Siyaset31 Ocak 2006 00:00

ÇANKAYA HAT MIDIR, SATIH MIDIR? - Hüseyin Mümtaz

Benim hatırlayabildiğim bütün Cumhurbaşkanlığı seçimleri belli ölçülerde tartışmalı geçmiştir. Fakat 16 ay öncesinden başlayan ve son hafta içinde birden baş döndürücü bir hız kazanan şimdiki tartışma hepsini gölgede bırakacağa benziyor. Bırakın seçimi, anket sathı mailine bile hayli erken girildi. Baykal; “Erdoğan’ın seçilmesi tehlikeli, kadrosu militan” dedi; Erdoğan, “Biz seçeceğiz, siz de kabul edeceksiniz” cevabını verdi. Baykal sordu, “Siz kimsiniz? Cumhurbaşkanı’nı parlamento seçer”. Baykal’ın amacı Cumhurbaşkanı seçiminin yapılacağı 2007 Mayıs’ından önce ülkeyi erken genel seçime götürerek parlamentonun yapısını değiştirmek, bir ölçüde Cumhurbaşkanlığı seçimde Erdoğan’ın önünü kesmek.. Peki, bir erken genel seçim Akepe’yi nasıl etkiler? Cevap; 360 ile değil, 230-250 ile gelir, yine en büyük parti olur... Tek başına iktidar olabilir mi? Anketler koalisyonu işaret ediyor. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesfusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupondiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Baykal’ın telaşı ne?

Akepe’nin “devleti” ele geçirmesini engellemek..

Çünkü büyük bir çoğunlukla tek başına iktidar olmasına rağmen Erdoğan halen devlete nüfuz edebilmiş değil.

Örneğin Yüksek Yargı, Rektör ve bazı kurum atamalarında son söz sahibi olamıyor. Halbuki Köşke çıkacak bir Erdoğan kimseye sormadan, geri çevrilme endişesi olmadan her türlü atamayı sorgusuz sualsiz yapabilecek..

Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının atanmasında bir takım telkinlerde bulunabilecek..

Kaldı ki o konuda şimdi de pek fazla bir zorluğu olduğunu düşünmüyoruz.

Asker geçen hafta Cumhurbaşkanlığı seçimine iki farklı açıdan, fakat “doğrudan” müdahil oldu.

Önce emekli cenahtan Tuncer Kılınç Paşa “Çankaya’ya çıkacak olan, başörtülü eşini boşasın” dedi, her türlü tartışma-anlaşma marjını bir kalemde sildi attı.

Sonra piyasaya Murat Yetkin’in “isminin saklı tutulmasını isteyen üst düzey askeri kaynak”ı çıktı. Biz de yazıyı döşendik.

Bu noktada Akşam’ın gerçekleştirdiği büyük bir gazetecilik başarısının altının çizilmesi gerek.

Akşam 26 Ocak 2006 günü ile ilgili nefis bir zaman çizelgesi çıkarmış ve haberine “KOMUTANIN SÖZLERİ SEZER’İ ÜZDÜ” başlığını koymuş.

1.                          Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 26 Ocak programını bir gün önce basın kuruluşlarına duyurdu. 25 Ocak tarihli duyuruda Sezer’in, perşembe günü saat 14.30’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile görüşeceği bildirildi. Bu bilgi Anadolu Ajansı’nın (AA) 26 Ocak sabahı saat 08.58’de geçilen gündeminin 5’inci maddesinde de yer aldı. 5’inci maddede, “Cumhurbaşkanı Sezer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’ü Çankaya Köşkü’nde kabul edecek. (Saat: 14.30)” ibaresi yer aldı.

2.                          Aynı gün Radikal gazetesinin manşetinde, üst düzey bir askeri kaynağa atfen “Kimin cumhurbaşkanı olacağı önemli değil, ne yapacağı önemli” açıklaması dikkati çekti.

3.                          Bu haber Ankara’yı hareketlendirirken Köşk’te saat 14.30’da yapılacağı açıklanan görüşme gerçekleşmedi.

4.                          AA, saat 15.40’ta “Gündemimizin 5’inci maddesinde yer alan Cumhurbaşkanı Sezer’in, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’ü kabulü, kaynağından iptal edilmiştir” açıklamasını basın kuruluşlarına duyurdu. Yani görüşmenin olmayacağı, görüşme saatinden bir saati aşkın bir süre sonra açıklandı.

