Dış Politika26 Ocak 2006 00:00

ORGENERAL YUKİ - Hüseyin Mümtaz

Orhan Boran’ın, elli yıl önceki radyo dünyasının kıt stüdyo olanaklarıyla yarattığı sanal güldürü kahramanının adıdır ‘’Yuki’’..             Kimsenin açıkça söyleyemediği netameli konuları Yuki’sine söyletirdi Orhan Boran.             Murat Yetkin’in de etkili ve yetkili ama yüzü-kimliği gizli ‘’üst düzey’’ bir askeri kaynağı var uzun zamandır biliyorsunuz..             Aslında Genelkurmay Başkanı Sayın Özkök, Allah uzun ömür versin; uzun yıllar sonra devr-i iktidarındaki üç olay dolayısı ile çok hatırlanacak ve hiç unutulmayacak.             1. Çuval; 2. AB yolundaki en kritik uygulamalara imza atan siyasi iktidarın önünü açan ‘’demokrat’’ tutumu ve 3. ‘’İsminin açıklanmasını istemeyen bir üst düzey askeri yetkilinin’’ her zamankinden fazla ve sık konuşması..             Özkök göreve başlar başlamaz sert bir tavır takınarak askeri konularda kendisi ve İkinci Başkan’dan başkasının konuşmasını yasaklamıştı. Bu tavrın bir diğer yansıması Denktaş’a sergilenen yaklaşımda kendisini göstermişti. Denktaş’ın, Kıbrıs’taki görevleri dolayısı ile neredeyse üsteğmenliklerinden beri tanıdığı orgeneraller ile görüşmesini; ‘’Tek başkan benim, benimle görüşün’’ diye engellemişti.symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

 Ama bu sert ve disiplinli tutum nedense Yuki’nin Murat Yetkin’e demeç vermesini bir türlü engelleyemiyor.

            Askeri ilgilendiren, sokaktaki vatandaşın bile askerin cevap hakkının doğduğunu düşündüğü hassas konularda Genelkurmay’ın reaksiyon süresi anlamsız bir şekilde uzadıkça Yuki sahne alıyor ve Yetkin’in köşesinde fikirlerini dile getiriyor.

            Etki-yetki ve üslûbundan orgeneral olduğunu varsaydığımız yeni Yuki bu sefer de demiş ki; ‘’Bizim için 2007'de kimin cumhurbaşkanı seçileceği değil, seçilenin ne yapacağı önemli. Cumhurbaşkanı Anayasa'nın korunmasından yana olduğu sürece sorun çıkmaz.’’ (Radikal. 26 Ocak 2006)

            Yapmayın Sayın Yuki… Astsubay okuluna bile öğrenci alınırken adayın yedi ceddi araştırılıyor, hangi tarikat okulunda okuduğu-hangi tarikat dershanelerine gittiği önemli oluyor da Cumhurbaşkanı’nın kim olacağına karışmıyor, ilgi duymuyor, merak etmiyorsunuz, öyle mi?

            ‘’Seçilen’’in; vahiy inmiş yahut sihirli bir değnek dokunmuş gibi o ana kadarki dünya görüşünden sıyrılacağını, geçmişini ve tüm müktesebatını bir kalemde sileceğini ve gelişerek değişeceğini mi zannediyorsunuz?

            ‘’Seçilecek’’ kişinin Cumhuriyet, Atatürk, Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve anayasanın ilk üç maddesi ve alt kimlik-üst kimlik hakkında en fazla üç-beş yıl önce söyledikleri, yaptıkları, seçildikten sonra söyleyecek ve yapacaklarının teminatı değil midir?

            Yuki devam ediyor;

            ‘’Tabii, bazı uygulamalar toplumun çoğu kesimi gibi bizi de rahatsız ediyor. Örneğin, imam-hatip mezunlarını sistemde ayrıcalıklı hale getirme girişimleri devam ediyor. Katsayı olarak denendi, şimdi de bu açık lise şeklinde deneniyor. Adeta bir fırsat kollanıyor. Bunları duydukça üzüntüden içimizin yağı eriyor. Ancak demokratik sistem içinde kendi konumuzla ilgili konuşuyor, görüşlerimizi yasal zeminlerde hükümete iletiyoruz. Başka türlü bir müdahale olmaz. Allah göstermesin (önündeki sehpaya eğilip, eliyle tahtaya vurdu) hiç bir şeye faydası olmuyor.’’

