Siyaset28 Şubat 2005 00:00
Ulusal bilinç - Yiğit Bulut
Hedef gayet açık. 'AB kapısına asılmış, kişiliksizleştirilmiş ve AB, ABD arasında sıkışmış bir Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ve en planlı saldırısıyla karşı karşıya. Dünyanın en büyük enerji ve maden yataklarına giden bölgede anahtar konumda olan ve büyük bir işgücüne sahip bu ülke, maalesef dönüştürülüp, kişiliksiz bir geçiş bölgesi haline getirilmeye çalışılıyor. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciefusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnerenovation vejle renovation skive renovamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Serdar Turgut'lu Akşam gazetesinin pazar günü attığı manşet; "Tehlikeli gelişme; 'Kavgam' en çok satan kitap, Türkiye'de artan milliyetçiliğe çözüm gerekli. Bu çözüm de yeni bir sentez!..."
Sevgili dostlar, yukarıdaki haber gelişen tehlikeyi gösterme açısından olumlu bir haber olmakla birlikte 'tezi de, antitezi de yarat, arada kalan herkesi kontrol et' gerçeğini bilen biri olarak beni yeni bir tehlike konusunda uyardı; 2000 yılında bu ülkeye gerekli olduğu konusunda hem fikir olduğumuz ve o günlerde adını koyduğumuz tez yani 'ulusal bilinç' sahte savunucular tarafından üstlenilebilir ve sulandırılabilir aynen yukarıda özü geçen cümlede açıklandığı gibi; 'tezi de antitezi de kontrol ederek bütünü kavra'.
Peki 'ulusal bilinç' nasıl tanımlanabilir? Bu konuda, ortaya yeni çıkanlar veya geçmişteki görüşleri, akıl hocaları bilinirken trende göre bir anda ulusalcı olanlar ile birlikte sanki yeni bir şey söylüyor olmamak için geçmişe dönmek ve bu köşede çıkan 'ulusal bilinç' başlıklı yazılardan bazı bölümleri sizlere aktarmak istiyorum. Bu noktada bir ayrıntı; bu satırları paylaştığımız günlerde, şimdi 'ulusal' demeye başlayan basınımızın bir kısım güzide mensupları, Kemal Derviş'in ve IMF temsilcilerinin yediği ekmeğin rengini bile haber yapıyorlardı.
Yazılara gelince İşte alıntılar: 'Ekonomik alanda yediğimiz darbeler algılama ve gerçek arasındaki mesafenin maalesef yıkılmasına yol açtı.' Ekonomik tabanlı 'destabilizasyon', daha doğrusu 'istikrarsızlaştırma' politikası maalesef ilk sonuçlarını vermeye başladı. Kim olduğu ve nereden geldikleri, algılamalarımızın kör edilmesi sonucu unutulan adamlar, şimdi kurtarıcı havalarında ülkenin yönetimine getirilmeye çalışılıyor. Şimdi bir sorun kendinize. Biz kimiz? IMF ve birkaç sermaye grubunun oyuncağı mı? Yoksa AB veya Amerika'nın paralı askeri mi? Üstümüzde oynanan oyunlara 'DUR' diyemez ve bu gaflet uykusuna devam edersek, iki yıl sonra inanın çok geç olacak. 'Ekonomik alanda gafletimizi, algılamadaki gafletimizle' birleştirip kullananların ve türevlerinin bir silahı daha var. 'AB umut yolu'. AB'ye gireceğiz herkese aş, herkese iş gelecek diyenler. Gümrük Birliği'nin Türkiye aleyhine nasıl işlediğini, nasıl AB lehine varlık transferi gerçekleştiğini halka yıllar sonra nasıl açıklayacaklar? Hedef gayet açık. 'AB kapısına asılmış, kişiliksizleştirilmiş ve AB, ABD arasında sıkışmış bir Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ve en planlı saldırısıyla karşı karşıya. Dünyanın en büyük enerji ve maden yataklarına giden bölgede anahtar konumda olan ve büyük bir işgücüne sahip bu ülke, maalesef dönüştürülüp, kişiliksiz bir geçiş bölgesi haline getirilmeye çalışılıyor. Bu eylemi hayata geçirenler bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Biz üç, beş milyar dolar için bazı kavramlardan vazgeçmeyi içimize sindirebilseydik, savaşları yaşamadan, Cumhuriyet'in kurulması aşamasında yaşadığımız sıkıntıları çekmeden, hemen teslim olurduk. Gün 'ulusal bilincin' uyanma ve algılamaları üzerindeki perdeyi kaldırma günüdür. Kimin 'kim' olduğuna ve ne yapmak istediğine lütfen dikkat !... Ulu önder Atatürk diyor ki; 'Türk halkını ancak ve ancak Türk halkının azmi ve iradesi kurtaracaktır'. Oynanan oyunları göremez ve bu tuzakların farkına varamazsak 2000 yılında sermaye piyasaları yoluyla ekonomik özgürlüğümüzü çekip alanlar, bir dahaki sefere ruhumuza pranga vurmak isteyecekler. Bir düşünürden aldığım bir cümleyle veda etmek istiyorum. 'Uykudakiler uyansın belki yanmak vaktidir, gerçekleri bilenler toplansın bilin ki vermek vaktidir.'
