Siyaset18 Şubat 2006 00:00

Soros ve Böll Vakıflarının Gözdesi !!!

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Ermeni Konferansıyla elde ettiği deneyimden(!) yola çıkarak şimdi de “Türkiye’nin Kürt Meselesi, Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları” başlığı altında bir konferansa “ev sahipliği” yapmaya hazırlanıyor.   Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, iki gün boyunca devam edecek olan konferansın, “kimler tarafından, ne amaçla ve kimlerle yapılacağını” daha açık görmek için basın bülteninden başlamak, bize birçok bilgi sağlayacaktır.  Toplantının, basın bültenleriyle Ulusal haber merkezlerine ulaştırma görevini, terör örgütü PKK’ya bağlı olarak çalışan, yurtdışındaki Fırat Haber Ajansı (ANF NEWS AGENCY) üstlenmiştir. Kısacası, ön bilgi-haber kaynağı, terör örgütü PKK’nın kolu Fırat News’tir. Bu aşamada bile söz konusu kaynakla, “Düzenleme Komitesi Başkanı Oral Çalışlar’ın” organik bir bağını reddetmek zor olsa gerek!…symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Bilindiği üzere, öncelikle Boğaziçi Üniversitesinde yapılması planlanan “İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” başlıklı konferans, yargı kararıyla durdurulmuş ancak Diaspora Ermenileri ve içerideki temsilci-destekçilerinin imdadına, İstanbul Bilgi Üniversitesi yetişmişti…

 

Kendilerini aydın(!), bilim adamı(!) olarak tanımlayan kesimler, söz konusu toplantıyı 24–25 Eylül 2005 tarihinde, İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere yerleşkesinde gerçekleştirirken, “AKP hükümetinin de olur vermesiyle” birlikte cesaret almış, Türk Ulusunun tüm kesimlerinden gelen eleştirileri ve uyarılarına kulak tıkamışlardı.

 

 

HALAÇOĞLU: TOPLANTI BİLİMSEL DEĞİL SİYASİ

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Türk Tarih Kurumu Başkanı

Yanlı ve tek bir görüşün temsil edildiği –sözde- “bilimsel toplantıyı” birçok bilim adamı gibi Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da eleştirmiş, “kabul edilemez” olarak değerlendirmişti.

 

Halacoğlu, tek bir tarafın (Diaspora Ermenilerinin ve içerideki destekçilerinin) ideolojik görüşlerinin yansıtıldığının tesbitini; “bilimsel bir toplantı olmadığını, siyasi ve ideolojik bir nitelik taşıdığını” söyleyerek vurgulamış, “Toplantı, diaspora Ermenilerinin toplantılarının Türkiye'deki bir uzantısıdır” diyerek konferansın amacını da deşifre etmişti.

 

Ancak,  İstanbul Bilgi Üniversitesi, bilimsellikten ve yansızlıktan uzak, “kendini, ideolojik olmaya en başından beri mahkûm eden bu toplantıyı” çatısı altında gerçekleştirmiş, böylesi aydınlara(!) ve bilimsel(!) görüşlerine “her zaman kapılarının açık” olacağının ipuçlarını da o günden vermişti!...

 

 

 

ŞİMDİ DE KÜRTÇÜLÜK KONFERANSI

 

İstanbul Bilgi Üniversitesi, Ermeni Konferansıyla elde ettiği deneyimden(!) yola çıkarak şimdi de “Türkiye’nin Kürt Meselesi, Sivil ve Demokratik Çözüm Arayışları” başlığı altında bir konferansa “ev sahipliği” yapmaya hazırlanıyor.

 

Bilgi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, iki gün boyunca devam edecek olan konferansın, “kimler tarafından, ne amaçla ve kimlerle yapılacağını” daha açık görmek için basın bülteninden başlamak, bize birçok bilgi sağlayacaktır.

