Dış Politika21 Şubat 2006 00:00

BATI KARŞISINDA ÖNCE DÜŞÜNMEK - M. Emin Değer

Bir dostla şu son günlerin toz dumanı içinde, Hz.Muhammed’in bir Danimarka gazetesinde yayınlanan karikatürünü protesto gösterileri üzerinde konuşuyorduk. Ben Batı’yı haksız bularak olamaz olmamalı derken dostsum hiddetle sözlerimi  kesti ve şöyle dedi: “Sen ne diyorsun, şu karikatürler için ayaklanan İslam alemi yıllar değil yüz yıllar içinde Batı karşısında hep diz çökmedi mi? Batı’nın yıllar yılı İslam’ın kutsal topraklarında konuşlanması, İslam ülkelerini birbirine düşürmesi karışında suskunluğunu bozmazken, dahası Batı’nın yanında hatta stratejik ortaklık gibi ulusal kişiliğini ve tarihini inkara varan yanlışlara göz yumarken neden suskun kaldık. Şimdi bir karikatürü sorun yaparak halkı sokaklara düşürmenin kimi yerlere baskın yapmanın Batı karşısında yitirilen onur geri mi gelecek dersin?” Dostum burada kalmadı.  “Hadi oradan” dedi ve ekledi: “Adam senin ülkeni, Müslümanların yurtlarını ele geçirmek için sıçrama tahtası yapmak için seni aldatırken neden seyirci kalmayı yeğledin.”  cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvat

Ben “Bir dakika! Lütfen dinle beni, dinle” dediğimde “Önce bu soruların yanıtını tartışalım seni sonra dinlerim” dedi.

Bir düşüncedir aldı beni. Bir ikilem içindeydim Bir yanda inancımıza yapılan çirkin saldırı, öte yanda yüzyıllardır Batı karşısında hep geride kalan, gerçekte ötekilerden daha aydın ve akla dayanan inanç dizgesinin gerçek misyonunu hayata geçiremeyişin utancı! Evet, dostum haklıydı! Sokaklarda bağırarak ancak kendimizi, o andaki duygularımızı bile doyuramayacaktık. Bu umarsızlığın çırpınışıydı.

Dostum haklıydı! Bir yanda kısır döngü içindeki İslam dünyası, öte yanda aklın ve bilimin önderliğinde, bilimi sistemin yaşamın ve çıkarlarının emrine veren kendini aşmış Batı… Öte yanda,  kendi özünden kopmuş inancı salt biçimselliğiyle uygulayan, özden ve düşünceden uzak bir dünya görüşüyle günümüzün İslam’ı. Bunlardan biri o Peygamber karikatürünün neden yayınlandığını sorgulamadan, karşı amacın seçtiği alanda tartışmaya atılır. Olay ilk anda duygularımızı coşturur, ama çözüm getirmeyeceği gibi yeni sorunlar yaratır. O sokaklarda Peygamberinin karikatürünü protesto edenler, en basiti hastalandıklarında sağlığın yolunu o dinsiz sayarak küçümsediği Batının bilimsel buluşlarında ararken de düşünmez: ben neden geri kaldım, diye sorgulamaz içinde çırpındığı süreci!

Sokaklarda bağırırken hastalansa sağalmayı saldırdığı dünyada bulacağını da düşünmez. Çünkü çoğunluk ibadetini bilmediği bir dille yapar. Oysa amaç Tanrıya yakın olmak, O’ndan gelen mesajı anlamak ve özümsemektir.  

Sokağa çıkarken düşüneceğimiz öyle yanlışlarımız var ki! Eğer o yanlışları yapmasaydık bu gün sokaklarda değil, bilim laboratuarlarında ya da dünyaya adil bir düzen kuran masa başlarında olurduk. Önce kendimizi sorgulayalım. Bağırarak yakıp yıkarak bir yere varamayacağımızı bilmenin zamanı geçti diyemeyiz. Öğrenme zamanla sınırlı değildir. Sonsuza  açılan yolları bilgi ve bilinçle aşmak zamanla sınırlı olamaz. Yeter ki öğrenmeyi iste, kendini aşmanın yollarını ara!  Bulacağına emin ol.

“İlim Çin’de de olsa alın diyen Peygamberimizin gösterdiği hedefi görmezden gelenlerin ibadeti yalnız namaz ve hac olarak algılayanların aymazlığıdır hedefe alınan. Bugün yapılacak iş, biz neden bu duruma düştük sorusuna yanıt aramaktır. Sokakları, bilinçsizce kendinden geçmiş kalabalığa gösteri ve saldırı alanı yapmanın çıkar yol olmadığını bilmeliyiz. Gün neden bu duruma düştük diye kendimizi sorgulama ve yanlıştan dönme çıkış yolu arama günüdür.

Evet dostum haklıydı. Doğru olan aklın ve bilimin yoludur, kendimizi aşağılamaktan kurtulmanın yolu da budur. Başarmak ve özgürleşmek aklın ve bilimin açtığı yolda yürümek ve çalışmakla elde edilir. Ancak o zaman kimse sana ve senin inanç bayrağına saldıramaz.  Çünkü Batı ancak  o zaman sana saygı duyar ve o saygıyı gösterir.

Bunun tarihimizdeki örneği Kurtuluş Savaşı ve Atatürk’ün eseri Cumhuriyetin ilk yıllarıdır.  Anadolu’da yenilen Venizelos O’nu Nobel’e aday göstermişti. O dönemin üzerinde güneş bakmayan Büyük Britanya İmparatoru 6.George O’nu ziyaret için ülkemize gelmedi mi? Cemiyet-i Akvam’a üye olmak için çağrılmadık mı?

Tarihimizin bu onurlu sayfalarını sokak gösterileriyle karalamaya hakkımız olmadığını anlayalım ve genç kuşaklara anlatalım.

Demem o ki, sokaklarda kinle hırsla bağırmak, boş güç gösterisidir ve sorun çözmez yeni sorunlar yaratır. Aklın ve bilimin yoludur, insanı insan eden. Ulusal bilinç ve gücün  sokaklarda değil bilimde, laboratuarda, masa başlarında olduğunun bilinciyle kendimizi tanıttığımızda sokakların ayıbından  ve anlamsız hırslardan kurtuluruz.

Evet çıkış ve kurtuluş hınçta, saldırıda değil akılda ve onurda aranmalıdır. Sokaklarda hırsın ve bilinçsizliğin dalgalandırdığı bayrağın zafer meydanlarında kazandığı onuru bilinçsiz haykırışlarla karalamanın ayıbını düşünelim.