Ne Derlerse Desinler! - Mümtaz Soysal
YİNE birisi bir yerlerde Türkler ve Türkiye için bir şeyler söylemiş. Bizde yine haberleşmiş, yazılara konu, sayfalara başlık olmuş. Başkalarının söyleyip yazdıklarına ayırdığımız ve ayıracağımız vakti daha sağlam, daha donanımlı, daha güçlü, daha sözü dinlenir bir Türkiye yaratmaya ayırmak daha akıllıca olmaz mı? cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons click free discount prescription carddiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
Bizde yine haberleşmiş, yazılara konu, sayfalara başlık olmuş.
Konuşan, ABD'nin Dışişleri bakan yardımcılarından biri, Bayan Paula Dobriansky ; yıllık İnsan Hakları Raporu'nu açıklarken, Türkiye demokrasisini Afganistan'ın ve Irak'ın şimdiki demokrasileriyle bir tutmuş, ''Buralarda demokrasi oluyorsa, Suudi Arabistan'da niçin olmasın?'' demeye getirmiş.
Gerisi malum: Öcalan 'dan Patrikhane'ye, kabinede tek kadın bakan oluşundan misyoner propagandacıların engellenişine kadar her şey var.
Haydi ''Bu resmi rapor, konuşan da bakan yardımcısı'' diyelim. Ama yalnız bu değil ki; gün geçmiyor, birileri benzer şeyler söylesin de haber olmasın, medyayı meşgul etmesin ve çeneleri yormasın, imkânı var mı? Çaylak İngiliz gazeteci bir İstanbul batakhanesinde soyulmuş; sanki dünya ve İngiltere batakhanelerinde kazık yiyen kimse yokmuş gibi onun yazısı da haber oluyor.
''Yeter'' demek geçmiyor mu içinizden? Onlar için değil, bizim için.
Onları susturmak, durdurmak hemen olacak iş değil: Yüzyıllardır biriken önyargıları, hınçları, kuyruk acılarını giderme, hesaplı yıpratışlarla başa çıkma, en azından yabancıların bilgi boşluğunu doldurma olanağı var mı? Olsa bile, insanlar, ömürler, sabırlar, çalışmalar, bütçeler yeter mi?
Daha doğrusu, değer mi? İnsanlar, ömürler, sabırlar, çalışmalar, bütçeler başka amaçlar için harcansa daha iyi olmaz mı?
Kusurlarımızı, eksiklerimizi, ihmallerimizi, yanlışlarımızı bilmiyor muyuz? Bilmesek ya da farkına varmamışsak, bunun da çaresi gözlemlerimizi ve düşündüklerimizi açıklama özgürlüğünü genişletmek, doğruları görüp üzerinde düşünerek birbirimize anlatmak değil midir? Kısacası, başkaları yüzümüze vurmadan kendimizi adam etmek bizim işimiz sayılmaz mı?
Yahut şöyle koyalım sorunu: Başkalarının söyleyip yazdıklarına ayırdığımız ve ayıracağımız vakti daha sağlam, daha donanımlı, daha güçlü, daha sözü dinlenir bir Türkiye yaratmaya ayırmak daha akıllıca olmaz mı? Bırakın başkalarının uzak geçmişteki ayıplarını, Almanların ve Japonların İkinci Dünya Savaşı boyunca başta Avrupa olmak üzere bütün kıtalardaki insanlara çektirdiği yakıp yıkmalar, ırkçılıklar, soykırımlar oldu da şimdi onlara böyle yüklenenler, çullananlar kaldı mı? Başka biçimlerde süren ulusal güçleri, ekonomileri, teknolojik üstünlükleri karşısında herkes artık suspus değil mi?
Daha önemlisi, hâlâ filmlerde, kitaplarda ara sıra bütün bunlar anımsatılmaya kalkışılsa bile, onlar aldırış edip de vakitlerini bununla geçirmek yerine ''Ne derlerse desinler!'' diyerek birer Alman ve Japon gibi çalışmaya, nitelikli geçmişleri ve bugünleriyle gurur duymaya devam etmiyorlar mı?