 

Toplantının, basın bültenleriyle Ulusal haber merkezlerine ulaştırma görevini, terör örgütü PKK’ya bağlı olarak çalışan, yurtdışındaki Fırat Haber Ajansı (ANF NEWS AGENCY) üstlenmiştir. Kısacası, ön bilgi-haber kaynağı, terör örgütü PKK’nın kolu Fırat News’tir. Bu aşamada bile söz konusu kaynakla, “Düzenleme Komitesi Başkanı Oral Çalışlar’ın” organik bir bağını reddetmek zor olsa gerek!…

 

9 Eylül 2006’da, bültenin, haber merkezlerine ulaşmasının ardından, 2–3 günlük bir sessizlik yaşanmış, sonra kısa haberlerle kamuoyuna bildirilmiştir. Bu kısa haberlerin içinde, en dikkat çekici olanlardan biri de Zaman Gazetesi’nin bülteni olmuştur. Birçok yayım organında kısa bilgiler yer alıp destekleyici yorumlardan kaçınılırken, Fettullah Gülen ve Cemaatinin gazetesi Zaman “peşinen desteğini esirgememiştir”.

 

Zaman, 12 Şubat tarihinde Habib Güler imzasıyla sitesinden verdiği haberde; Başbakan Erdoğan’ın “Diyarbakır’da Kürt sorunu vardır ve daha çok demokrasiyle çözülür.” sözünü de ekleyerek şöyle bildirmiştir: “Türkiye’nin yıllardır gündeminde olan Kürt sorununu tartışmak için ilk kez tüm kesimler bir araya geliyor. … Tüm çevrelerden akademisyen, aydın ve gazeteci katılıyor.

 

Hem terör örgütü PKK’nın Haber Ajansı Fırat, hem de Fettullah Gülen ve Cemaatinin gazetesi Zaman’ın ısrarla vurguladığı “tüm çevreler”, gerçekten de Türk Ulusunu temsil ediyor mu?

 

Bildirilen “katılımcılar” yani “tüm kesimler, tüm çevreler”, Türk Ulusunun her kesimini temsil etmiyorsa “neyi ve kimi temsil ediyor”?  Ayrıca; Gülen’in Zaman Gazetesinde ve terör örgütü PKK’nın Fırat Haber Ajansında ortak bir dille tanımladıkları gibi; “akademisyen, aydın ve gazeteciler”, gerçekten yansız bilim adamları, aydın düşünce üretenler ve gerçek gazeteciler” mi?

 

Kim bunlar?

 

 

 

KİM BU TÜM KESİMLER ?

 

Bilgi Üniversitesi ve Mete TUNÇAY

 

Faaliyetlerini “Açık Toplum Enstitüsü” (George Soros[1]), “ACT Hollanda”, “İngiltere Büyükelçiliği (Ankara)” ve Heinrich Böll Vakfı[2] Türkiye Ofisi’nin desteklediği İstanbul Bilgi Üniversitesinin Tarih bölümünden Prof. Dr. Mete TUNÇAY, “Kürt Meselesinin Evrimi ve Tarihsel Arka Planı” adlı ilk oturumu yönetecek.

 

Prof. Dr. Mete TUNÇAY
İstanbul Bilgi Üniversitesi

Mete Tunçay, aynı zamanda -resmi olarak- Eylül 1993’de kurulan Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin[3], kurucu üyesi. Dernek, -kendi ifadeleriyle- “Azınlık hakları ve çok kültürlülük”, “Çatışmalara karşı sivil yaklaşımlar” ve benzeri amaçlarla yaklaşık 10 yıldan fazla bir zamandır faaliyette. (1993’de resmen dernekleşmeden önceki faaliyetleri 1990'lara dayanır)

 

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin diğer kurucuları arasında, Doğu ve Güneydoğuda yaşadığımız terör sorununa bakış ve tutumları nedeniyle kamuoyunda çok iyi tanınan; Osman Kavala, Murat Karayalçın, Ercan Karakaş, Halil Berktay, Orhan Pamuk, Mehmet Ali Birand, Murat Belge gibi isimler de var…

 

Mete Tunçay’ın Helsinki Yurttaşlar Derneği; -derneğin ifadelerine göre- “barışçı çözümler bulunmasına katkı sağlamak ve sorun alanlarına yönelik sivil perspektifi güçlendirmek amacıyla” daha yıllar önce, 1992’de, İstanbul’da, “Kürt Sorunu için Barış İnisiyatifi Konferansı” da düzenlemiştir.