             Hayret ki hayret kıymetli okuyucu… Kıbrıs satılırken, Kerkük’ten vaz geçilirken, Türkmenler öldürülürken, Erbil-Mersin-Atina’da Türk bayrağı yakılır-yırtılır-hançerlenirken, Süleymaniye’de çuval geçirilirken Yuki’nin ‘’yüreğinin yağı erimiyor’’, önündeki tahtaya vurup ‘’Allah göstermesin’’ demiyor, ‘’demokratik sistem ve yasal zeminler içinde görüşlerini bildirmekle yetiniyor da İmam Hatip liseleri dendi mi ‘’yüreğinin yağı eriyor’’…

            ‘’Bröve’’de milletin yüreğinin yağı erimişti de siz neredeydiniz sayın Yuki?

            Atatürk’ü tekrar koydurana kadar milletçe ‘’çatladık’’..  Ne olacağı, nasıl bir şey çıkacağı konusunda yüreğimiz ağzımızdaydı.

            O sıralar Oktay Ekinci ‘’miğferi de kaldırın, ikinci dünya savaşındaki faşizmin sembolüdür’’ diyordu..

            Olur.. Mızrak, kılıç, tank, top, tüfekten sonra miğfer de kaldırılacak, iki zeytin, üç tere otu, bir de dolphin konulacak KKK’nın brövesine… Sanki ‘’Çevre Koruma Örgütü’nün izci kolu’’…

            Neyse Atatürk; ‘’Sakarya’daki Atatürk’’ tekrar konuldu… Yunanlılar üzülmüştür eminim.. Elenofiller de.. Bizans çocukları da…

            Hayrettir, 16 yıldıza ve MÖ 209’a da dokunmadılar..

            Peki ‘’dört yıldız’’, ‘’ay-yıldız’’ın neden üzerinde?

            Neyse buna da şükür…

            Ve tabii bu ilk adım..

            Geri alınan bir mevzii.. ama asıl iş bundan sonra başlıyor.

            Yakaya Atatürk rozeti takmakla, bröveye Atatürk’ü koymakla Atatürkçü olunmuyor.

            ‘’Durum’’ yahut ‘’ince siyaset’’ öyle gerektirdiği için Atatürk’ü işine geldiği gibi yorumlamakla değil;

            Karada, havada, denizde..

            Her zaman ve her yerde..

            Atatürk ilkelerini savunmak…

            Karabağ, Kerkük, Kıbrıs’ta..

Kosova, Karasu’da..

Dicle-Fırat arasında, İstinye’de..

Erbil, Mersin, Atina’da..

Süleymaniye’de..

            Türk bayrağının, sancağının ve..

Türk askerinin üniformasının şan ve şerefini korumak, toz kondurmamak da gerekiyor.

            Yuki Kıbrıs’a da ‘’bulaşıyor’’. Yetkin diyor ki;

            ‘’Radikal'e konuşan askeri kaynak, Kıbrıs siyasetinin ana hatları konusunda Genelkurmay ve Dışişleri arasında her zaman görüş alışverişinin bulunduğunu ve Dışişleri'nin hükümete sunduğu çerçevenin böyle belirlendiğini söyledi. Kaynak sözlerine şöyle açıklık getirdi: ‘Bu demek değildir ki, Kıbrıs konusundaki her açıklama kelime kelime birlikte yazılıyor. Zaten gerekmez de. Ancak çerçeve üzerine titiz çalışmalar sürdürülüyor. Olması gereken de bu; Kıbrıs güvenlik boyutu olan, önemli bir konu’. Kıbrıs konusu, Başbakan Erdoğan ve MGK'ya katılan bakanlarla, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ve kuvvet komutanlarının 4 Ocak'ta Başbakanlık'ta yaptığı toplantının iki önemli konusundan biri olmuştu. Diğer ana konu ise Irak ve Kürt sorunu idi.’’

            Peki Yuki’nin, ‘’siyasetinin ana hatları konusunda Genelkurmay ve Dışişleri arasında her zaman görüş alışverişinin bulunulduğu,…çerçeve üzerinde titiz çalışmaların sürdürüldüğü’’nü ifade ettiği Kıbrıs konusunda son durum nedir?

            Kıbrıs konusunda kıymetli okuyucu şu sıralar bir ‘’saray muhabbeti’’dir gidiyor.

            Erdoğan geçen Cumartesi Dolmabahçe Sarayı’ndaki ‘’çalışma ofisi’’nde içeriği gizli ve sır olan bir saat kırbeş dakikalık sürpriz bir kabul gerçekleştirdi, Talât ile görüştü.

            Talât da iki gün sonra, bu defa kendi ‘’Saray’’ında Straw’u kabul etti.

            Halbuki Özker Özgür günlerinden beri CTP’lilerin, Denktaş otururken Saray’a Saray demekten kaçındıkları belleklerden daha silinmedi.

