Siyaset30 Ocak 2006 00:00

YAP-BOZ BIRLEŞİYOR: TÜSİAD FEDERASYON IHANETİNİN NERESİNDE ?! - Suat PARLAR

Güneydoğu meselsinde birileri bize diyor ki; "siz artık beraber yaşayamazsınız, bu mümkün değildir". Devamlı olarak böyle bir mesaj aktarımı var. Beyinlere sürekli olarak bu kazınmaya çalışılıyor. Bundan Türkiye sermayesi de yararlanıyor. Çünkü Türkiye sermayesine dışarıdan çok net bir biçimde şu mesaj verildi ve denildi ki; "bu bölgenin yükünden kurtulun, bu kaynaklar sizin için çok fazla önemli değil, biz size kaynak aktaracağız. Nasıl kaynak aktaracağız?    Doğrudan sermaye yatırımı belki olmayacak ama, pek çok noktada, özellikle, ticari sermayeler anlamında sizinle ortaklıklar kullanacağız. Size yeni kaynaklar gelecek. Dolayısıyla çok geniş bir ülkeye hükmetmek gibi, egemen olmak gibi bir tasarımınız olmamalı". TÜSİAD, rapor üzerine rapor yayınlıyor. Bunları nasıl görmezden geliyoruz? Yani, o yayınlanan raporlar “Kürtlerin” de çok hoşuna gidiyor olabilir ve diyebilirler ki; "TÜSİAD demokrat oldu". Aslında söylenen şudur; "bir an evvel çözülsün. Bir an önce buralardan vazgeçilsin ve buralara yeni bir statü uygulansın". Yani bu büyük yapılar dağıtılsın isteniyor ve bu siyasi coğrafyada, artık, özellikle kapitalist egemenlik sistemleri veya emperyalist sistem üzerinde basınç yaratacak büyük ulus-devlet yapıları istenmiyor. Çünkü böyle bir yapı içerisinde ortaya çıkacak toplumsal hareketlerin tepkileri de çok büyük olurlevitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesdiscount drug coupons site printable coupons for cialiscleocin 150 mg read cleocin 300 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Büyük siyasi coğrafyada ortaya çıkan emek hareketlerinin hem etkileri çok büyük olur, hem de onların kaynaklar üzerinde yarattığı bir basınç vardır. Türkiye'de emek hareketi kıpırdanıyor, büyük ölçekli emek hareketlenmeleri Türkiye'de sistemi -ki sistem son derece kırılgan- baskı altına alır. Bu baskıyı göze alamazlar. Bu baskının sonuçları kendileri açısından ağır olur. Bugünün yarını da var. Bu kadar özelleştirme yapılıyor, binlerce insan sokaklara atılıyor, tepkiler oluşuyor. Belki bir müddet sonra grev dalgaları ortaya çıkacak. Bunun yaratacağı bir sistem basıncı var. Onun için mecburen bu hareketlenmeleri durdurma adına, özellikle, ülkenin ekonomik kaynakları üzerinde, ülkenin diğer kaynakları üzerinde giderek söz sahibi haline gelebilecek bir takım siyasi projelerin önüne geçmek adına "Türk, Kürt, Çerkez, Laz" diye bölecekler, ayıklayacaklar, atomize edecekler, birbirinin karşısına koyacaklar. Bunun yapılmasının yolu nereden geçiyor; hasımlaşmadan, düşmanlaşmadan, birbirine silah çekmeden geçiyor. Bunu sağlamaya çalışıyorlar. Bunu yapmaya hazır zaten alt kadrolar vardır.