 

Helsinki-li Yurttaşların Derneği; aldıkları “uluslar arası desteklerle(!) hızla serpilmiş, Eylül 2002’ye gelindiğinde AB uyum yasaları çerçevesinde “İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü – Nasıl Bir Yasal Çerçeve” adlı bir Çalışma Raporu düzenlenmiştir. Malum Yurttaşlar(!) hazırladıkları raporda, hükümete, “Dernekler Kanunu’nun 5. maddesinde[4] değişiklik yapılmasının «uyum sağlamakla» ilgisi yoktur” diye çıkışmış, bunun da ötesinde talep ve eleştirilerde bulunmuş, “sivil örgütlenmede her türlü sınırlamanın kaldırılması yönünde” faaliyet ve açıklamalarda bulunmuşlardır.

 

(İlerleyen günlerde, www.heddam.com sitesinin “Özel Dosyalar / Bilgi Üniversitesi Kürtçülük Konferansı bölümünde Mete Tunçay’ın “çok değerli bilimsel görüşlerini(!)” okuyabilme olanağına kavuşacaksınız…)

 

 

Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi

 

Ya Kürtçülükleri, ayrılıkçı faaliyetleri, terör örgütü PKK’ya olan destekleriyle tanınan kesimlerce el üstünde tutulan ve “Kürt ulusal mücadelesinin kararlı ve tavizsiz savunucusu” olarak adlandırdıkları “Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi”?!...

 

Oturumda, “Kürt Meselesinin Evrimi ve Tarihsel Arka Planı”nı anlatacak olan İsmail Beşikçi kimmiş, bir de onu görelim?

 

Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi

Beşikçi; “Özgür Gündem” gazetesinde çıkan yazıları nedeniyle “Kürtçülük, ayrılıkçılık ve terör örgütü lehine propaganda suçlarını işlemiş”, bunun yanı sıra Yurt Yayınları'ndan çıkan kitapları nedeniyle 100 yıldan fazla hapis istemiyle yargılanmış, birçoğundan hüküm giymiş, ancak yıllarca hapiste kaldıktan sonra, 1998 Eylül’ünde Şartlı Af Yasası'ndan yararlanarak serbest bırakılmış. Kısacası, suçu mahkemece “defalarca” sabit görülmüş “ırkçı, ayrılıkçı ve uslanmaz bir bölücü terör örgütü savunucusu”!...

 

Hatta halen daha “yasak kapsamında bulunan onlarca kitabı” için : "Ortadoğu'da Devlet Terörü", "Devletlerarası Sömürge Kürdistan", "Kürtlerin mecburi iskanı, bilim yöntemi, Türkiye'deki Uygulama 1", "UNESCO'ya Mektup", "Kürdistan üzerinde Emperyalist Bölüşüm Mücadelesi 1915–1925", "Kürt Aydını Üzerine Düşünceler", "Bilim Yöntemi", "Tunceli Kanunu 1935 ve Dersim Jenosidi Bilim Yöntemi, Türkiye'deki Uygulama 4", "Bilim, Resmi İdeoloji, Devlet Demokrasi ve Kürt Sorunu", "Zihnimizdeki Karakolların Yıkılması", "Yargılama Süreçleri ve Özgürleşme" ve "Başkaldırının Koşulları" sayılabilir.

 

İsveç merkezli Kürtçülüğü ve ayrılıkçılığı savunan ve bu temelde de PKK yanlısı yayımlarıyla bilinen Bîrnebûn Dergisi’den Levent Kanat / Ali Çiftçi’ye verdiği röportajında: “Kürdistan’dan, Türkiye metropol illerine doğru göç bir devlet politikasıdır. Bu, 80 yılı aşkın bir zamandır kararlı bir şekilde sürdürülen bir devlet politikasıdır” derken bahsettiği “Kürdistan’ı”, sanırım tahmin edilebilirsiniz!... Güneydoğunun tamamı, Doğu bölgemizin büyük bir bölümü!...