5.                          Aynı dakikalarda Genelkurmay’ın söz konusu habere ilişkin açıklaması internet sitesine yüklendi. Genelkurmay, 15.30’da AA’ya düşen açıklamasında “Herhangi bir isim veya ihtimal üzerinde tutum ifade edici bir yargıda bulunulmamıştır” denildi..

Olayın son derece ilginç bir yönü var.

            Murat Yetkin’in Radikal’deki yazısı yayınlanıyor, sabah 05’te güncellenen Radikal’in internet sitesinden okuyorum.

Yorumlarımı yazıyorum. “Orgeneral Yuki”, www.acikistihbarat.com’da 11.09’da yayına giriyor..

            Sabah açıklanan listeye göre 14.30’da yapılması gereken Cumhurbaşkanı-Genelkurmay Başkanı zirvesi erteleniyor. Erteleme 15.40’da AA tarafından basına duyuruluyor.

            15.30’da da Genelkurmay Başkanlığı; “Bugünkü (26 Ocak 2006) bir gazetede askeri bir kaynağa atfen güncel konularda bazı değerlendirmelere yer verilmiştir.

            Bu değerlendirmeleri yapan medya mensubu ile kendisinin talebi üzerine verilen şahsi randevu kapsamında Genelkurmay II nci Başkanı görüşmüştür.

            Ziyaret esnasında genel konuşmalar yapılmış olup herhangi bir isim veya ihtimal üzerinde tutum ifade edici bir yargıda bulunulmamıştır.

            Sayın basın mensubunun yorumlarının yanlış bir algılamadan kaynaklanmış olabileceği değerlendirilmektedir.

             Yanlış anlaşılmaların önlenmesi amacıyla saygı ile duyurulur” açıklamasını yapıyor.

Böyle bir şey ilk defa gerçekleşiyor ey okur.

Yetkin 26 Ocak tarihli yazısında; “isminin saklı tutulmasını isteyen üst düzey askeri kaynak” tan bahsediyor ve kaynağını açıklamıyor.

Aynı gün Genelkurmay “bir medya mensubunun, kendi randevu talebi üzerine Genelkurmay II’inci Başkanı ile görüştüğünü” açıklıyor.

Murat Yetkin Genelkurmay’ın açıklaması üzerine ertesi gün (27 Ocak) yazdığı notta isim açıklamadan yine ve ısrarla randevu talebi üzerine kendisini kabul eden kaynak”tan sözediyor.

Gene isim açıklamıyor.

Ocak’ın 28’inde yazdığı “Siyaset Buluttan Nem Kapar Halde“ başlıklı yazıda da yine bir vesile ile denk getirip isim vermeden “Genelkurmay Yetkilisi”nden söz ediyor.

Ortada acayip bir durum var kıymetli okuyucu..

1.       Yetkin kaynağının ismini vermiyor.

2.      Genelkurmay “Gazeteci ile görüşen İkinci Başkan’dı” diyor, onlar da gazetecinin kimliğini söylemiyor.

3.      Yetkin ertesi ve daha ertesi gün, Genelkurmay’ın açıklamasına rağmen kaynağını söylemiyor.

Yâni şimdi (güya) Yetkin’in kaynağı ve İkinci başkan’la konuşan gazeteci “gizli”.. Kimse birbirini ifşa etmiyor, muhatap kabul etmiyor.  

Yetkin kaynağı ile arasındaki isim açıklamamak konusundaki mutabakatına sadık kalıyor.

Peki, adının açıklanmasına izin vermeyen İkinci Başkan’ın ismi Genelkurmay açıklamasına nasıl konuyor?

Demek yetkin’le konuşan, II’inci Başkan değil..

            İkinci Başkan, yoksa Birinci başkan’dan habersiz mi gazeteciyi kabul edip, onun paylaşmadığı, onayının alınmadığı yorumlarda bulunuyor?

            Gelinen nokta ne olursa olsun durum tam açıklığa kavuşmamıştır kıymetli okuyucu ve bizce, bizim ilk olarak 8 Aralık 2005 tarihli, “Denktaş Böyle Eziyet Görmedi” başlıklı yazımızda bahsettiğimiz Yuki’(ler)nin “kimliği” , aslında kim oldukları ve ne yapmak istedikleri daha çok su götürecektir.

