Siyaset10 Eylül 2004 00:00

Diyarbakır teftişi... - Hasan Pulur

BU hallere nasıl mı düştük?Herhalde durup dururken düşmedik...Bu memleketin Cumhurbaşkanı Özal "Ben federasyona karşıyım, ama tartışılmalı" deyip kapıyı aralarsa,Bu memleketin Başbakanı Mesut Yılmaz "Avrupa'nın yolu Diyarbakır'dan geçer!" deyip hedef gösterirse,Aşiret reislerine Türkiye Cumhuriyeti'nin kırmızı pasaportu verilip, Ankara'da yollarına kırmızı halı döşenirse,Televizyonda Kürtçe yayınlarla, Leyla Zana takımının tahliyesi aynı tarihe rastlatılırsa,Türkiye Cumhuriyeti kaymakamı, Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın "madamının" karşısında ifade verirse hangi hallere düşecektik?acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription card

GECENİN o saatinde, binlerce kilometre öteden arıyordu "Bu ne haldir?" diyerek.
"Bu ne haldir?" dediği "Suratsız Alman"ın, Avrupa'nın"komiseri" Verheugen denilen adamın Diyarbakır teftişiydi.
Adam sanki, Ankara'dan sonra, ikinci başkenti şereflendiriyordu, müstemleke idaresinin yeni genel valisiydi...
Onun teftişi sırasında, teröristler, bir polis ile bir bekçiyi öldürüyor, "komiser" belki 500 milyon kere tekrarlanmış "Şiddetle bir yere varılamaz" tekerlemesiyle cinayeti örtbas etmek istiyor, ama polis ile bekçinin cenazesini kaldıranlar "Şehitler burada, Verheugen nerede?" diye ağzının payını veriyorlardı.
***
İŞTE dostumuzun "Bu ne haldir?" dediği buydu
"Bu hallere nasıl düştük?" tespiti, sorunun içinde gizliydi.
***
BU hallere nasıl mı düştük?
Herhalde durup dururken düşmedik...
Bu memleketin Cumhurbaşkanı Özal "Ben federasyona karşıyım, ama tartışılmalı" deyip kapıyı aralarsa,
Bu memleketin Başbakanı Mesut Yılmaz "Avrupa'nın yolu Diyarbakır'dan geçer!" deyip hedef gösterirse,
Aşiret reislerine Türkiye Cumhuriyeti'nin kırmızı pasaportu verilip, Ankara'da yollarına kırmızı halı döşenirse,
Televizyonda Kürtçe yayınlarla, Leyla Zana takımının tahliyesi aynı tarihe rastlatılırsa,
Türkiye Cumhuriyeti kaymakamı, Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand'ın "madamının" karşısında ifade verirse hangi hallere düşecektik?
***
1956'da bir OECD toplantısında İtalyan temsilci Türkiye ile San Marino'yu mukayese edince, Türk hariciyecilerinden biri, baş temsilciyi uyarıp "Hakaret ediyor, cevap gerek!" deyince, kıdemli hariciyeci "Hakareti nereden çıkarıyorsun, siz buraya kavga etmeye mi geldiniz?" karşılığını vermişse,
Bir NATO toplantısında, Türkiye görüşülürken, Türk delegesinin seyirci gibi seyrettiğini gören Hollandalının "Türkiye'nin ittifak" üyesi olduğunu hatırlatmasına rağmen şöhretli büyükelçi sesini bile çıkarmamışsa,
1974 Kıbrıs harekatını telgrafla protesto eden, Kardak'ın Yunanistan'a ait olduğunu söyleyen, Kıbrıs'ın Rumlara verilmesini söyleyen elçiler varsa, niye olanlara hayret edip, "Bu ne haldir?" diyoruz ki!
***
DOSTUMUZ, telefonun öbür ucundan bar bar bağırıyordu:
"Kim bunlar, kim bunlar?"
"Türkiye Cumhuriyeti'ne 50 yıl hizmet eden - büyükelçilikten bakanlığa kadar - Kamran İnan'ın (Türkiye Gerçeği) kitabını okursan, daha neleri bulursun." (Timaş Yayınları)
***
BU hallere nasıl düşmüşüz?..
Niye düşmeyecek mişiz?
ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz iki Türk gazetecisini Türkiye'den huzuruna çağırıp, "Gidin söyleyin hükümetinize, Irak'a asker göndermemekle halt ettiniz, özür dilesinler!" diye fırça atarsa,
Amerikalılar, Irak'ta Türk askerlerin kafasına çuval geçirip esir almışsa, bunları sineye çekenlerin "Bu ne haldir?" demeye hakkı var mıdır?
***
BU hallere niye düşmüşüz?
Siz, düştüğümüz bu halleri bırakın da, düşeceğimiz halleri düşünün...
***
GELECEKTEKİ hallerimizden bir ipucunu Fikret Bila çarşamba günkü yazısında veriyordu:
"Anayasa değiştirilir, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu uluslarının Türkler ve Kürtler olduğu yazılır."
Sonra?
Gelecek "haller"den "hal" beğenin.