 

Böyle bir üniversite çatısı altında yapılan, böyle bir bilimsel bir toplantının, böyle bir konuşmacısıdır “Beşikçi”!...

 

Sizce “bu Beşikçi mi bilimsel konuşacak?

 

Beşikçi” aynı röportajda sorulan bir soru üzerine (röportajcının anlatımı ve Beşikçi’nin sözleriyle) şu cevabı veriyor: “Hâkim Kürt siyasal hareketinin bugünkü duruşu, konumu ve siyasi varlığı hakkında ne düşündüğüne ilişkin olarak da Hoca (Beşikçi), PKK'yi kastederek; «Hâkim Kürt siyasal hareketinin» bu konulardaki duruşu hiç olumlu değildir. «Hâkim Kürt siyasal hareketinin» bu konularda programı da yoktur… Heyecanı da…

 

Beşikçi’nin, “Hâkim Kürt siyasal hareketi” olarak “adlandırdığı”, bir terör örgütüdür. Yani PKK!...

 

Bu terör örgütünün kanlı ellerindeki kan lekesinin sayısı, yaklaşık 35.000’dir. Yaşı bile dolmamış, hatta doğmasına izin vermedikleri –anasının karnındaki- bebekten, masum köylü vatandaşımıza kadar “35.000 can”!… Ve binlerce kahraman asker ve polisin şehit edilmesi, kalıcı bedensel zararlar verilmesi… Sosyal ve ekonomik sıkıntılar… Ve sorumlusu olduğu nice sorunlar!...

 

Eli kanlı katil terör örgütü PKK, “Sosyolog Dr. İsmail Beşikçi” lügatinde sadece masum bir “Hakim Kürt siyasal hareket”!...

 

Malum zat Beşikçi’nin, terör örgütü PKK’yı ve üniter yapıyı silah zoruyla değiştirmek amaçlı bölücü faaliyetlerini, toprakları İsrail’in işgali altında bulunan Filistinlilerin direnişine benzetecek kadar ileri gitmesi, hiç de şaşılacak bir şey değil.

 

Beşikçi: “Çeçenlere ve Filistinlilere bakalım, 'vatanımız' diyorlar, 'vatanımızı biz idare etmek istiyoruz' diyorlar. Toprağa bağlı milli bir anlayış geliştiriyorlar. Zaten başka türlü olmaz ve başka türlü kalıcı bir sonuç yaratılamaz. PKK 78'de Çeçenler, Filistinliler gibi başladı. 84 bu çizginin devamıdır. Şimdi ise bundan uzak[5] diyor. Dayanaksız, temelsiz, bir militanın ideolojik saçmalıklarından öteye gidemeyecek bu sözler, ancak Filistin halkına bir hakaret olabilir.

 

İşte “Beşikçi” de bu!

 

Kurgu” konferansta Beşikçi’nin ne diyeceği belli değil mi?...

 

 

Devam edecek…

 

Sonraki yazı, aynı panel oturumuna katılacak olan “Ayşe HürAraştırmacı(!), ardından da “Sertaç Bucak” hakkında olacaktır…

 

 

Mandacılar, Örümcek Ağlarının Vakıfçıları, 2.Cumhuriyetçiler, Diyalogcular,
Bölücü örgüt PKK Militanı ve İşbirlikçileriyle..