            Biz de yorumlarımızı,  mecburen Genelkurmay’ın açıklamasına göre değil, Murat Yetkin’in adı açıklanmayan kaynağına atfen sürdüreceğiz.

            Çünkü Genelkurmay açıklamasına göre İkinci Başkan’ın kimle görüştüğünü ve neler söylediğini bilmiyoruz.

            Biz Cumhurbaşkanı seçimi konusunda adı açık ama emekli ve “adı gizli” fakat muvazzaf iki farklı kaynaktan açıklanan iki ayrı görüşün de yanlış olduğunu düşünüyoruz.

            Kılınç’ın söyledikleri daha önce söylediğimiz gibi pazarlık-anlaşma-çözüm marjını ortadan kaldırmakta, köprüleri atmaktadır.

            Öte yandan, “adı gizli kaynağın” açıklamalarının da yine aynı şekilde iler tutar tarafı yoktur.

            Beyimiz, Genelkurmay açıklamasının aksine resmen ve de isim değilse bile makam belirterek buyuruyor ki;

            Yasalarımız cumhurbaşkanı seçilecek kişinin, ya da eşinin nasıl giyinmesi gerektiğini söylemiyor. Bu nedenle Sayın Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı olması önünde bir engel bulunmuyor. Derseniz ki, kılık kıyafet resepsiyonlarda bir rahatsızlık yaratırsa... Rahatsız olursanız, resepsiyona katılmazsınız olur biter. Bakarsınız öyle bir durumda resepsiyon da yapılmaz.”

            Kılınç da, adı gizli kaynak da sorunu başörtüsüne indirgerse olacağı budur..

            Resepsiyonlara gitmezsiniz, olur biter..

            Cumhuriyet, devlet, anayasanın değişmeyen maddeleri bir yana, başörtüsü ve resepsiyon bir yana..

            İlk günden biz Mayıs 2007’den sonra size eşsiz davetiye gönderileceğini yazıyorduk..

            Hadi söylediğiniz gibi resepsiyon yapılmayacak..

            Yabancı konukların gelişlerinde resmi kabuller, yemekler de mi verilmeyecek?

            O zaman da Köşk’e “eşsiz” çıkıp türbanlılara “elma suyu” içerek mi eşlik edeceksiniz?

            Aslında problemi sadece başörtüsüne indirgemek hem sorunun tamamının gözden kaçırılmasına neden oluyor, hem de başörtüsü bezirgânlarının ekmeğine yağ sürüyor.

            “Onlar”, olayın “karşı taraf” tarafından sembolleştirilmesinin daha çok işlerine geldiğini ve istismara müsait zemin oluşturduğunu düşünüyorlar.

Mücadeleyi kendi sahalarında ve kendi oluşturdukları şartlar doğrultusunda kabul ediyorlar.  

Beyimiz buyuruyor; Bizim için 2007'de kimin cumhurbaşkanı olacağı değil, seçilen kişinin ne yapacağı önemli. Anayasa korundukça sorun yok”.

Yapmayın yahu… Astsubay adayının bile yedi ceddi araştırılırken Cumhurbaşkanı adayının geçmişi, kimliği, değişip değişmediği, gelişip gelişmediği hiç önemli olmayacak. Yahut değişerek geliştiyse, veya gelişerek değiştiyse bu; sonrası için yeterli olacak öyle mi?

Beyimiz buyuruyor; “Örneğin Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi'ni işletme yetkisine sahip. Anayasa'nın değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif edilemeyecek ilk üç maddesi var. Anayasa böyle diyor ama, birisi çıkıp değiştirilmesini teklif ederse ne yaptırım uygulanacağını söylemiyor. Demek ki aslında buna yasal bir engel yok.”

Her şeyin anayasada ille de yazması mı gerekli?

Mustafa Kemal Samsun’a çıkarken hangi anayasa maddesinden yetki aldı?

Demek ki beyler, “Sakarya’daki Atatürk’ü” bröveye koymakla da her şey bitmiyor.

