerini”, yaygınlaştırarak sürdürüyorlar!
İşte “yabancı vakıfların gözdesi Bilgi Üniversitesi”nin durumu da böyledir.
Delili ise; “Ermeni Konferansı”nı yaptıran, destekleyen ve katılarak Türk Ulusuna ithamda bulunanlarla, Kürtçülük Konferansını yaptıran, destekleyen ve katılarak ithamlarda bulunacakların umduğu faydadır. Bu umulan fayda, ortaktır, aynıdır. Bunlar, Türk Ulusunu ve bu anlamda da Türkiye’nin “hiç bir niteliğiyle bütün halinde olmasını istememektedir”. İki kesim gibi görünen bu düşünce sahipleri arasındaki çarpıcı paralelliğin nedeni, ortak zihniyete sahip olmalarıdır.
Açıkça bilmeleri gerekir ki; “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.”[1].
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir”[3]
Ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin “esas temelidir”. Bu temele karşı yapılacak her tür etkinlik, “Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Türk Milletine” karşı yapılmış sayılır. Açıkça, suçtur, Cumhuriyet’le edindiğimiz değer ve ilkelere ihanettir!
Bu suçun bir diğer çarpıcı yanı; “vatana ihanet” olarak da bilinen adıyla, uzun zamandır, “cezası, yaptırımı kalmaması, neredeyse uygulan-a-maz” bir hale gelmesidir!
İşte, terör örgütü PKK’nın, Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki bölücü amaçlarını “ilke edinerek savunan” bir kişi olan “Sertaç Bucak” da, diğerleri[2] gibi bu suçu işliyor.
Hem de her yerde… Her zaman… İşi, bu!..
“Sertaç Bucak”, Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi Kurucusu ve Eski Başkanı.
Bucak, Cumhuriyetin değiştirilemez bu “temellerine” karşı, “Türk Ulusu değil, Türk ve Kürt Ulusudur” diye yola çıkarak, Ulus bütünlüğünü tehdit ediyor! O, bir yandan etnik bölünmeyi savunarak anayasaya, bir yandan da terör örgütü PKK ile aynı amaçları güttüğünü gizlemeyerek, ülkenin bölünmez bütünlüğüne kafa tutuyor!.. O, zaten, “Türkiye’den de topraklar içeren hayali Kürdistan” için yıllardır çalışıyor!..
Sözde AB üyelik sürecini geçirdiğimiz bu günler, hemen hemen her yerde yüzlerimize karşı fütursuzca yapılan PKK artığı eşkıya diklenmeleriyle dolu…Çünkü, her isteyen, ülke ve ulus hakkındaki bölücü düşüncelerini ifade edip, propagandasını yapabiliyor. Atatürk’e, Cumhuriyet’e, Ulus’a, Türklük’e küfür, neredeyse yasalarla korunur hale gelmiştir. Kalkan ise; sözde özgürlüktür, sözde demokrasidir. Bu değerlere küfretmek, AB medeniyetinin vazgeçilmez unsuru, hatta kıstası sayılmıştır demek, hiç de mübalağa olmayacaktır.
Görüldüğü gibi bu durum, şimdi, daha da riskli bir boyuta taşınmak üzeredir. Bu bölücüler, “dönüştürülmüş üniversitelerde” bu bölücü fikirlerini ifade etmek istemektedir. Bu etkinlikten açıkça umdukları ana amaç, bölücü isteklerini hem yasal hem bilimsel bir zemine oturtmaya çalışmaktır.
Günümüzde, bu ihanet dolu kararlılığın destek noktasını, yukarıda sözü geçen yabancı STK ve dönüştürülmüş üniversiteler oluşturmakta, iktidarlar, bu zihniyet sahiplerini kendi emellerine, zihniyetlerine dokunmadığı sürece kollamakta, -TCK’ da hükümleri olmasına karşın- ciddi sayılabilecek hiçbir yaptırım uygulatmamaktadır.
İşte bu amaçlar doğrultusunda; Konferans Düzenleme Kurulu, Bucak’ı, bu bilimsel(!) toplantıda konuşmacı olarak görmek istiyor ve davet ediyor. Kendilerini “Helsinki Yurttaşları” olarak tanımlayan birçok ismin bulunduğu söz konusu Düzenleme Kurulu; Ali Bayramoğlu, Murat Belge, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Ali Değermenci, Yılmaz Ensaroğlu, Ümit Fırat, Haşim Haşimi, Şinasi Haznedar, Mustafa Karaalioğlu, Ercan Karakaş, Selahattin Kaya ve Sezgin Tanrıkulu’ndan oluşuyor.