Ancak dünya ekonomisi artık o kadar içiçe ki, herhangi bir Türkiye çapındaki orta büyüklükte meydana gelecek bir kriz sarmal etkisi yaratacaktır. Bu kırılganlığı da hesaba katıyorlar. Denilebilir ki, “o anlamda böyle bir kan banyosu kırılganlık yaratmayacak mı”? Siz ekonominin komuta-kontrol merkezlerini elinizin altında tutarsınız, "en iyi ticaret savaştır". Tam tersine böyle bir savaş ekonomisi sermayenin birikim süreci anlamında yeni canlanmaları da beraberinde getirebilir. Böyle bakıldığında, Türkiye sermayesi barışçı değil, savaşçıdır. Savaş ekonomisi koşullarını bu anlamda savunuyor. Onların barış ilanları, TÜSİAD'ın devamlı olarak bu konuda raporlar düzenlemesinin arka planını iyi okumak lazım. Çünkü çözüm adına hep şu söylenildi; "biz, artık bize problem olan bölgelerden vazgeçmeliyiz", bunu bize büyük sermaye söyledi. Emperyalizm zaten bu konuda bir programa sahip. Peki bunu kim uygulayacak? Bunun uygulanılması görevi halka verildi. Birbirimizle çatışırsak, kan banyosu olursa bu uygulamaya geçecek. Bunun üzerine çıkan sahte arabulucuların nihai hedefi de şu olacaktır; "beraber yaşayamıyorsunuz, Türkiye'ye yeni statüler, yeni kurumlaşmalar lazım". Bu kurumlaşmaların çerçevesi önümüzdeki dönemde belirecek.

Bir başkanlık sistemi (son zamanlarda Fetullahçı Erkan Mumcu) söz konusu. Onun dışında da hızla "devletin tekliği" prensibinin ortadan kalktığını göreceğiz. Bu anlamda zaten "iller yasası" gibi bazı yasalar da hazırlıklar yapılmıştı. Başlangıçta, adı özerklik olmayan bir özerklik, ondan sonra adı federasyon olmayan bir federasyon gündeme gelecek. Bu türden bir yapılanma gündemdedir. Ama bu yapılanmanın olabilmesi için önce bu topluma kabul ettirilmesi gerekiyor. İnsanların birbirinden nefret etmesi ve kan banyosu gerekiyor. Belki Türkiye bir Yugoslavya olmayacak ama, Türkiye'de çok ciddi bir kan banyosunun gündemde olduğu görülüyor. Bunun emareleri mevcut. Ama o kan banyosuyla birlikte her kim ki "barış" diye ortaya çıkar, onun konumunu iyi saptamak lazım. Çünkü o barış "sahte barış" olacaktır. O barış, emperyalist hegemonyanın dayattığı bir barış olacaktır. Brüksel'den, Washington'dan barış gelmez. Tam tersine, bu savaşı körükleyenler zaten buralarda oturuyor. Bunu net olarak görmek lazım. Ama buradaki egemenlik sisteminin işleticilerinin de iyi görülmesi gerekiyor.

TÜSİAD “Kürtlere” dost olabilir mi? Bu düşük yoğunluklu çatışma döneminde, o bölgedeki ekonominin yıkılmasından yağmalanmasından en fazla istifade eden TÜSİAD'çılar oldu. Bir geçimlik ekonomi yıkıldı, yedek iş gücü depoları oluşturuldu, muazzam bir iç göç yaşandı. “Kürtler” niye bu meseleleri sınıfsal ve ekonomik açıdan değerlendirmiyorlar. Muazzam bir silah sanayii gelişti. Ordu en büyük tedarikçi olarak inanılmaz ölçüde malzeme aldı. Kimlerden aldı bu malzemeyi? TÜSİAD semirdi, gelişti. TÜSİAD kanla beslendi. Büyük sermaye ve tekeller, Türkiye'de kanla beslendiler. Türkiye sadece buradaki büyük sermayeyi de beslemedi, aynı zamanda Amerika'daki silah endüstrisini de besledi. Büyük sermaye emperyalizmle çok sarmaş dolaş vaziyettel. Onun için Türkiye Irakın Kuzeyine devamlı gayri resmi barış elçileri gönderiyor. Bir tanesi bir türkücü.

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın müsteşarı Barzani'yi ziyaret etti, bir heyetle birlikte. Gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Tam tersine o anlamda oradaki devlete razı olmak, o devletle ilişkiler geliştirme, hatta mümkün olursa bir stratejik ittifak geliştirme arayışı var. Orada fiilen devlet oluştu. Burada da zaten başı çeken İsrail. Türkiye oradaki devleti fiilen tanıyor zaten. Ama bunların çok açık gündeme getirilmesi zor. Tutup da egemenlik sistemi kendi meşruiyetini sarsmadan ben o bölgede, Amerika'nın, İsrail'in kurdurduğu "Kürt devleti"ni tanıyorum diyebilir mi? Diyemez. Büyük fotoğrafı görüp, o büyük fotoğraftan açılımlar yapmak daha doğru bir tutum olur bence.