Bilim Politikalarının Yokluğu - Prof. Dr İbrahim ORTAŞ
Ülkelerin nitelikli insan gücü kaynaklarını yetiştiren üniversitelerin doğaları gereği sistematik olarak belirli bir bilim politikası ve vizyona sahip olmaları gerekir. Bilim politikasının oluşması ve geleceğin öngörülmesi nedense bir türlü gerçekleştirilememektedir.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel
* Üniversite nedir? Nasıl yönetilir?
* Bilim adamı kimdir, kimler bilim adamı olabilir?
* Üniversitenin en alt birimleri olan anabilim dalından başlamak üzere bilim politikası ve stratejisi nedir? Uzun ve kısa sürede nasıl şekillendirilecek?
* Dünyada ne tür dönüşümler ve eleştiriler yaşanmaktadır?
* Dünyadaki gelişmelere ne denli ayak uydurabiliyoruz?
* Akademik yaşam nasıl değişmektedir?
* Stratejik, temel ve uygulamalı bilim politikamız nedir?
* Eğitim ve öğretimde yeni yaklaşımlar nelerdir, kalite unsuru nasıl arttırılır?
* Üniversite nasıl akredite edilecek, bu konudaki yeni ufuklar nelerdir, gibisinden sorular pek sorulmamakta, yöneticilerimiz de bunları talep etmemektedir.
Bugün Türk üniversitelerinin çağına uygun olarak toplumun önünü açacak nitelikte bilgi ve bilim üretme konusunda uzun vadede herhangi bir plan ve projelerinin olmadığı ve vizyon kıtlığı içinde olduğu görülmektedir. Üniversitenin özgörevi (misyonu) bilinmeyeni araştırma, inceleme, düşünme ve eleştirme yoluyla deşifre ederek bilinir duruma getirmek, bilimsel bilgiyi üretmek, yayım yolu ile de toplumu aydınlatmaktır, bu da ancak özgür düşünce ortamının varlığında gerçekleşebilir. Bugün dünyadaki üniversite anlayışı ''Bilgi Toplumu Üniversitesi'' (Multiversite) sürecine ulaşmış durumdadır. Multiversite kavramı bugüne kadar bilinegelen öğretim ve araştırmaya dayalı uzmanlaşmış, devlet tarafından finanse edilen, denetlenen ve yöneticilerini meslektaşlar arasından seçmeyi hedefleyen elit eğitim yerine; öğretim, araştırma ve topluma hizmet sağlamayı hedef alan uzun süreli kitle eğitimini benimseyen, aynı zamanda evrensel normlarda diploma ve ömür boyu öğrenmeyi benimseyen, evrensel değerleri gören, çoğulculuğa ve kollegial anlayışa göre yönetilen, araştırma profesörlüğü yanında öğretim üyelerinin çok yönlü performansının değerlendirilmesini benimseyen, akredite olmayı kabul eden yepyeni bir anlayış doğmaktadır. Modern dünya üniversiteleri bilim politikaları gereği kendilerini çağa uyduracak vizyonlar oluştururken, ülkemiz üniversitelerinin her düzeyinde bilim politikası bulunmamaktadır. Üniversiteleri anabilim dalı, bölüm, fakülte ve üniversitelerin uzun ve kısa süreli bilim politikaları olmadığı gibi bu konuda tabandan ve tavandan da herhangi bir talep gelmemektedir. Biraz da bilim politikasının olmaması çoğumuzun işine geliyor. Multiversite anlayışı, gelişmiş Batı üniversitelerinin uzun zamanda geçirdiği bir evrimin sonucunda doğmuştur. Bu anlayışın yaşam bulabilmesi üniversitelik anlayışını beyinlerde gerçekleşmesi ile sağlanabilir. Üniversiteler bilim politikalarının olmaması, doğru bilim adamı yetiştirme politikalarının olmaması sonucunu doğurmakta olup bugün üniversiteler akademik kadrolarının verimlilik düzeyi ve genel kültür çoraklığı üniversite eğitimine yansımaktadır. Üniversite öğrencilerimizin genel kültür düzeyi de bu sürecin bir sonucu olsa gerek çok düşük düzeydedir. Ülkemiz üniversiteleri bilim politikası geliştirmesi, çağına uygun, yetişmiş insan yetiştirme konusunda bilgi çağının gerisindedir. Üniversitelerin bilim politikası ve vizyonu üniversitenin sahibi rektör tarafından yerine getirilir.
Rektör kimdir? Rektörün; hukukun üstünlüğüne inanan, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, hiçbir konuda ayrımcılık yapmayan, herkese eşit değer gösteren, demokrat, eleştirel bakabilen ve saydam bir kişiliğe sahip olması beklenir. Bu basit şablonların/klişelerin aşılabilmesi kadar belli bir ağırlığı da gerektirir. Yani kültürel altyapısı gelişmiş, dil bilen, kurumuna yeni motivasyonlar ve ufuklar getirebilen birisi olması gerekir. Rektör her yönü ile olaylara vâkıf olan ve itici güç olmak zorundadır. Üniversite rektörlerinin bilimsel birikimi, özerklik ve özgürlük anlayışı üniversitenin önemli derecede geleceğe ilişkin yönünü belirleyecektir.
''Yeni'' rektörler ''yeni'' bir anlayış getirebilecek mi? Yeni atanan rektörlerimizi kutlar, başarılar dilerim. Rektörlük gibi sorumluluk ve özveri gerektiren zor bir makama atanan hocalarımın hoşgörülerine sığınarak birçoğumuzun beklentilerini özetlemek istiyorum.
* Yasanın verdiği yetki ve gücün etkisinde kalmadan, üniversite ortamının gereği olan her türlü düşüncenin sorgulanması, tartışılmasına olanak sağlanması,
* Özerk üniversite anlayışına uygun üniversiteyi geleceğe taşıyacak plan, proje ve vizyonun her alanda hayata geçirmek için çaba gösterilmesi,
* Yönetim anlayışında tek akıl yerine ortak kolektif aklın önemine uygun olarak, ''Sözümden çıkmayan, ben ne dersem onu yapabilecek yöneticiler'' , yerine, konuyu bilen takım ruhuna sahip (yanlışa yanlış demeyi bilen, ''evet'' ve ''hayır'' kavramlarını doğru yerde kullanmasını bilen, gereğinde eleştiri de yapabilme özelliğine sahip) bir oluşumu tercih etmesi,
* Geniş katılımlı istişareye dayalı, paylaşımcı bir anlayışla, karar alma sürecinde konunun uzmanı danışmanlık sistemlerinin geliştirilmesi,
* Üniversitede her konuda komisyonlar ve kurullar oluşturarak tüm üniversiteyi toptan sorumluluk almaya yönelterek birlikte bir üniversite yönetimi anlayışının geliştirilmesi,
* Asıl ve saygın olanın öğretim üyeliği olduğu bilinci ile bir dönemliğine rektörlük makamında kalmayı kabul ederek, tekrar oy vereceklere değil üniversiteye yatırım yapmayı öncelikli koşullar olarak görmesi gerekmektedir. Üniversiteyi bir bilim kurumu olarak görebilir, doğru bilim politikası ve doğru kişiyi seçebilirsek doğru yöneticiyi de bulabiliriz. Doğru yönetici üniversitesini doğru yönde yönlendirir.
Cumhuriyet