Sonuç: 2000 yılında borsa endeksi tepe noktasını test ederken, sermaye piyasalarında başlayan satış, dolar kurunu patlatmadan yabancıları yurtdışına, transfer ederken, kriz çıkıp büyük kurtarıcılar Türk halkına 'antitez' olarak kabul ettirilirken, o günlerde hep şunu savundum; 'bu süreç içinde çok yakında piyasaların yeniden çok güzel göründüğü ama bu güzellik altında 'Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve ekonomik anlamda tasfiye edilmeye' başlanacağı günler gelecek, tek çıkış her alanda ulusal bilinci oluşturmak ve bu bilinci hayatımızın merkezi haline getirmek 'Sevgili dostlar, işte o günler geldi. Sıcak paranın ortamı pembeye boyadığı, boyanın her yana bulaştığı ortamda da ekonomik-siyasi yapımızın süratle yok edilerek,Kıbrıs'ta, Kuzey Irak'ta hiçbir çizgimizin kalmadığı günler. Şimdi tek çıkış var; 'kontrollü antitezcilere aldanmadan', gerçek ulusal bilinci şahlandırmak.
Son söz: ABD, AB, İsrail veya diğerleri Türkiye'de artan 'dalgadan' korkuyorsanız artık çekin ellerinizi bu ülke üstünden. Haftada bir milyar dolar faiz ödeyen, 1946'dan beri rahat yüzü görmeyen bu halkın size ve işbirlikçilerinize tepkisi çok sert olabilir.
Sevgili dostlar, yukarıdaki haber gelişen tehlikeyi gösterme açısından olumlu bir haber olmakla birlikte 'tezi de, antitezi de yarat, arada kalan herkesi kontrol et' gerçeğini bilen biri olarak beni yeni bir tehlike konusunda uyardı; 2000 yılında bu ülkeye gerekli olduğu konusunda hem fikir olduğumuz ve o günlerde adını koyduğumuz tez yani 'ulusal bilinç' sahte savunucular tarafından üstlenilebilir ve sulandırılabilir aynen yukarıda özü geçen cümlede açıklandığı gibi; 'tezi de antitezi de kontrol ederek bütünü kavra'.
Peki 'ulusal bilinç' nasıl tanımlanabilir? Bu konuda, ortaya yeni çıkanlar veya geçmişteki görüşleri, akıl hocaları bilinirken trende göre bir anda ulusalcı olanlar ile birlikte sanki yeni bir şey söylüyor olmamak için geçmişe dönmek ve bu köşede çıkan 'ulusal bilinç' başlıklı yazılardan bazı bölümleri sizlere aktarmak istiyorum. Bu noktada bir ayrıntı; bu satırları paylaştığımız günlerde, şimdi 'ulusal' demeye başlayan basınımızın bir kısım güzide mensupları, Kemal Derviş'in ve IMF temsilcilerinin yediği ekmeğin rengini bile haber yapıyorlardı.