Böylesine isimlerden oluşan bir düzenleme kurulu, “Sertaç Bucak gibileri” seçmedeki amaçlarını, “tüm kesimlerin katılımını sağlamak” diye tanımlıyor..
Biz de Sertaç Bucak kimdir, daha da yakından tanıyın istedik.
İşte; İstanbul Bilgi Üniversitesi ve 11–12 Mart’ta planladıkları “Türkiye’nin Kürt Meselesi, Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları” başlıklı konferansın konuşmacısı “tüm kesimlerden seçilmiş Sertaç Bucak”!
KİM BU “TÜM KESİMLER” ?
Sertaç BUCAK, Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi Kurucusu ve Eski Başkanı
Sertaç Bucak, “Helsinki Yurttaşlarından” Prof. Dr. Mete Tunçay (Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi) tarafından yönetilecek olan “KÜRT MESELESİNİN EVRİMİ ve TARİHİ ARKA PLANI” adlı oturumda konuşmacı. Yani Ayşe Hür, Ruşen Arslan, İsmail Beşikçi gibi… (Tüm liste için bakınız)
Diğerlerinin yanı sıra Bucak da “tarihçi değil”. Ancak onun “en belirgin özelliği”; Bilgi Üniversitesi’nin destekçisi olan “Böll” Vakfının vatanı Almanya’da uzun yıllar Kürtçü teşkilatlanma için çalışması, Irak’ın kuzeyine “Güney Kürdistan”, İran’ın kuzey ve doğusuna “Doğu Kürdistan”, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusuna “Kuzey Kürdistan” demesidir! Zaten bu bile , “Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi” kurucusu olan Sertaç Bucak’ın “ne olduğunu” kolayca özetliyor. Yine de diğer faaliyetlerini görelim.
Onun asli görevleri; Almanya’da barınan veya buraya kaçan PKK teröristlerinin yanı sıra, gerektiğinde kullanılmak üzere bu ülkede barındırılan Kürtçü militanları teşkilatlı tutmak, kaynak sağlamak, teşkilatlanmayı Avrupa’da lobi faaliyetleri için canlı tutmak, bunun için da sıkça propaganda yapmak.
O, şimdi, “olgunlaşan faaliyetlerini” Türkiye’de sürdürüyor!
Almanya’da, IMK yani “Uluslararası Kürt İnsan Hakları Derneği” başkanı iken terör örgütü PKK’nın yan kuruluşlarından biri olan “Avrupa Kurd Platformu, PKE-PLATFORM”[4] adındaki bölücü örgütün ortak bildirisine imza atarak, yayımlamışlardı. 2 Temmuz 2004’deki bildiri şöyle diyordu: “Kürdistan; Ortadoğu’da 500.000 km yüzölçümü ve yaklaşık 35–40 milyon nüfusuyla Türkiye, İran ve Suriye gibi sömürgeci devletler tarafından paylaşılmış bir ülkedir.”
Tekrar hatırlatmakta belki de fayda var. İşte buna imza atan ve savunan “Kürdistan” savunucusu “Sertaç Bucak”, şimdi de Bilgi Üniversitesinde konuşmacı!
Devam ediyor… “Kıbrıs’ta ki 100 bin Türk için federasyonu az bularak, konfederasyon ve hatta bağımsız bir devlet isteyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürd politikasının temeli dün olduğu gibi bugün de inkâr, asimilasyon, zulüm ve soykırımdır.”
Küstah sözlerin ardından, Sertaç Bucak’ın bildiride yer aldığı şekliyle önerisi de şu: “Türkiye Cumhuriyeti boş hayallere kapılmadan, gerçeği görerek; Kürdler ve Kürdistan sorununun çözümü için gerekli adımları atmalıdır. Kürd halkının varlığını kabul ederek, gereken yasal tedbirler alarak, Kürdler’in ulusal ve demokratik haklarını kabul etmelidir.”
Yani Federatif bir yapı… Federasyon!
Sizce, bu “Sertaç Bucak”, ne anlatabilir Bilgi Üniversitesi’nde?