Beyimiz, Murat Yetkin’in ismini açıklamadığı, açıklamamakta ısrar ettiği “minik kuş” her şeyden konuşuyor da nedense Genelkurmay’ın internet sitesinde halkın önerisine sunulan “KKK Taslak Birlik Sembolü” hakkında renk vermiyor.

Bu vesile ile kıymetli okuyucu Atatürk’ün, Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinin en üstüne konulmuş olan sözünü de okuma olanağı bulduk..

“Yurtta Barış-Dünyada Barış”..

Herhalde dünyada “barış”tan bahseden tek silahlı kuvvetler bizimki oluyor.

Hangi koşullarda söylendiği ve önü ile arkası iyice incelendikten sonra ancak belli düzlemlerde bir devlet politikası olabilecek bu vecize nasıl oluyor da görevi savaşmak olan bir kuruluşun “şiarı” haline getirilebiliyor?

Peki, Atatürk’ün, meselâ 1920 yılında Afyon Kolordu Karargâhı’nda subaylara hitaben yaptığı konuşma neden düşünülmüyor sitenin açılış sayfası için?

Meraklısı, “Yüzbaşı Gibi” adlı kitabımızın arka kapağında konuşmanın tam metnini bulabilir..

KKK Taslak Birlik Sembolü’nün eski Atatürklü, Atatürksüz ve tepki üzerine yeniden çizilen yeni Atatürk’lü taslaklarını Sabah Gazetesi de internet sitesinde okuyucu beğenisine sundu.

30 Ocak 2006 Sabahı “Yeni Asya” Gazetesi’nin manşet haberine göre. Üç farklı bröve örneğinin oylandığı ankette, eleştirilerden sonra hazırlanan en son taslak (Atatürklü) yüzde 26.03 oyla son sırada yer alırken, brövenin değiştirilen ilk şekli (Atatürklü) yüzde 26.58 ile ikinci, defneli (Atatürksüz) bröve ise yüzde 47.39 oyla birinci sırada yer alıyor.

Tabii Sabah’ın ilk anket uyanıklığı; Atatürklü oyları eski ve yeni olmak üzere ikiye bölmüş, Atatürksüzü olanı ise yalnız ve tek başına bırakmış olması…

Madem öyle, Sabah ve Yeni Asya uyanıklarının sevinçlerini kursaklarında bırakmak için şöyle bir yöntem geliştirsek de Atatürklü oyları bir, Atatürksüz oyları bir toplasak ne derler acaba?

Tabii cümle cümbür cemaatlerin de işi gücü bırakıp sabahtan akşama Atatürksüzü tıkladıkları gerçeğini göz ardı etmeden..

            Minik Kuş çok şey söylüyor, söyledikleri ile bir anlamda geleceğini garanti altına alıyor ama Kurtlar Vadisi’nden, Çuval’dan da bahsetmiyor.

            Oysa ben kendi hesabıma 4 Temmuz’un, Amerika’nın Bağımsızlık günü olduğunu hiç unutmayacağım..

Hele 2003’ün 4 Temmuz’u asla aklımdan çıkmayacak..

Çünkü 6000 yıllık Türk tarihinin en büyük rezaleti, en korkunç ayıbı olan Süleymaniye Çuval harekâtı tam da o gün gerçekleşmişti.

Çuval’ın rövanşının, ancak senaryosu yazdırılmış dizi setlerinde “artizlere” aldırılmaya çalışılmasını da hem milletin gazını almaya yönelik bir dümen hem de muhteremlerin, hadi bilimsel adını söyleyip de etrafa ayıp etmeyelim; kendi kendilerini tatmin operasyonu olduğunu düşündüğüm için iki gün sonra vizyona gireceği duyurulan Kurtlar Vadisi-Irak filmini seyretmeyi de reddediyorum.

Aslına bakarsanız aynı filmin televizyon dizisinin de tek karesini zaten izlememiştim.

Ama Yetkin’in isminin açıklanmasını istemeyen kaynağının konuştukça önü açılan, geleceği parlayan ufuk macerasının müteakip perdelerini, öyle anlaşılıyor ki milletçe izlemeye devam edeceğiz. 

O zamana kadar okuyucunun şu soruya cevap aramasını öneriyorum:

“Çankaya son mevzi midir?”     31 Ocak 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”