Tarih Stratejik Yanılgıyı Kaldırmaz - Özcan Yeniçeri
Strateji, sözlükte "önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yol" ya da "bir ulusun veya uluslar topluluğunun, barış ve savaşta belirlenen politikalara yön vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askeri güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatı" anlamlarında tanımlanır. Stratejide temel olan istikamettir yani yönün doğru tayinidir. Yönü doğru olan bir strateji için atılan adımlar yanlış bile olsa sonucu belirleyici etki yapmaz. Ancak unutulmaması gereken hususların başında da stratejilerin operasyonel aşamalarında duyguları kullanmasının gerekli olduğu fakat stratejilerin tümüyle duyguların üzerine inşa edilemeyeceği gerçeğidir. Yapılan abartılı değerlendirmeler, kesin ve dokunulmaz olduğu sanılan kanılar stratejik yanılgıların başlıca nedenidir. Her şeyin değişken ve herhangi bir şeye karşı hiçbir şeyin ve kimsenin sigortalı olmadığı sosyal olaylarda, deterministik yaklaşım geçerli değildir. cleocin 150 mg read cleocin 300 mgbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluskamagra link kamagra gel
Diğer yandan Türkiye siyasetini yönlendiren bazı endeksli ya da konjonktürel stratejiler Türkiye gibi bir ülkenin üzerinde durmaması gereken geçici fenomenlerdir. Türkiye''yi, Türk kültürünü ve bütünüyle Türk Dünyasını AB ya da ABD''nin geçici hedeflerinin aracı olarak ela alarak stratejik bir irdelemeye konu etmek de ayrı bir basiretsizlik örneğidir. AB''nin stratejik bir güç haline gelmesinde Türkiye''nin önemini ya da ABD''nin Büyük Ortadoğu Projesi hedefi için Türkiye''nin yapması gerekenleri düşünmek ya da tartışmak bile Türk milletine hakarettir.
Uluslar arası ilişkiler bağlamında Türkiye''yi jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik ve jeokültürel yönden vazgeçilmez bir ülke olarak görmek de başlı başına bir dogmadır. "Batı ya da ABD Türkiye''den vazgeçemez", "Türkiye''ye rağmen ABD, Irak''ta operasyon yapamaz", "Türkiyesiz AB olmaz", "Türkiye olmadan Kuzey Irak''ta kurulacak bir Kürt Devleti yaşayamaz" vb. onlarca paradigma temelinden sakattır. Çok açık bir biçimde görülmüştür ki, Türkiye''nin uluslar arası olaylarla ilgili olarak konumunu belirleme durumunda olanlar çoğu zaman bunu yetersiz, basmakalıp ve yüzeysel veriler üzerinden yapmaktadır. "Türkiyesiz olmaz" paradigmasına karşı "Hem Türkiyesiz hem de Türkiye''ye rağmen olur" gerçeği ile ülkeyi yönetenler birçok olayda karşı karşıya gelmişlerdir. Bu bakımdan Türkiye''nin ortaya koyması gereken stratejik hedef ve ilişkilerde temel vazgeçilmezleri hariç diğer sonuçların "ucu açık", "alternatifli" ve "hareketli" bir zemine oturması gerekir. Böyle bir zeminde Türk stratejisinden bahsedebilmek için öncelikle bir Türk merkezlikten, Türk çıkarından, Türk basiretinden, Türk tezinden ve Türk hamlesinden bahsetmek gerekir. Bunun için de takip edilecek yoldan önce, o yolun sonunda, toplumun ulaşması muhtemel hedefinin ne olduğunun kesine yakın bir biçimde tahmin edilmesi gerekir. Doğru olması şart olan adımlar değil dönülen istikametlerdir. Kullanılan araçlar, yöntemler ve yollar yaban olabilir ama varılacak amaçlar milli; elde edilecek sonuçlar ise Türkiye çıkarına endeksli olmalıdır.
AB ile (sözde!) "müzakere" yürütmek için milli egemenlik ya da milli birlikten taviz vermek, Kıbrıs''ta barışı Türkiye''nin çıkarı aleyhinde talep etmek ya da Irak''ta ABD''nin baskısıyla "kırmızı çizgi"lerin çiğnenmesine göz yummak vb. tarihin affedeceği yanılgılar değildir. Tarih stratejik yanılgıyı hem kaldırmaz hem de affetmez!