Dış Açık Nasıl Küçültülür? - Korkut Boratav
Cari işlem açığının temel belirleyicisi dış ticaret açığıdır. İhracatta rekorların kırıldığı bir dönemde ithalat daha da hızla artmıştır. Bu, ihracatın giderek artan oranlarda ithalata bağımlı hale gelmesi anlamına gelir ve nedenlerin başında Gümrük Birliği'nin gecikmiş etkileri vardır. Gümrük Birliği rafa kaldırılmadıkça, ara mal üreten sanayi kollarını rakip ithalata karşı koruyabilme seçeneği gündemde değildir. Zira, Gümrük Birliği yüzünden Türkiye (AB gümrük tarifelerini uyguladığı için) örneğin Hindistan ve Çin'e karşı ''ulusal'' bir dış ticaret politikası izleyememektedir. Bu ülkeler ise Türkiye'den yaptıkları ithalata daha yüksek oranlı gümrük tarifeleri uygulayabilmektedir. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Önümüzdeki haftalarda Türkiye'nin 2005 yılında dış dünya ile giriştiği ''cari işlemler'' (yani mal ve hizmet ticareti, kâr, faiz ve ücret transferleri) sonunda oluşan açık belli olacak. Hem toplam olarak hem de milli gelire oranla bir ''rekor'' oluşturacağı anlaşılan dış açık rakamı yayımlandıktan sonra, tartışmalar yeniden başlayacak: Bu büyüklükte bir dış açık sorun mudur?
Bu köşede iki hafta önce bu soruyu tartıştım. Kısaca hatırlatayım: Türkiye yapısındaki bir ekonomi için, dış açık bir sorun değil, bir nimettir. Sürdürülebilmesi ve sürekli dış kaynak girişlerinin doğal uzantısı olan bağımlılık ilişkilerini de sineye çekmeniz koşuluyla... Öte yandan ABD ekonomisinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle, uluslararası sermaye hareketlerinde bir daralmanın gerçekleşmesi gündemdedir. Bu durum patlak verdiğinde, Türkiye'nin dış açığı ekonomik durgunlaşma veya küçülme sonunda aşağı çekilecektir. Olumsuz dış konjonktür koşullarında, son yıllarda dış açık vermeden büyümeyi becerebilen ''Güney'' ülkeleri Türkiye kadar handikaplı olmayacaklardır.
****
Giderek artan sayıda insan (ve hatta İMF) ''Dış açık bir sorundur'' yargısına katılmaya başladı.
Bir olgu, ''sorun'' olarak algılanıyorsa, ''çözülmesi'' gündeme gelmelidir.
Türkiye'de ''dış açık sorununun çözümü'' derken, büyüme hızı ile cari açık arasındaki bağlantı üzerinde odaklanmak doğru olacaktır. Ve yüksekçe (örneğin yüzde 7'lik) büyüme hızlarına ulaşıldığı yıllarda ''ılımlı'' (örneğin milli gelirin yüzde 2'sini aşmayan) bir dış açık oranının gerçekleşmesini ''sorunun çözümü'' olarak tanımlayabilirsiniz.
1990'lı yıllarda bu anlamda bir ''dış açık sorunu'' yoktu. 1990-1999 arasında milli gelir artış hızının yüzde 7'yi aştığı beş yıl vardır. Bu beş yılın ortalamalarını alalım: Büyüme hızı yüzde 8.2; cari açık/milli gelir oranı yüzde 1.9'dur. Daha düşük (yaklaşık yüzde 7'lik) bir büyüme temposunun yakalandığı 2003-2005'te ise ortalama dış açık/milli gelir oranı yüzde 5 civarında gerçekleşmektedir. Yukarıda değindiğim ''sorun'' aslında büyüme/dış açık bağlantısının bozulması olarak tanımlanmalıdır.
****
Peki, sorun nasıl çözülecek? Lafı uzatmadan yanıtlayalım: Bugünkü ortamda ''dış açık sorunu'' nun çözümü yoktur.
Cari işlem açığının temel belirleyicisi dış ticaret açığıdır. İhracatta rekorların kırıldığı bir dönemde ithalat daha da hızla artmıştır. Bu, ihracatın giderek artan oranlarda ithalata bağımlı hale gelmesi anlamına gelir ve nedenlerin başında Gümrük Birliği'nin gecikmiş etkileri vardır. Gümrük Birliği rafa kaldırılmadıkça, ara mal üreten sanayi kollarını rakip ithalata karşı koruyabilme seçeneği gündemde değildir. Zira, Gümrük Birliği yüzünden Türkiye (AB gümrük tarifelerini uyguladığı için) örneğin Hindistan ve Çin'e karşı ''ulusal'' bir dış ticaret politikası izleyememektedir. Bu ülkeler ise Türkiye'den yaptıkları ithalata daha yüksek oranlı gümrük tarifeleri uygulayabilmektedir.
Peki, düşük gümrük tarifelerinin etkisini, reel döviz kurunu hedefleyerek (TL'nin değerini yitirerek) bertaraf etme seçeneği? Böylece ithalatın rekabet ettiği iç sanayi desteklenmiş; ihracat gözetilmiş olmaz mı? Heyhat!!! Sermaye hareketleri serbest olduğu için döviz fiyatlarını aşağı çeken spekülatif sıcak para girişleri denetlenemez. Özerk Merkez Bankası'na, ''Faizleri bırak, döviz kurunu hedefle'' talimatı da verilemez. 1990'lı yılların ikinci yarısında Merkez Bankası bu seçeneği izleyebiliyordu. Bugün Merkez Bankası'nın tek yasal hedefi, enflasyonla mücadeledir. Bu nedenle sadece para politikası izlenmekte; döviz kuru hedeflemesi gündem dışı tutulmaktadır.
''Büyümeyi unut; daraltıcı makro politikalara yüklenerek cari açığı daralt...'' Bu formül, ''hastalığı yenmek için hastayı öldürmek'' seçeneğini andırır ve elbette İMF kökenlidir. Ciddiye alınabilir mi? Bir dünya rekoru olan yüzde 6.5'lik faiz dışı fazlayı daha ne kadar yukarılara çekebilirsiniz? Faizleri yükseltmek ise, ''kamu borcunun döndürülebilirliği'' hedefini çökertmez mi?
****
Kısacası, bugünün koşullarında ''dış açık'' diye bir sorunu hiç aklınıza getirmeyin. Çözüm yoksa, sorun da ortadan kalkar.
Yabancılar para getirdikçe piyasalar canlanacak; dış açık büyüyecek. Para girişi kısılırsa, sıfırlanırsa, çıkış başlarsa, işler tersine dönecek; durgunluk, daralma veya çöküntü dış açığı küçültecek, hatta yok edecek...
Bu sınırlar içinde iktisat politikası tartışmaları, ''abesle iştigal'' değil midir?