Kurgu” Konferans'ın ilk paneli

 

TÜRKİYE’NİN KÜRT MESELESİ
SİVİL VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM ARAYIŞLARI

İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
11 MART 2006 CUMARTESİ

1. PANEL: KÜRT MESELESİNİN EVRİMİ ve TARİHİ ARKA PLAN
(10.00 – 11.15)
Oturum Yöneticisi: Mete TUNÇAY (Prof. Dr. İstanbul Bilgi Üniversitesi)
Ruşen Arslan (Hukukçu)
İsmail Beşikçi (Sosyolog Dr. -Yazar)
Sertaç Bucak (Uluslararası Kürt İnsan Hakları Merkezi Kurucusu ve Eski Başkanı )
Ayşe Hür (Araştırmacı)

 


 

[1] “Piyasa, ahlak içermez. Bu, onun ahlaksız olduğu anlamına gelmez, sadece temel belirleyicileri arasında ahlakın bulunmadığı anlamına gelir. Bu nedenle, toplumsal örgütlenmeyi tamamen piyasa mekanizmalarına bırakmak, sorun yaratır”. George Soros, “Açık Toplum ve Küreselleşme”, İstanbul Bilgi Üniversitesi Söyleşisi, 1 Mart 2002

 

[2] http://www.aydinlanma1923.org/sayi/40/40-05.htm

Dr. Necip Hablemitoğlu

“HEINRICH BÖLL VAKFI

Alman Yeşiller Partisi’ne bağlı Heinrich Böll Vakfı, BND’nin espiyonaj (casusluk) faaliyetleri kapsamında en çok kullandığı vakıf olarak dikkat çekmektedir. Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen rejim karşıtı pek çok etkinliğin ardında Böll Vakfı yer almaktadır. Ülkemizde en aşırı sağdan en aşırı soluna, ikinci cumhuriyetçilerden etnik bölücülere uzanan çizgide, ortak paydası Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı olan tüm birey ve örgütleri bir araya getirme, ortak platformlar oluşturma çabası içinde görünen vakıf, Türk istihbarat kuruluşları nezdinde dikkat çekmemek için de, özellikle espiyonaj faaliyetleri dışında tutulan normal bir Türk vatandaşını Temsilci olarak göstermektedir.20

 

1988’de Berlin’de kurulan Heinrich Böll Vakfı’nın, tıpkı diğer vakıflar gibi, Alman iç politikasına karışması yasaktır. Hükûmetin öngördüğü sınırlar içinde, misyonunun gereğini yerine getirmede ise, tıpkı diğer vakıflar gibi, oldukça özgürdür. Vakfın Almanya faaliyetleri, iki bölümden oluşmaktadır: Gerçek Almanlara yönelik faaliyetler; “yabancılar”a yönelik faaliyetler. Birinci bölüme yönelik faaliyetler, apolitik çevre projelerinden ibarettir. İkinci bölümdeki faaliyetlerin ağırlık noktasını ise Türkler oluşturmaktadır. Böll Vakfı, bu kapsamda, Türkiye karşıtı tüm etnik, ideolojik ve dinsel yapılanmaların (PKK, Ermeniler, Süryaniler, Pontusçular, Keldaniler, Yezidiler, Milli Görüşçüler, Kaplancılar, Fethullahçılar, Süleymancılar, Nizam-ı Alemciler, DHKP-C ve Tikkocular vd.) yanı sıra, Federal Anayasa’yı Koruma Teşkilâtı, İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı, Protestan ve Katolik Kilise Akademileriyle yine bunlara bağlı haber ajansları ve diğer medya kuruluşları ile koordineli organik ilişki içindedir. Vakfın Almanya faaliyetlerinin finansmanı, İçişleri Bakanlığı’nın “global fonları” ve değişik bakanlıkların proje güdümlü kaynaklarından karşılanmaktadır ki, 1999 yılı için -sadece Almanya içi faaliyetlere- Devletten alınan yardım tutarı 67 milyon marktır. Böll Vakfı’nın asıl faaliyet alanı, Almanya için stratejik öneme sahip olan, başta Türkiye olmak üzere, “arka bahçe” ülkeleridir. Yurtdışı faaliyetlerinin tamamı, Federal Dışişleri Bakanlığı ve Federal İstihbarat Servisi’nin (BND) “örtülü fonları”ndan karşılanmaktadır.

