Dış Politika28 Şubat 2006 00:00

Kırmızı çizgimiz kalmadı mı? - Kemal Çapraz

Irak’taki son gelişmeler gerçekten kaygı verici. Her gün yüzlerce insan ya mezhep kavgası  ya da işgal kuvvetlerinin cinayetleri yüzünden ölüyor. Öldürerek özgürleştirme operasyonu hızla sürerken Türkiye için tehlikeli gelişmeler de kapımızı çalıyor. İşgal kuvvetlerinin tezgâhladığı mezhep kavgası işgalcilere de rahat bir nefes aldırdı. Sünni-Şii çatışmaları Amerika’nın tam istediği ortamı oluşturdu. Artık bu kavga bütün Ortadoğu’yu kan gölünü çevirebilir. Amerika da böylelikle bölgede İsrail’le birlikte kurtarıcı rolünü üstlenecektir. Nasıl olsa mezhep kavgasında ölenler Müslüman olacaktır. Bu, Amerika için bulunmaz bir fırsattır. Müslümanların hem işgal kuvvetleriyle mücadele etmeye fırsatı olmayacak hem de Amerika “İşte terörist Müslümanlar birbirlerini katlediyor. Biz barış için buradayız” deme fırsatı elde edecektir.

Ayrıca İran’ın nüfusunun büyük bir çoğunluğunun Şii olması sebebiyle bu çatışmaların içine çekilecek ve İran’a müdahale etmek isteyen Amerika karşısında topyekün bir İslam âlemini bulmayacaktır. Şii-Sünni çatışmasında İran’a yapılacak müdahaleye sünni Müslümanlar bir manada göz yumacaklardır. Şeytanca planın içinde Türkiye de çok önemli bir yere sahiptir. Bölgesi kan gölüne dönen Türkiye’nin bu olaylara seyirci kalamayacağı açıktır. Irak bu çatışmalar neticesinde bölünecek, şimdiye kadar Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye’nin politikaları da iflas etmiş olacaktır. Ayrıca Türkiye “Kırmızı çizgi” kabul ettiği uydurma bir kürt devletini de kabul etmek zorunda kalacaktır. Şimdi zaten senaryo işlemeye başladığından bu yana Türkiye yeniden kırmızıçizgilerini çiğnetmiş, özel bir temsilci vasıtasıyla “Barzani’nin kürdistan hükümetini ve başbakanlığını” tanıyacağı mesajlarını vermiştir. İşte, aciz ve iflas etmiş bir dış politika ile bırakın kırmızı çizgileri korumak haysiyetinizi bile korumak mümkün değildir. Türkiye’yi acz içersine düşürenler bunları hiç mi hesaplamadılar. Bölgedeki Türkmenlerin hakları bu şartlarda nasıl korunacak. Kerkük’ün değiştirilmeye çalışılan demografik yapısı nasıl korunacak. İran’dan sonra Türkiye de nükleer silah üretiyor diyerek hedef seçilmesi halinde Amerika’ya kim dur diyecek.

 

            CİA’nın en önemli yayın organlarından birisi olan The New York Times, bu alıştırmaları şimdiden yapmaya başladı. Türkiye’nin nükleer silah üretebileceğini iddia eden gazete Türkiye’nin soğuk savaş döneminde Amerika’nın nükleer koruma programına dahil edildiğini de aktardı. Peki, Amerika’nın nükleer silahlarına karşı Türkiye kendini nasıl koruyacak. İşte asıl sorun burada... The New York Times’ta Massachussetts Institute of Profesörü olan Barry R. Rosen tarafından kaleme alınan yazıda, “İran’ın nükleer silah üretirse, bölgedeki bazı ülkeler de silahlanmak isteyebilir. Ancak bölgeye komşu ülkelerden sadece İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye bu hedef doğrultusunda kaynaklara ulaşabilir” ifadesine yer verdi. İran’ı muhtemel bir operasyon gerçekleştirilmesi halinde Türkiye’nin de nükleer silah ürettiği gündeme getirilecek veya başka bahaneler bulunacaktır. Zaten kan gölüne çevrilmiş olan bölgede büyük bir felakete yelken açılmış olacaktır. Bu gelişmeler dünyanın üçüncü dünya savaşının eşiğine getirilmesine bile sebep olabilir.

 

            Türkiye, kırmızıçizgilerini çiğnete çiğnete, askerinin başına çuval bile geçirilmesine göz yuma yuma bu duruma getirilmiştir. Koskoca bir devlet olmakla, tarihi bir geçmişe ve köklü bir devlet yapısına sahip olmakla hep övünür dururuz. Ne diyeyim “ülkemizi bu hale getirenler düşünsün” diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü burası Türkiye, bölgedeki gelişmeler ve Türkiye’nin politikaları sadece bizi değil gelecek nesillerimizi de ilgilendiriyor. Gelişmeleri hep birlikte göreceğiz. Ama,  Türkiye bu uydurma ve kukla kürt devletini de tanırsa, kendi ayağına kurşun atmış olacaktır. Bu böyle biline…

 

          Not: Bu yazıyı tamamladığımda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, uydurma kürt devletinin tanınacağı yolundaki iddiayı yalanladı. Ama hepiniz bilirsiniz ki Türk askerinin başına çuval geçirildiği haberleri yayınlandığında da yalanlanmış, daha sonra kamuoyu alıştırıldıktan sonra bu gerçek açıklanmıştı. Bu haberin yalan mı doğru mu olduğunu da zaman gösterecek.