Dış Politika20 Şubat 2006 00:00

HAMAS yutturmacası - Savaş Süzal

HAMAS konusundaki tartışmaları Türk basınından izlerken, güleyim mi ağlayayım mı bir türlü karar veremiyorum. Dış bürolarını devre dışı bırakan Türk basını, günlük magazin akışı içinde kaybolan ve iyice körlenen düşünce ve değerlendirme mekanizmaları ile her seferinde ampul iktidarının oyununa geliyor ve alet oluyor. Neden derseniz? En son örnek, HAMAS liderinin Türkiye’ye gelişi. Sanmayın ki Amerika’nın ve İsrail’in bilgisi dışında gelişen ve düzenlenen bir olay veya temastır bu. Olmaz ve olamaz da.   Bakın, bir kere ABD’den izin almadan kapı dışına bile çıkmayan, çıkamayan, verilen bölge görevlerini yerine getiren politikacıların haddine mi düşmüş böylesine cesurca bir kararı almak. Onlar değil mi, din kardeşimiz İran’a Bush amcanın talimatıyla efelenenler? Ya Suriye’ye kadar koşa koşa giderek elden mesaj vermeler? Ülkenin sırtında yüz milyarlarca dolarlık borç yükü, yokuş aşağı inen bir siyasi gelecekle güvence aramak onlarında hakkı ve hele hele kendilerini iktidara getiren bu güçle çatışma. Olmaz ve olamaz öyle şey, doğrudan cephe alıp onları kızdırabileceklerini düşünmek bile abesle iştigal.escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholkamagra kamagra 100mg kamagra gel

Bu ziyaret, büyük bir olasılıkla Washington’un talimatı ile gerçekleşti. O yönde ortada çok açık işaretler var. Sanki bugüne kadar hiç bir terör örgütü ile görüşmemişler gibi, Washington, bir terör örgütü olarak kabul ettikleri HAMAS ile doğrudan kendileri yerine bir başkasını görevlendirmiş olabilirler. Belki de, kendilerine daha fazla manevra yapabilecek bir alan kalabilmesi için, bizim ampul takımına arabulucu görevi verdiler. Sebep ne olursa olsun bu işin Washington’un talimatıyla gerçekleştiğini gösteren çok belirti var.

          Bunların başında, olur olmaz her konuya büyük tepki gösteren ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara’daki ABD Büyükelçiliğinin, bu ziyarete gıkını bile çıkarmaması geliyor. Nerdeyse alkış yerine geçecek açıklamalar yaptılar. Yapılan resmi açıklamalardan ABD Dışişleri Bakanlığı, “kimin kimle görüştüğüne karışamayız” derken bazı tavsiyeler de bile bulundu. Oysa geçmişi hatırlarsak, Kaddafi ve İran’ı ziyaret eden zavallı Necmettin Erbakan için zamanın Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ve bugün ABD Dışişleri Bakanlığı siyaset planlama müsteşar yardımcısı Nicholas Burns’un ne ağır sözler söylediği hala kulaklarımda. İsrail’in çıkışı ise bence göstermelik ve Erdoğan hükümetine puan kazandırma amacı taşıyor.  

Tabii bu durum, arabulucu da yararlansın, pastadan pay alsın ve tabanından kopan ampul takımı da faydalansın mantığına hizmet ediyor. Bence olay Ankara ve Telaviv’den kasıtlı olarak körüklenerek alevlendiriliyor. Bu siyasi takım zaten nükleer gelişmeler yüzünden İran’a bayrak açıp tepki gösterdiği için tabanından aleyhte tepki görmemiş miydi, işte o da bu şekilde telafi edilecek, tabii yerseniz. Her hizmetin bir bedeli vardır, değil mi ama. Onlar da bırakın bu kadar cık pastadan pay alsınlar canım. Neyse bence bu son gelişmeler bana göre bir oyun. İnşallah yanılmışımdır.  

           Bu hafta yazımda kısaca yer vermek istediğim istediğim ikinci konu, başkent Washington’da düzenlenen bir istihbarat zirvesi ile ilgili. İnternetteki sayfalarında, İslam dünyasını ayağa kaldıran karikatürlerin kaynağı Danimarka’yı överek ifade özgürlüğü olarak değerlendiren, koca bir giriş ilanı, toplantıyı kim düzenlendiğini açık seçik ortaya koyuyor. Richard Perle’ün de konuşmacı olduğu ve İsrail yanlısı istihbaratçıların düzenlendiği anlaşılan ancak Amerikalı istihbaratçıların şimdilik pek fazla ilgi göstermediği bu toplantılarda ilginçtir iki de Türk konuşmacı var. Bunlardan biri Türkiye’den gelen herkesin tavaf ettiği bir düşünce üreten kurumda füze hızıyla tırmanan bir kişi, öteki de bir istihbaratçı.  

          Bu toplantıları, ne yazık ki Washington’da yalnızca bir gazeteci arkadaşımız izledi. Sanırım ayrıntılı haber yakında çıkar. Meraklısı internette http://www.intelligencesummit.org/news/ adresine girerek bir baksın ne demek istediğimizi anlarlar.  

          Demek istediğim, hiçbir şey ne yazık ki gerçekte dışardan göründüğü gibi değil. Sözüm ona vatandaş adına denetim mekanizması yapacak basın dünya gelişmeleri diye manken ve mayolu kadın görüntülerine daha fazla ağırlık vererek, arka sayfa güzeli seçerken, Türkiye’de işbaşında öylesine aciz ve beceriksiz bir iktidar var ki, herkes bizimle çelik çomak oynar gibi oynayıp duruyor işte. Şimdi gel de bu gelişmeler karşısında bereceksiz kalan bu takımın beğenmediği Atatürk’ü ve yıllar önce dünya değişimlerini anlayabilen dehasını arama.