 

Böll Vakfı, Türkiye’de uzmanlaştığı başlıca üç konuda faaliyet göstermektedir: Birincisi, “insan hakları” konusu ki, en yoğun işbirliği yaptıkları Türk sivil toplum kuruluşları arasında İstanbul Barosu, İnsan Hakları Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, KOMKAR, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Alternatif Toplum Merkezi, Mazlum-Der, Türkiye İnsan Hakları Vakfı vd. bulunmaktadır. Bu kuruluşlarla müşterek panel, sempozyum, atölye çalışmaları ve benzeri etkinliklerde, Yücel Sayman, Hüsnü Öndül, Hasip Kaplan, Murat Bozlak, Şanar Yurtapan gibi isimlerin yanı sıra, Claudia Roth, Angelika Graf, Jonathan Sugden gibi Türkiye karşıtı olarak tanınan Avrupalı parlamenterlere, gazetecilere vd. rastlamak genellikle olanaklıdır. Bu etkinliklerin birinde, davetlilere dağıtılan “kendi devletini ihbar anketi”, içeriği itibariyle suç boyutu taşımasına rağmen, sıradan bir belgeymişçesine kamuoyunda tartışılmamış; Cumhuriyet Savcıları da işlem yapmamıştır.21 Benzeri bir ihbar hattı da Mazlum-Der tarafından yaşama geçirilmiştir.22 Vakıf, ayrıca kadın hakları ile ilgili etkinliklere de ilgi göstermektedir. Vakıf broşürlerinde Türkiye, Mali, Sudan ve Mısır’ın yanında ‘kadın haklarının ezildiği ülkeler’ listesinde yer almaktadır. Ayrıca, vakfın İstanbul’da “Pazartesi” adlı feminist ve ordu düşmanı bir periyodiği finanse ettiği kaydedilmektedir. Kaldı ki, Yeşiller Partisi’nin yayın organı olan “TAZ”ın “Perşembe” adlı ekinin içeriği de, aşağı yukarı aynıdır.23 Vakıf, AB ve Kopenhag Kriterleri çerçevesinde Türkiye’deki insan hakları-azınlık hakları konusunu sık sık gündeme getirmektedir.24 Son olarak, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Azınlık Hakları Çalışma Grubu’nun Heinrich Böll Vakfı işbirliğiyle 8-9 Haziran 2001’de İstanbul’da gerçekleştirdiği etkinliklerden biri olan “Ulusal, Ulusalüstü ve Uluslararası Hukukta AZINLIK HAKLARI (Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Lozan Antlaşması)” konulu sempozyum, gerek zamanlama, gerek katılımcılar ve gerekse tebliğ konuları itibariyle oldukça dikkat çekmektedir.25 Bir uzmanın bu sempozyumla ilgili son derece önemli değerlendirmeleri şöyledir:

 

“Sempozyumun yabancı konuşmacıları, ülkelerinin azınlık konseptlerini savunan kişilerden oluşuyor. Örneğin, Pakistan asıllı İngiliz Javaid Rehman, Leeds Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olup, çalışma alanı, Pakistan’daki ‘etnik ve dini azınlıklar’dır. Steven Wheatley, ulus-devletleri etno-kültürel kimliklerle parçalama projesinin Anglosakson mimarlarından biri olarak tanınıyor. Nicole Guismazenes’in ilgilendiği alan, ‘yabancılar ve ilticacılar’. Diran Bakar, Türkiye’deki Ermeni vakıflarının avukatı.