“Sertaç Bucak”, yine Almanya’dan, -kurucusu olduğu- IMK “Uluslararası Kürt İnsan Hakları Derneği” imzasıyla yayımladığı bildirisinde: Ulus bölücülüğüne örnek olarak; “Ortadoğu’da yerleşik bir ulus olduğumuz halde, Türk devleti halkımızı böylesi bir inkâr politikasıyla karşı karşıya bırakmıştır.” demektedir.
Aynı bildirinin devamında ise Türkiye Cumhuriyetine hakaret ederek şöyle diyor: “21. yüzyılın başında böylesi bir uygulama, dünyada eşi görülmemiş bir zorbalıktır. Dünyanın gözleri önünde büyük bir ulusa karşı bu zorbalığı sürdürmeye çalışmak, akıl almaz bir pervasızlıktır, aynı zamanda bu çağda dünyaya meydan okumaktır.”
“Türkiye Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” karşı takındığı küstahça, hain tavrını: “Kürt halkının federasyon, konfederasyon, bağımsızlık ve olası başka bir çözümü özgürce tercih edebilmesi için adil ve demokratik referandum koşullarının yaratılması gerektiğine inanır.” diyerek self determinasyon gibi bir hayalle sürdürmektedir.
Sizce, “Sertaç Bucak” bölücü değil de nedir?
Sizce “Sertaç Bucak”; “Türk devleti Kürt halkını teslim alma, Kürt ulusal mücadelesini söndürme gibi ham hayallerden vazgeçmeli, sorunun barışçı ve adil çözümü için Kürt kuruluşlarıyla diyaloga evet demelidir.”derken terör örgütü PKK’yı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne denk ve muhatap görmüyor mu?
Bu hasta bir düşünce değil midir? Bu düşünceler ve düşüncelerin sahipleri ya da savunucuları üniversitelere girebilir mi?
Bunu, o gün geldiğinde göreceğiz!
Sertaç Bucak, Almanya’dan Türkiye’ye döndükten sonra, bölücü faaliyetlerini, AKP hükümetinin ve AB’nin demokrasi, özgürlükler(!) çerçevesinde açık açık devam ettirmiştir. Bu faaliyetlerin biri de, 4 Eylül 2005’de, Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da, Büyük Sürmeli Otelinde gerçekleşmiştir. Kurucusunun, Şeyh Sait'in torunu Abdülmelik Fırat[5] olduğu, HAK-PAR Partisi’nin düzenlediği toplantıda Sertaç Bucak yine konuşmacıdır!
Söze, siyaset(!) yapabilmek için devletin terörle mücadelesini kesinlikle durdurmasını, derhal son vermesini isteyerek başlıyor; “Siz silahı bırakın, devletin elinden o olanağı alın bakın hem burada hem Avrupa’da nasıl siyaset yapılır.” Yani PKK’nın siyaset yapmasını, muhatap olduğunun kabulünü talep ediyor.
Ana amacını ve hayalini çok da geciktirmeden sözlerine ekliyor : “ABD’nin Ortadoğu’da Kürtlerle komşu olması, yalnızca bölgeyi değil Türkiye’de yaşayan Kürtlerin de kaderinin değişmesinde olumlu bir rol oynayabilir. Eğer Kürtler kendi meselelerine sahip çıkıp onu politik arenada ilerletebilirlerse...”
Sizce bu Sertaç Bucak kim?
“O”, hangi “kesimi” temsil ediyor?
Devam edecek..
HEDDAM
[1] Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Md.3(Değiştirilemeyecek hükümler)
[2] Bilgi Üniversitesi Kürtçülük Konferansı
[3] Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1930 (Prof. Dr. Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s. 351)
[4] 20 Temmuz 2002 de İsveç’in başkenti Stokholm’de kurulmuştur.
[5] Abdülmelik Fırat :Başka bir hain olan ama Bağımsızlık Devrimi’nin pençesinden kurtulmayı elbette ki başaramamış, İstiklal Mahkemesi’nin kararıyla, isyan ve genç Cumhuriyeti arkadan hançerlemenin bedelini asılarak ödeyen, İngiliz işbirlikçisi Şeyh Sait’in torunu! Ayrı bir yazıyla incelenebilecek bir kişilik olan Abdülmelik Fırat’ın tanımına göre Şeyh Sait, bir kahraman! Bunu basın açıklamalarıyla bir çok kez dile getirmiş, hain Şeyh Sait'i anma törenlerini defalarca düzenlemiştir, hala da düzenlemektedir.