            Görüşmeden sonra Straw Ledra Palas’taki basın açıklamasında ‘’Ziyaretinin -KKTC ile ilişkilerin siyasi düzeyinin yükseldiği anlamına gelmediğinin- altını çizdi, -Kıbrıs'ın tarihi, burada sorun olmasının nedeni. Gelecek de, çözüm bulmamızı gerektiren nedendir-‘’ dedi.

            Peki ‘’KKTC’nin siyasi düzeyinin yükseldiği anlamına gelmiyorsa’’ Straw’un ‘’saray’’ ziyareti neden bu kadar abartılıyor?

            Peki Gül’ün, Yuki’ye göre askerle de görüşerek hazırlandıktan sonra açıkladığı Kıbrıs planında ne var?

            Hiçbir şey yok… Akepe; limanları ve havaalanlarını açmanın kılıfını hazırlıyor.

Reddedilen Annan Planını, AB ve ABD’den aferin almak uğruna tekrar ısıtıp sofraya koyuyor. Böylelikle de Rumların yeni tavizler istemelerinin önünü açıyor.

            Resmi söylemlere göre  Annan Planının reddedildiğinin ertesi günü KKTC’nin tanınması çalışmaları başlayacaktı.

            Sonra ‘’Tanınma karşılığı limanları açarız’’a dönüldü.

            Gül’ün şimdiki ‘’eylem planı’’ ise bir adım daha geriye gidiyor ve ‘’Tanınma değil, izolasyonların kaldırılması karşılığı’’ limanların açılmasını öngörüyor..

            Mayıs’a kadar..

            Peki Gül ve danıştığı Yuki, Mayıs’ta Rum tarafında seçim olduğunu, seçime kadar Rumların bir adım bile atmayacaklarını bilmiyorlar mı?

            Maksat muhabbet olsun, dostlar alışverişte görsün..

            Organize işler bu işler, akıl sır ermez ey okuyucu..

Ve Gül’ün, ve Annan’ın planları; bir adım önde olacağız diye Kıbrıs Türkü’nü 1960 Anlaşmaları ile elde ettiği haklardan bile daha geriye götürecek planlardır, tuzaklardır.

Nereden nereye..

Türkiye olayı genelleştirmemek ve ilgisiz üçüncü-dördüncü tarafların karışmasını önlemek için yıllar boyu adada sorunun iki toplumu ilgilendirdiğini, Türk ve Rum taraflarının görüşmesiyle çözülebileceğini savundu.

1995’te Çiller ile GB’ye girmek uğruna AB ile Kıbrıs’ın ilişkilendirilmesini kabul etti.

Şimdi de Akepe sorunun AB’yi değil, BM’yi ilgilendirdiğini söylüyor. Taraflar, ilgililer  genişledikçe genişliyor. Sorun alabildiğine karmaşıklaşıyor.

Peki BM’nin ‘’referandum’’unda Kıbrıs Türkü’ne ‘’evet derseniz AB’ye alınacaksınız’’, ‘’bir evetle dünyaya bağlanacaksınız’’ denilmemiş miydi?

O halde neden AB değil de BM çözecek diyorsunuz?

Ha ali, ha veli… aynı kapıya çıkmıyor mu?

Yuki daha başka kritik konularda da görüş beyan ediyor..

‘’  'Irak'taki gelişmeler ABD'nin de istemediği şekilde gidiyor. Seçimlerin sonunda Şiilerin kontrolünde, Kürtlerin ve Sünnilerin katılacağı bir koalisyonun kurulması isteniyor. Kürtlerin katılmayacağı bir koalisyonun, Irak'ın parçalanması ile sonuçlanacağı endişesi var. Hoşlansak da, hoşlanmasak da, orada birlikte yaşamak zorunda olduğumuz bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu durumda Kürtlerin kontrolündeki bölgede ABD'den ve oradaki Kürt yönetiminden PKK'ya karşı istediğimiz desteği alamıyoruz. İstihbarat desteği alıyoruz ama, operasyon yapamadıktan sonra tek başına istihbaratın fazla bir yararı olmuyor.

  'Tabii adına ister Kürt sorunu, isterseniz başka şey deyin, sorun artık terör sorunu olmaktan çıktı. İstendiği zaman rahatsızlık vererek, varlığını hissettirmek amacıyla hep el altında tutulacak olsa da, terör ikinci planda önem taşıyor. Sorun artık Kürt ayrılıkçılığı, bölücülük, yani siyasi. Bölücü hareketin taleplerini dile getirmesi için artık teröre fazla ihtiyacı yok.'