 

Türkiye gibi ulus anlayışı dil temeline dayanan bir ülkede, Almanya öncülüğünde bir ‘azınlık hakları’ sempozyumu yapılabilmesi, aymazlığın ve aptallığın zirvesi olsa gerek. Zira, ‘etnik ulus’ düşüncesine Hitler dönemindeki kadar bağlı ‘çağdaş’ Federal Almanya’nın tanıdığı ‘ulusal azınlıklar’ın toplam nüfusu toplam 100 bin kişi!.. Bu rakamın % 60’ı, yani 60 bini Schleswig Eyaletinde oturan Danimarka kökenliler. Almanya Danimarka kökenli yurttaşlarına ‘azınlık statüsü’nü mütekabiliyet esasına göre ve daha da önemlisi, galip güçlerin baskısıyla verdi. Geriye kalan 40 bin kişilik ‘Sorb azınlığı’ ise, istisnasız tamamı kendisini Alman olarak gören insanlardan oluşuyor. Bir başka deyişle Almanya –sırf dış dünyaya azınlık hakları dayatabilmek amacıyla- ‘Sorb’ları göstermelik azınlık olarak pazarlıyor. Almanya ‘Kopenhag Kriterleri’ni eksiksiz uyguladığı için, ‘Sorblar’, kendi dillerinde eğitim hakkına sahipler. Ne var ki, 40 bin kişilik ‘Sorb azınlığı’ içinde ‘Sorbça’ bilenlerin sayısı iki bin; ilkokullarda ‘Sorb dili dersi’ alan öğrencilerinki ise, sadece iki yüz civarında. Almanya bu harikulâde ‘azınlık’ sistemini Türkiye’ye önerirken, ‘biz nasıl Sorblara, Danimarkalılara azınlık statüsü verdiysek, siz de aynı hakları Kürtlere ve diğer azınlıklara vermelisiniz’ diyor. Not: Museviler, Çingeneler, Polonya asıllılar Almanya’da azınlık kabul edilmiyor. Almanya’da üç milyona yakın Türk toplumunu azınlık olarak kabul etmediği gibi, böyle bir azınlığın doğmaması için, Alman İslâmı projesi uyguluyor”. 26

 

Ayrıca, vakfın işbirliği içinde olduğu diğer dış kuruluşlar arasında, Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) İstanbul Ofisi ve özellikle de Almanya Şubesi 27, İstanbul Orient Enstitüsü, Konrad Adenauer Vakfı ve diğerleri (Kurdish Human Right Projects, ERNK, International Comittee of the Red Cross, International Centre for Human Rights and Democratic Development) başı çekmektedir.

 

Vakfın ikinci faaliyet konusu, “çevre sorunları” üzerinedir. Vakfın bu konudaki hedefi, Türkiye’de sanayileşmenin, madenciliğin ve enerji kapsamında hidroelektrik santrallerin karşısında, bilimsel ve akılcı bir çevrecilik yerine; salt tepkisel ve duygusal boyutlarda bir çevrecilik hareketine dinamizm kazandırmak ve oluşturulan bu dinamik güçleri, Almanya’nın çıkarları lehinde, Türkiye’ye karşı koz kullanmak olarak özetlenebilir. Bu bağlamda, İstanbul Çevre Konseyi, Doğu Akdeniz Çevrecileri, Batı Akdeniz Çevre Platformu, Karadeniz Çevre Platformu, Karadeniz Ulusal Sivil Toplum Kuruluşları Forumu ile yakın ilişkiler kurulmuştur ve amaca uygun etkinlikler düzenlenmektedir. Böll Vakfı, Almanya’nın ekonomik çıkarları doğrultusunda çifte standart esasına göre faaliyet gösteren sözde çevreci FIAN örgütü ile de paslaşmaktadır 28.

 

