Dünya2 Şubat 2006 00:00

Yankee, go home - Mehmet Talay

Latin Amerika’da son 5 yılda yaşananlar, dünyada olduğu gibi bizde de ciddi bir şekilde değerlendirilmeye çalışılıyor. Ancak soldaki dağınıklığın sonucunda, hemen her sol yazar bu gelişmeleri “sol bir dalga “ olarak değerlendiriyor. Ancak bu dalganın çıkış noktalarını göz ardı ediyorlar.Venezüella, Brezilya, Arjantin, Uruguay, Bolivya ve Şili... Bu ülkelerde işbaşında bulunan liderlerin ortak özellikleri solcu olmaları değil, “ABD karşıtı olmalarıdır.” Bu karşıtlık, “ABD’nin Monroe Doktrini” ile Amerika kıtasına koyduğu “özel rezervi”nin iflas etmiş olmasında kendini ifade etmektedir.Artık Latin Amerika, ABD’nin arka bahçesi olmadığı gibi, ABD’nin en ufak bir müdahalesine bile karşı çıkacak bir hassasiyet kazanmıştır. “En önemli nokta ise; Brezilya ve Arjantin’in IMF’ye borçlarını zamanından önce ödeyerek, bu sömürü kurumunu ülkelerinden kovmaları bu hassasiyetin ürünüdür “fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Son zamanlarda Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasına yoğunlaşan ABD’nin, Latin Amerika hezimeti; birikmiş nefretin seçimlere yansıyan sonuçlarından başka, bölge ülkelerinin ABD’nin 200 yıldır bölgede kurduğu hegemonik dengeye ard arda indirdikleri önemli siyasi ve ekonomik darbeler silsilesidir. Artık ABD’nin, Latin Amerika ülkelerinde sıradan hale getirdiği askeri darbeler yerini, ABD politikalarına karşı yapılan siyasi ve ekonomik darbeler silsilesine bıraktı. Özellikle 2005 yılı bu darbeler silsilesinin en yoğun yaşandığı yıl oldu.

Görüldüğü gibi, Latin Amerika’da bu süreç yani Monroe doktrini 2000 yıllık bir geçmişe sahip. Bu süreçte Latin Amerika halklarının yaşadığı sömürü, katliam, darbeler, yokluk ve yoksulluklar güçlü bir deneyim kazanmalarını sağlamıştır.

Aynı doktrinin benzeri bizde ve Ortadoğu’da da uygulanıyor.

Marshall Planı ile başlayan bu süreç, Sadabat Paktı, Cento ile sürdü. 80’li yıllara gelindiğinde “Yeşil Kuşak Doktrini” ile yeni boyutlar kazandı.

Özellikle Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra hız kazanan neoliberalizm ve bunun yeni Doktrini “Küreselleşme”, yangın yeri gibi Ortadoğu ve Asya toplumlarını etkisi ve hegemonyası altına almıştır.

Afganistan ve Pakistan’la başlayan açık işgal, Kuveyt ve Irak’la sürmüştür. Şimdilerde İran ve Suriye işgal edilmeye hazırlanıyor ABD tarafından.

Ancak, işgallerin olması için, o bölgede belli bir “gerilimin” olması şarttır. Gerilim olmaksızın işgalin haklı (!) gerekçesi olamaz.

İşte en büyük provokasyonda buradadır.

İran’da Cumhurbaşkanlığını radikal İslamcı Ahmedincan’ın kazanması, Filistin’de Hamas’ın seçimden galip çıkması İslami dalganın yükselişi değildir. Bu sonuçların arkasında ABD’nin olduğundan kuşku duymaktayım.

İkiz Kulelerin yıkılmasından sonra dünyaya ilan edilen düşman “Siyasi İslam”dır. Yani dünya kamuoyuna verilen mesaj şudur:

“Modern dünyanın en büyük düşmanı Siyasi İslam’dır.”

Öyleyse bir bölgede “siyasi İslam”dan yana olan bir güç yönetime gelirse, orada “modern dünya” için tehdit (!) vardır. Öyleyse bu “gerilim unsurları (!)” CIA tarafından desteklenip iş başına getirilmeli. İşte size “gerilimi” yükseltmek ve işgale geçmek için hazırlanmış gerekçe (!)

Bu aralar ABD ile gizli birçok askeri işbirliği anlaşmaları yapılmaktadır.

Basından çıkan haberlere bakmak bunu görmek için yeterlidir.

Son aldığımız bilgiye göre; ABD, Çeşme’de bir üs kurma hazırlığındadır. Yaklaşık 4 bin civarında ABD askeri personeli, Çeşme’de ev tutmak için çalışmalara başlamışlardır. Mordoğan Körfezini kapatacak olan bu üssün kuruluşundan sonra İncirlik’teki kimi teknik donanım ve personel buraya geçecektir.

Neden Çeşme? Acaba ABD olası bir İran ve Suriye saldırısı sonrasında atılacak balistik füzelerin menzili dışında bir üs kurmayı mı planlıyor acaba?

Hani “bağımsızlık bizim karakterimizdi”?

Mehmet Talay