Özelleştirenlerin Öncelikle Kafaları Özelleşmelidir! -1 - Özcan Yeniçeri
Türkiye''de iktidar elitleri bir türlü ifrat ile tefrit sarkacının dışına çıkamamaktadır. Onların mantığına göre yasaların değiştirilmesi, işkence ve insan hakları konusundaki sorunların çözümündeki tek çıkış yoludur; Ekonomik kalkınmayı yabancı sermaye, WTO, IMF ve özelleştirme sağlayacaktır; Uygar olmanın yolu AB''nin tavsiye ve telkin ettiklerini bir kul edasıyla yerine getirmekten geçmektedir; Dış politikada başarı ABD ile birlikte onun arzu ve istekleri doğrultusunda düşünmek ve davranmakla sağlanacaktır. Hepsi birbirinden yanlış olan paradigmaların sahipleri bu politikalarıyla tarihin yargısına muhatap olmaktan kurtulamayacaklardır.Bu toplumu bugün yargılayanlar yarın yargılanacak, bugün özelleştirenler de yarınlar da kendileri öz eleştiride bulunmak zorunda kalacaklardır.Özelleştirme adı altında milletin varlıklarının yabancıların eline geçmesi bugün değilse de yarın görmezlikten gelinmeyecektir! naproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon site cialis coupon
Özelleştirmeyi bu denli kutsayarak ekonomik ivmenin tek çıkar yolu olarak görmenin akli bir yanı var mıdır? Türkiye''deki AKP iktidarı hariç bütün ülkeler özelleştirmenin yalnızca bir araç olduğu hiçbir zaman bir amaç olmadığının farkındadır. Dünyanın her yerinde özelleştirmenin sınırları ve öncelikleri vardır. Hiçbir hassasiyet ve sınır tanımadan yapılan özelleştirmenin yararı bir yana ülkeyi yabancı kıskacı altına sokacağı sağduyusunu kaybetmemiş herkes tarafından bilinmektedir. İnsan yaşamı için vaz geçilmez olan su bile sınırların aşılması halinde insanı boğan bir nesne haline gelir.
Cumhuriyet tarihi boyunca milletin katlandığı onca fedakârlık ve sıkıntı pahasına yapılan kurumlar sözüm ona birer birer özelleştirildi. Hiçbir ilke gözetmeden bir mirasyedi edası içinde "elden çıkar, sat ve kurtul" stratejisi uygulanarak sözde özelleştirilen gerçekte ise yabancılaştırılan kuruluşların mülkiyeti yabancılara geçmiş oldu. Bu kuruluşları haraç/mezat satın alanların görsel, işitsel ve basılı yayın üzerindeki egemenliği gerçeklerin kamu oyuna duyurulmasını da engellenmiş oldu. İktidar yetkilileri büyük bir aymazlık ve pişkinlik içinde kurumların yabancıların yönetimine geçmesini "bu kurumlar Türkiye''de, tesisleri sırtlarına yüklenip gidecek halleri yok" gibi pişkin pişkin cevap verdiler. Bu zihniyete göre stratejik ve özelleştirilemeyecek hiçbir kurum yoktur. Her yolu deneyerek kamu kurumlarını elden çıkarmak gerekir. Anlaşılan o ki, bu kurumları yapanların ya da mülkiyetlerini milletin üzerine geçirmek için katlanılan onca fedakârlıkların ne anlama geldiğini bu günkü yönetim erki anlayacak durumda değil. Tanrının, böylesine basireti bağlanmış olan yönetim elitinden milleti korumasını dileyerek tarihi bir olayı yeniden hatırlatalım.
Türkiye Cumhuriyeti, kapitülasyon sisteminin kalıntılarını temizlemek amacı ile aldığı tedbirler arasında, 1929 da çıkardığı bir kanunla, bir Fransız şirketi tarafından işletilen Adana-Mersin demiryolunu da satın almak isteyince, Fransa buna karşı çıkar. Uzun görüşmeler sonucunda Fransızlar demiryolunu Türkiye''ye teslim ederler. Fransızların demiryolunu devrederken çektikleri ızdırabı Gaziantep''i boşaltırken çekmediklerinden emin olabilirsiniz!