Vakfın üçüncü uzmanlık konusu ise, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarını, süratle küreselleşmeci NGO çizgisine çekmektir. Örneğin, 15-16 Aralık 2000’de, İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen “Türkiye-AB Bütünleşmesinde STK’ların Rolü” konulu 8. STK Sempozyumu’nun ilk çağrısında konumuzla ilgili şu bilgiler verilmektedir: “Sekretaryası Tarih Vakfı tarafından yürütülen bu sempozyumda da, daha önceki yedi sempozyumda uygulanan çalışma yöntemi izlenecek ve ilk gün uzman sunumları, yabancı ülkelerden tecrübe aktarımları ile genel tartışmalar yer alacaktır. İkinci gün ise önceden belirlenmiş konularda atölye çalışmaları gerçekleştirilecektir. Sempozyumun zorunlu giderleri Heinrich Böll Vakfı’nın desteği ve katılımıyla karşılanmaktadır, bu kuruluşa teşekkürlerimizi sunuyoruz”.29 Söz konusu sempozyumun Düzenleme Kurulu’nda, Böll Vakfı’nın yanı sıra, Arı Hareketi, Beyaz Nokta Vakfı, Atlanta Ana Merkezi Uzay ve Teknoloji Derneği, ÇareSİZ Hareketi, Doğa ile Barış Derneği, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Helsinki Yurttaşlar Derneği, İstanbul Avrupa Gençlik Forumu Derneği, TESEV, Tarih Vakfı, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Yeşil Adımlar Çevre ve Eğitim Derneği, 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı, Yöret Vakfı gibi sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı anlaşılmaktadır. Keza, yine aynı adreste 2-3 Haziran 2001’de toplanan “Sivil Toplum Kuruluşlarında Örgütiçi Demokrasi ve Gönüllülük” konulu 9. STK Sempozyumu’nun Düzenleme Kurulu’nda ise önceki katılımcılara ilâveten Marmara Vakfı da yer almaktadır.30

 

Böll Vakfı, özetle ifade etmek gerekirse, Almanya’nın emperyalist politikalarından habersiz Türk NGO’larını, “sivil itaatsizlik” bağlamında merkezi otoriteye karşı dinamik bir güç olarak örgütlemeye çalışmaktadır.”

[3] Helsinki Yurttaşlar Derneği Kurucu Üyeleri: Adalet Ağaoğlu, Ahmet Fadıl Kocagöz, Ahmet İnsel, Ali Bulaç, Ayşe Buğra, Ayşe Silivri, Bülent Tanık, Bülent Tanör, Ceyda Can, Emil Galip Sandalcı, Ercan Karakaş, Esra Koç, Fikret Toksöz, Halil Berktay, Haluk Şahin, İlhan Tekeli, İştar Bedriye Gözaydın, Mahmut Ortakaya, Mehmet Ali Aslan, Mehmet Ali Birand, Mete Tunçay, Murat Belge, Murat Çelikkan, Murat Gültekingil, Murat Karayalçın, Murtaza Çelikel, Orhan Pamuk, Osman Kavala, Selim Ölçer, Sinan Gökçen, Süleyman Çelebi, Şerafettin Elçi, Şirin Tekeli, Şule Kut, Taciser Ulaş, Tarık Ziya Ekinci, Turgut Tarhanlı, Ümit Fırat, Ümit Kıvanç,

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin, kurulduğu Eylül 1993 tarihinden bu yana, üzerinde çeşitli etkinlikler inşa ettiği çalışma alanları, şu başlıklar altında sıralanabilir:

- Azınlık hakları ve çokkültürlülük

- Çatışmalara karşı sivil yaklaşımlar

- Hukukun üstünlüğü

- İnsan hakları ve yurttaş katılımı

- Yerel demokrasi ve sivil toplumun güçlendirilmesi

- Avrupa Birliği bütünleşme süreci.

 

[4] TBMM, Yasalar, Yasa No: 5253, Dernekler Yasası. http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5253.html 

Dernekler Yasasının eski 5. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde ırk, din, mezhep, kültür veya dil farklılığı veya bunlara dayanarak AZINLIK YARATMAK ya da herhangi bir bölgenin veya sınıfın veya belli bir din veya mezhepten olanların diğerlerine hâkim veya diğerlerinden imtiyazlı olmasını sağlamak...” yasaklanırken, 2004’de AKP hükümeti bunu AB Uyum Yasaları altında değiştirmiş, tüm bu ifadeleri kaldırmıştır.

[5] Nimet Tanrıkulu'nun İsmail Beşikçi ile yaptığı söyleşi, "78'liler Tükenmez" dergisi, Temmuz-Ağustos 2004, (9 Ağustos 2004)