  'Düşünce ve ifade özgürlüğünü kötüye kullanıyorlar. DTP'nin yetkilileri çıkıyor, terör eylemlerini övüyorlar, ses çıkmıyor. Polis, Öcalan posterleriyle gösteri yapanlara batıda başka, doğuda başka davranıyor; batıda müdahale ediyor, doğuda etmiyor. Bu acaba bir talimatla mı yapılıyor? Soruyoruz, ses çıkmıyor. Yarın belediyelerin kapısına Türk bayrağının yanına, belki de yerine başka bayrak asacaklar, o zaman da ses çıkmayacak.

  "Bunlar Milli Güvenlik Kurulu'nda, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'nda, başka yasal zeminlerde konuşulmuyor değil, konuşuluyor. Ancak harekete geçmekte çok geç kalınıyor. Şimdi TMY Kurulu'na bir gövde oluşturulacağı söylendi. Bekliyoruz. Ama TMYK adı üzerinde, terörle mücadeleyi amaçlıyor. Oysa alınacak önlemlerin terörle mücadeleye yönelik olması yetmiyor. Siyasi mücadele gerekiyor, siyasi mücadele içinse bir siyaset belirlenmesi lazım. Asıl bunda geç kalınıyor.'’

Şikâyet ediyor, vıdı vıdı ediyor.

Diline vurmuş..

‘’Komutanlar’’ın soru sorulan değil, cevap verilen makam olduğunu unutuyor.

‘’Yasal zeminlerde’’ bu saydığı uyarıları yaptıktan sonra görevinin bittiğini mi zannediyor?

Vicdanını mı rahatlatıyor?

Talimat yahut mektup yazmakla sorumluluktan kurtulduğunu mu zannediyor?

Türkiye Amerika’dan, İran’ın nükleer kapasitesine karşı füze şemsiyesi-koruma duvarı istiyor.

Savunmasını başkasına ihale ediyor.

Nükleer silaha sahip olmayı değil, abisinin kendisini korumasını istiyor.

Elin füzesiyle rüya görüyor.

Yuki’den ses yok..

"Bir Türkiye partisi" olacağı söylenen DTP'nin kurucularından Hatip Dicle Londra’da konuşuyor.. Konuşması, birçok Kürt internet sitesine "Öcalan'ın yönergesiyle örgütleniyoruz" sözleriyle yansıyor. Kürt internet sitesi Galawej'in haberine göre, Londra'da Halkevi'nde iki gün önce düzenlenen "Demokrasiye karşı direnen Türkiye ve Demokrasi Mücadelesinde Kürtler" konulu toplantıya katılan Dicle, Kürtçe "Yaşasın Başkan Apo" sloganıyla karşılanıyor.

Dicle, Türkçe yaptığı konuşmada, "Sayın Öcalan'a, tüm Kürtlere hakaret sayılabilecek 20 gün tecrit cezası verildi. Hükümet, kontrolü tamamen kaybetmiş durumda. Statükocular işbaşındalar, Kürtlerin sayın Öcalan'ı nasıl sahiplendiğini çok iyi biliyorlar. 2006 çok sıcak geçecek. Dileriz ki aklıselim hâkim olsun. Gerginlik böyle devam ederse Kürt halkının verdiği bedeller nedeniyle taviz vermeyeceği de biliniyor" diye konuşuyor.

Yuki’den çıt çıkmıyor.

Hollanda'nın yabancılar politikası ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Rita Verdonk, ülkesindeki yabancıların sokakta da Hollandaca konuşmaları gerektiğini söylüyor.
Koalisyon ortaklarından Liberal Parti'ye mensup olan Verdonk, partisinin Rotterdam'da hafta sonunda düzenlenen kongresindeki konuşmasında, ülkeye yerleşmiş yabancıların artık yalnızca okullarla öteki resmî kurumlarda değil, sokakta da Hollandaca konuşmalarını savunuyor.

Yuki duymuyor, AB’ci kimliğini bozmuyor. Tahtaya vurmuyor..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, askerlik hizmetini yapmak istemeyen bir kişiye zorla askerlik yaptırılmak istenmesini “kötü muamele” olarak niteleyerek Türkiye’yi mahkum ediyor. Mahkeme, bu konuda yeni bir yasal düzenleme gerektiğini de kaydediyor.

Bırakın Yuki’yi; Genelkurmay’dan bu satırların yazıldığı şu saate kadar bir açıklama gelmiyor, MSB’nin diplomatik açıklaması ile zevahir kurtarılmaya çalışılıyor.

Yuki, AB’ci tavrından vaz geçmiyor..

Genelkurmay Başkanı Özkök’ün disiplin için sadece kuvvet komutanlarının konuşmasını engellemesi yetmiyor.

Yüreklere su serpmesi için, kafa karışıklığını önlemesi için Yuki’leri de susturması gerekiyor.      26 Ocak 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”