Küresel aktör mü, ABD’nin postacısı mı? - Dr. Abdullah Özkan
Filistin seçimlerinden zaferle çıkan HAMAS heyetinin Türkiye ziyareti sonrası iktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalarda özellikle “Türkiye’nin artık küresel sorunlarda inisiyatifi ele alan bir ülke olduğu” iddiası dikkat çekiyordu.Acaba gerçekten öyle mi?Küresel sorunlarda inisiyatif sahibi olmak bir ülke için çok önemli bir kazanımdır. Mesela İsrail/Filistin sorununda Türkiye’nin belirleyici rol oynaması, tarafları ortak bir noktada uzlaştırması ve kalıcı barışı tesis edecek bir ortama katkıda bulunması ülkemizin uluslararası arenadaki gücünü perçinler.Ama HAMAS ziyareti analiz edildiğinde Türkiye’nin küresel aktör olarak sorun çözücü bir konumda olmadığı görülmektedir.Türkiye, HAMAS heyetine ABD’nin ve İsrail’in kendisine “dikte ettiği” mesajları vermiştir. HAMAS heyetine “İsrail’i tanı, direnişi bırak” derken, Filistin topraklarının işgal altında olmasından hiç söz etmemiştir. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis forum cialis bez recepta cialis bez receptakamagra kamagra wikipedia kamagra gel
Türkiye ne yazık ki, HAMAS heyetinin ziyaretinde sadece dış güçlerin kendisine dikte ettirdiği mesajları karşı tarafa ileten “postacı” görevi görmüştür.
Türkiye’yi “postacı” konumuna sokmak, tarihi birikimini, bölgesel gücünü ve küresel aktör olma potansiyelini inkar etmek anlamına gelir.
Mevcut hükümet, ABD ve İsrail’in taleplerini HAMAS’a ileterek Türkiye’ye “stratejik bir konum” biçme gayretindedir. Bu yaklaşımdan, Türkiye’nin elde edebileceği hiçbir fayda yoktur.
Öyle tahmin ediyorum ki, HAMAS heyeti de İsrail’in ve ABD’nin söylemlerinin bir kez de Türkiye tarafından aynen tekrar edilmesi karşısında hayal kırıklığı yaşamıştır.
HAMAS heyeti, Türkiye’den haksızlığı gören, İsrail’e işgale son vermesi çağrısı yapan bir yaklaşım beklemiştir doğal olarak…
Çünkü Türkiye’nin tarihi geçmişi böyle bir duruşu gerektirir. Filistin’e sahip çıkacak, haklarını koruyacak, onların işgal altından kurtulması için uluslararası arenada inisiyatif alacak belki de tek ülke Türkiye’dir…
HAMAS heyeti bu umutlarla Türkiye’ye geldi ancak İsrail söylemleriyle karşılaştı. Türkiye’nin İsrail paralelinde bir politika izlemesi, Filistin’deki haksızlığın çözümünü daha da zorlaştıracaktır.
Peki ne yapılmalıydı?
Öncelikle HAMAS heyeti, Türkiye’ye resmi yollardan davet edilmeli, Filistin halkının oylarıyla seçimlerden zaferle çıkmış bu partiye hak ettiği önem verilmeliydi. HAMAS heyeti Başbakan ve Cumhurbaşkanı dahil en üst seviyede kabul edilmeli, ABD ve İsrail’in HAMAS’ı ısrarla terörle özdeşleştirme tuzağına düşülmemeliydi.
Türkiye’nin önemli siyasi, tarihi ve diplomatik geçmişi, ciddi tecrübeleri vardır. HAMAS heyetine bu birikimden yararlanabilecekleri söylenmeli, Türkiye ile Filistin arasında başta ekonomi olmak üzere pekçok alanda işbirliği teklifi yapılmalıydı.
Yani Türkiye inisiyatif alacak ise İsrail ve ABD’nin dikte ettirdiklerini değil kendi mesajlarını HAMAS heyetine iletmeliydi.
Türkiye HAMAS’ın zaferiyle birlikte uluslararası güçlerin artan baskı ve dayatmalarına karşı Filistin’in yanında olduğunu hissettirmeliydi.
Belki de en kritik noktayı burası oluşturmaktadır. Filistin yönetimi, sırtını dayayacak güvenli bir yer, başı sıkıştığında arayacak, ihtiyacı olduğunda yanında hissedecek bir ülke aramaktadır.
Bu ülke Türkiye’dir.
Türkiye ancak Filistin’e sahip çıkarak, İsrail işgaline karşı durarak küresel bir aktör olabilir.
Ancak ne yazık ki, mevcut siyasal iktidar, Türkiye’nin böylesine önemli potansiyelini kullanmayarak, ülkemizi ABD ve İsrail’in postacısı konumuna mahkum etmektedir. Bu yanlış zihniyetten dönülmedikçe, ülkemizin sahip olduğu gücün de farkına varılması mümkün olamayacaktır.