Yazılara gelince İşte alıntılar: 'Ekonomik alanda yediğimiz darbeler algılama ve gerçek arasındaki mesafenin maalesef yıkılmasına yol açtı.' Ekonomik tabanlı 'destabilizasyon', daha doğrusu 'istikrarsızlaştırma' politikası maalesef ilk sonuçlarını vermeye başladı. Kim olduğu ve nereden geldikleri, algılamalarımızın kör edilmesi sonucu unutulan adamlar, şimdi kurtarıcı havalarında ülkenin yönetimine getirilmeye çalışılıyor. Şimdi bir sorun kendinize. Biz kimiz? IMF ve birkaç sermaye grubunun oyuncağı mı? Yoksa AB veya Amerika'nın paralı askeri mi? Üstümüzde oynanan oyunlara 'DUR' diyemez ve bu gaflet uykusuna devam edersek, iki yıl sonra inanın çok geç olacak. 'Ekonomik alanda gafletimizi, algılamadaki gafletimizle' birleştirip kullananların ve türevlerinin bir silahı daha var. 'AB umut yolu'. AB'ye gireceğiz herkese aş, herkese iş gelecek diyenler. Gümrük Birliği'nin Türkiye aleyhine nasıl işlediğini, nasıl AB lehine varlık transferi gerçekleştiğini halka yıllar sonra nasıl açıklayacaklar? Hedef gayet açık. 'AB kapısına asılmış, kişiliksizleştirilmiş ve AB, ABD arasında sıkışmış bir Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ve en planlı saldırısıyla karşı karşıya. Dünyanın en büyük enerji ve maden yataklarına giden bölgede anahtar konumda olan ve büyük bir işgücüne sahip bu ülke, maalesef dönüştürülüp, kişiliksiz bir geçiş bölgesi haline getirilmeye çalışılıyor. Bu eylemi hayata geçirenler bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Biz üç, beş milyar dolar için bazı kavramlardan vazgeçmeyi içimize sindirebilseydik, savaşları yaşamadan, Cumhuriyet'in kurulması aşamasında yaşadığımız sıkıntıları çekmeden, hemen teslim olurduk. Gün 'ulusal bilincin' uyanma ve algılamaları üzerindeki perdeyi kaldırma günüdür. Kimin 'kim' olduğuna ve ne yapmak istediğine lütfen dikkat !... Ulu önder Atatürk diyor ki; 'Türk halkını ancak ve ancak Türk halkının azmi ve iradesi kurtaracaktır'. Oynanan oyunları göremez ve bu tuzakların farkına varamazsak 2000 yılında sermaye piyasaları yoluyla ekonomik özgürlüğümüzü çekip alanlar, bir dahaki sefere ruhumuza pranga vurmak isteyecekler. Bir düşünürden aldığım bir cümleyle veda etmek istiyorum. 'Uykudakiler uyansın belki yanmak vaktidir, gerçekleri bilenler toplansın bilin ki vermek vaktidir.'
Sonuç: 2000 yılında borsa endeksi tepe noktasını test ederken, sermaye piyasalarında başlayan satış, dolar kurunu patlatmadan yabancıları yurtdışına, transfer ederken, kriz çıkıp büyük kurtarıcılar Türk halkına 'antitez' olarak kabul ettirilirken, o günlerde hep şunu savundum; 'bu süreç içinde çok yakında piyasaların yeniden çok güzel göründüğü ama bu güzellik altında 'Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi ve ekonomik anlamda tasfiye edilmeye' başlanacağı günler gelecek, tek çıkış her alanda ulusal bilinci oluşturmak ve bu bilinci hayatımızın merkezi haline getirmek 'Sevgili dostlar, işte o günler geldi. Sıcak paranın ortamı pembeye boyadığı, boyanın her yana bulaştığı ortamda da ekonomik-siyasi yapımızın süratle yok edilerek,Kıbrıs'ta, Kuzey Irak'ta hiçbir çizgimizin kalmadığı günler. Şimdi tek çıkış var; 'kontrollü antitezcilere aldanmadan', gerçek ulusal bilinci şahlandırmak.
Son söz: ABD, AB, İsrail veya diğerleri Türkiye'de artan 'dalgadan' korkuyorsanız artık çekin ellerinizi bu ülke üstünden. Haftada bir milyar dolar faiz ödeyen, 1946'dan beri rahat yüzü görmeyen bu halkın size ve işbirlikçilerinize tepkisi çok sert olabilir.